31 Aralık 2009 Perşembe
Aslında bir hata yaparak, saat 24.00’e kadar uyanık kalmamız gereken bir günün sabahının köründe, üstelik de çocuklarla, başka bir ülkeye yola çıkıyoruz. Uçak yolculuğu sakin geçiyor ama, uzak bir mesafe olmadığı için uçuş süresince de dinlenme yani uyuma imkanı olmuyor.
Viyana ‘nın Schwechat Havaalanı ‘na iniyoruz. Artık öğrendik, havaalanında şehire ulaşmak için, ilk iş bir info bankosuna gidip, varsa toplu taşıma imkanlarının toplu biletleri hakkında bilgi alıyoruz.
Bu sefer sabahın erken saatinde geldiğimiz için toplu biletimizi hemen almak mantıklı, bütün gün boyunca kullanabileceğiz. Avrupa’nın pek çok şehrinde olduğu gibi burada da, o şehrin adına çıkarılmış toplu ulaşım ve çeşitli kuruluşlarda indirim imkanı veren Vienna
Card var. Toplu taşım araçlarında kullandığınız kart için ilave bir bedelle Vienna Card alabiliyorsunuz böylece çeşitli müze, konser, alışveriş ve yeme içme mekanlarında indirim uygulanıyor. Birlikte verilen kitapçığı iyi incelemek lazım. Bizim açımızdan aslında tercih edilecek bir kart değil çünkü çocuklarla fazla müze gezemediğimiz gibi alışveriş de yapmıyoruz ve yine çocuklarla konser dinlemek, gösteriye gitmek gibi lüksümüzde yok. İndirim yapılan cafe ve restoranları bulmak da her zaman kolay olmayabiliyor çünkü ne zaman nerde olacağınız ve ne yiyebileceğiniz şansa kalmış.
Ancak bileti veren kişi, biraz Vienna Card konusunda ısrarcı oluyor, hatta almamız doğal bir sonuçmuş gibi davranıyor ve biz tereddüt etmeye fırsat bulamadan 3 günlük Vienna Card almış olarak buluyoruz kendimizi. Daha ülkeye ayak basar basmaz sert bir Avusturyalı ile kavga etmek istemediğimiz için sineye çekiyoruz, artık yapılacak iş kitabı hatmedip indirimlerden azami yararlanarak arada ödediğimiz ilave bedeli çıkartmak olacak.
Metro ile şehir merkezine ulaşıyoruz. Otelimiz, Novotel Wien City’nin, yerini gösteren haritalar elimizde ama sabahın erken saatinde olmasından mıdır nedir, bir sokak erken girince, takibi kaçırıyoruz ve oteli bir türlü bulamıyoruz. ( her zaman elimde harita var, hep kolay yerlerdeki otelleri seçiyorum ama ilk sefer genelde bulamıyorum, bu kaçıncı ). Çok basit bir noktada olan oteli bulmak eziyete dönüşüyor. En sonunda, bir İstanbul klasiği olarak taksicinin birine soruyoruz da, lütfen söylediği tarifle nihayet otele ulaşıyoruz. Yürümek sorun değil, havada soğuk değil ama, bavullar elimizde ve illa ben süreceğim kavgası yapan çocuklar her an tekerlekleri koparacaklar stresinden, bavulla dolaşmak gerginliği artırıyor.
Her zaman zor bulunan, insanın gözünün önündedir ya otelde aynen öyle çıkıyor. Şehrin en belirgin plazalarından birinin hemen yanı, kaybolmak, bulamamak imkansız. Olur böyle şeyler.
Şehrin ortasından Tuna Nehri geçiyor. Nehri ve kollarını taşkınları önlemek amacı ile kanallarla ıslah etmişler. Tuna ‘nın kuzey tarafı yeni şehir, bu bölge aynı zamanda iş merkezlerinin de olduğu yer.
Tarihi şehir merkezi ise, Tuna’nın güney tarafında, tam olarak bir çember ‘’Ring’’ cadde ile çevrelenmiş alan. Ring yapan tramvaylarla bu cadde üzerinde dolaşmak, barok dönem Viyana’sını şekillendiren yapılar hakkında bilgi edinilmesini sağlıyor. İmparator Franz Joseph( Habsburg) imparatorluğun azalan gücünün etkisini arttırmak amacı ile şehir duvarlarını yıkarak, Ring caddeyi ( Ringstrasse ) açmış ( 1857-65 ) ve sağlı sollu şehrin önemli yapılarını bu güzergahta birleştirmeyi hedeflemiş.Şehir haritalarında çok net olarak farkedilebiliyor.
Otelden haritamızı alıp, yürüyerek şehri tanımaya başlıyoruz. Tuna Kanalı’nı ( Donaukanal) geçerek, geldiğimiz Schwedenplatz bir çeşit alt merkez. Bu noktada bütün Türk dönerciler ile Hint, Uzakdoğu yemeği satanlar mevcut, havaalanı servisleri de buradan kalkıyor. Biz ilk gün geleneğimizi bozmayarak yine ve illaki ( çocuklar bir şeyi alışkanlık edinince zor vazgeçiyorlar ) Mc Donalds’a takılıyoruz. Çalışan kızların Türk olması, sipariş konusunu sorunsuz hale getiriyor.
Rotenturm Strasse’ye ( Rotenturm Caddesi )girdiğimiz zaman, bizi içeri çeken güzel kafeler görmeye başlıyoruz. Bu cadde, şehrin merkez noktası, kalbi olan St.Stephen Katedrali’nin bulunduğu Stephenplatz’a götürüyor bizi direkt olarak. Cadde boyunca, Nordsee ve Wienerwald gibi, Avusturya fast food zincirleri ile daha bilinen marka fast food’lar sıra sıra, ki buda şehre çok turist geldiğini gösteriyor sanırım. Bol miktarda da pizzacı bulunuyor yani, aç kalmak ya da ne eti olduğu belli olmayan sosislerden yemek mecbur değil. Son derece şık ve çeşit çeşit kafeler ise, Viyana’yı şimdiden sevmemize sebep oluyor.
Tüm heybeti ile yükselen Aziz Stephen Katedrali ( St.Stephen Cathedrale .ing., Stephansdom.alm.) 1365 yılında inşaa edilmiş ve
Viyana’nın en önemli simgesi durumunda. Roma mimari tarzı ve gotik tarzdaki katedral, ulusun tarihinde pek çok önemli olaya tanık olmuş. Renkli çinili çatısı ile şehrin en tanınan sembollerinden ve Viyana’nın kalbi sayılıyor.
Yer aldığı Stephen Meydanı ise turistik merkez. Katedralin ve meydanın hemen arkasındaki muhit, şehrin en eski tarihli, ortaçağ planını hala koruyan bölgesi. 2001 yılında tarihi şehir, Unesco Dünya Mirası listesine dahil edilmiş. Katedralin yanından kalkan gezinti faytonları çocukların hemen ilgisini çekiyor ve binmek için ısrarcı oluyorlar. Hafif yağmur başladığından ,bize de üstü kapalı at arabası ile dolaşmak fikri daha keyifli görünüyor ama fiyatı duyunca bu keyif biraz boğazımıza düğümleniyor.
At arabası ile dolaşmanın Viyana’ya yakıştığını söylemeliyim. Tarihi şehir sizi, bir anda öyle bir etkisine alıyor ki kendinizi, 16-18 yy.larda at arabası ile bir operaya gidiyormuş gibi hissediveriyorsunuz. Bir şehirde bir karakter yaratmak ve onu korumanın başarılı etkisi bu olmalı. Yapıldığı dönemi hissettirmek ve o dönemde yaşadığını kolayca hayal edebilme imkanı vermek.
Süresine göre oldukça pahalı ama yine de keyifli bir fayton turundan sonra yağmurda hafifliyor. Yılbaşı günü olması sebebi ile kalabalık gittikçe artmaya başlıyor.
Katedralin tam karşısına, cam giydirme cephesi ile, modern mimari uslupla yapılmış ve DO&CO ‘nun merkezinin yer aldığı Haas Haus hakim. Tam önüne büyük hoparlörler yerleştirilmiş ve bir grup insan çalan müzik eşliğinde vals yapan gençleri seyrediyor. Dans okulu öğrencisi olduğunu düşündüğümüz gençler, ayaklarında kotlar kafalarında bereleri ile daha ziyade rapçilere yakışacak bir kıyafetle, o kadar hoş vals yapıyorlar ki, uzun bir süre onları seyretmeden ayrılamıyoruz.
Gençler pisti boşaltınca daha yaşlıca başka bir grup yerlerini dolduruyor. Sorunca, Viyanalı taksiciler derneği olduğunu öğreniyoruz. Yılbaşı günü meydanın ortasında, binlerce turistin içinde taksiciler ve eşleri vals yapıyor. Tarifi kolay, inanması ise zor.
Kalabalığı takip ediyoruz ve en önemli yaya caddesi Graben’de buluyoruz kendimizi. Oldukça geniş ve uzun bir cadde. Yılbaşı için tepeden sarkıtılan avize şeklinde ışıklarla süslenmiş, çok da güzel olmuş. Mağazalar canlı, kalabalık muhteşem, herkes kendi halinde birşeyler yapıyor, birşeyler içiyor ya da bir yerlere yürüyor.
Sıcak şarap, punch, sosis satanlar, müzik çalanlar, sağa sola bakınan turistler, her
yerin olmazsa olmazı çekirge sürüsü misali Uzakdoğulu gruplar, alışveriş yapanlar, sadece gezinenler, çocuklar için figürlü balon yapan palyaçolar, pandomimciler, turistlere konser bileti satmaya çalışan 18.yy kıyafeti girmiş satıcılar…. Tüm bunların içinde en dikkat çekeni, ellerinde şampanya bardakları ile sokak ortasında şampanya içenler oluyor. İkili, beşli, farklı gruplar yol üstüne çıkarılmış kokteyl masalarının etrafında toplaşmış ( masa şart değil sadece toplaşmış olarak ) kesinlikle şampanya bardakları ile ( plastik yada başka tip bardak değil )şampanya içerek, yeni yılı kutlamaya başlamışlar.
Çocuklara balon, kendimize şampanya için erken olduğunu düşünerek sadece sıcak şarap ve punch alarak, bizde bu curcunaya dahil olmaya çalışıyoruz.
Graben’den, Kohlmarkt Caddesi’ne sapınca, direkt olarak Hofburg Sarayı’nın giriş meydanına çıkıyoruz. Bu büyük sarayı gezmeyi sonraki günlere bırakarak, bu günün anlam ve önemine uygun yılbaşı kutlamalarının yapılacağı şehrin bir başka merkez noktası Rathaus Binası’nın ( Belediye Sarayı ) bulunduğu Rathausplatz’a gidiyoruz. Burada akşam için hazırlıklar yapılmış, dev ekranlar yerleştirilmiş hatta ön gruplar konsere başlamış bile.
Çok hoş ışıklandırılmış Rathaus Binası ile önündeki büyük çam ağacı yılbaşı için güzel bir atmosfer oluşturuyor. Rathaus, Viyana Kent ve Eyalet Meclisi’nin binası. 1872-1883 yıllarında neo-gotik tarzda yapılmış bu etkileyici binanın cephesinde, Habsburgların ve Avusturya’nın
değerli kişilerinin heykelleri var. Binanın önündeki park alanında kurulmuş Noel Pazarı ( Christmas Markt ) daha ziyade yiyecek ağırlıklı. Yükselen kokular bize hiç cazip gelmiyor.
Akşamı çıkarabilmek için daha fazla yorulmadan metro ile otele dönüyoruz. Yılbaşı günü önceden rezervasyon yaptırmadan güzel bir yerlerde, üstelik çocuklarla yemek yiyemiyeceğimiz için, ortalarda dolanıp arama ve yorulma riskine de girmemek adına, otelin restoranı için rezervasyon yaptırıyoruz. Ne kadar doğru bir tercih olduğu akşam belli oluyor. Fine dining konusunda iddialı olarak reklam yapan otelin yılbaşı yemeği, şimdiye kadar yediğim en şık, en lezzetli yemeklerden biri. Müşterisi olduğumuz için çocuklara da katlanmak zorunda olan otel, onlar içinde özel düşünülmüş hoş tabaklar getiriyorlar. Yeni yılı kutlamaya güzel bir yeni yıl yemeği ile başlıyoruz.
Sıkıca giyinip tekrar 23.00 gibi dışarı çıkıyoruz. İnsan kalabalığının yoğun olduğu yerlere yılbaşı etkinliklerini tanıtan büyük panolar asılmış. Stephenplatz’dan Rathaus’a kadar olan bölgede, Graben ve diğer 9 noktada, 10 yerde 10 ayrı etkinlik ve konser düzenlenmiş. Farklı
saatlerde başlayıp gece saat 02.00de tüm etkinlikler son buluyor. Ayrıca şehrin dışı sayılabilecek Prater’de de başka bir organizasyon var. Mekanlar ve tarzlar farklı. Freyung ‘da vals müziği varken, Hoher Markt da funk müziği, Lugeck’de disco müzik yada
Karntner Strasse’de elektronik müzik gösterisi var. Bir yerde opera dinliyorsun, diğerinde country müzik, bir diğerinde popüler bir pop şarkıcısı gençleri coşturuyor, bir diğerinde klasik müzik çalıyor. Kim hangi türde eğlenmek istiyorsa o noktada takılıyor. En güzeli de mekanlar yakın ve yürüme mesafesinde olduğu için dolaşarak hepsini birden izelme imkanı olması. Tüm mekanların istisnasız görüntüsü ise, ellerinde şampanya bardakları ile şampanya içen gruplar. Bognerg Caddesi’nde ki, Zum Schwarzen Kameel şampanyalarının satıldığı dükkanın önü, tam anlamı ile adam kaynıyor, içeri girmek için kuyruk olanların dışında, orada kapıda durup ellerinde şampanya bardakları ile içenlerde mevcut.
Kalabalık, 24.00 e doğru, Stephenplatz’ı terk edip, Graben’den de, yavaş yavaş, her müzik olan noktada biraz durup dinleyerek Rathausplatz’a doğru ilerliyor. Saatler geceyarısına yaklaşınca meydan, park ve karşısındaki tiyatronun önü tamamen doluyor. Dev ekranlarda Robbie Williams şarkısı var. Gruplar ellerinde şampanya ve bardakları ile burada da kutlamaya devam ediyorlar. Bu kadar alkol söz konusu ama, itişen kakışan birbirini rahatsız eden hatta sesini yükselten bile yok. Son derece sakin ve nezih bir kalabalık. İçinde bulunmaktan keyif alıyoruz. Böyle ortamlara alıştıktan sonra yılbaşı kutlamak için İstanbul’a gelip, tacize uğrayarak şok olan turistleri düşünüyorum. Avrupalı’lar her yeri kendi ülkeleri gibi sanma cahilliğine sahipler maalesef.
Tek hayal kırıklığı saat 24.00 ü vurunca havai fişek gösterisinin çok zayıf ve kısa olması oluyor. Bu kadar kalabalık tahliye olmadan – ki hiç de öyle bir telaşları yok aslında- biz biran evvel uzaklaşalım diyoruz. Tramvayı beklerken, bazı aklı evvellerin eğlenmek amaçlı arabaların altına maytap ve havai fişek attığını görüyoruz. Kulağımıza gelen cümle ‘’Dursun, hele gel buna da atalım ‘’oluyor. Neredeyse 1 milyon insanın içinde, etrafa zarar vermeyi eğlence sanan yegane şahıslar Türk, büyük olasılıkla burada yaşayıp çalışan insanlar.
Güzel bir şehirde, güzel bir yeni yıl kutlamasını mahvetmelerini görmemek adına, birazda maytaplardan çocuklar korktuğu için, ilk gelen tramvaya atlıyoruz.
HOŞGELDİN 2010 !
( Odanın kapısında Türkiye’den getirdiğim narı kırmayı ihmal etmiyorum )
viyana-2-gun-schonbrunnpratermozarthaus
viyana-3-gun-hofburgstaats-oper
viyana-4-gun-lipizzanermozart-kafe