01 Ocak 2010 Cuma
Elbette erken kalkamıyoruz ama, kahvaltıyı kaçırmaya da gönlümüz razı olmuyor. Her zaman mükemmel ve belli bir standartta olan Novotel Oteller Grubunun kahvaltıları, bu oteli seçmemizdeki en önemli neden. Kahvaltı yaparken, smokinli beyler ile şık giyimli hanımların taksi çağırdıklarını görüyoruz. Bizim heveslenip havayı aldığımız yeni yıl konserine gittiklerini söylüyor oteldekiler. Bir sene öncesinden bilet almış şanslı kişiler, gözümüzün önünden geçip gidiyorlar.
Bugün, şehir çemberinin biraz dışında kalan Schönbrunn Sarayı’nı gezmeyi planlıyoruz. Metronun U4 hattı ile kısa sürede ulaşılıyor.
İmparatorluk ailesinin bu eski yazlık konutu, adını bölgedeki bir pınardan almış. 1695 yılında I.Leopold zamanında başlanan projenin tamamlanması Maria Theresa dönemini, 18.yy. sonlarını bulmuş. Avrupa Saraylarının en güzellerinden biri olan Schönbrunn Sarayı,Unesco Dünya Mirası Koruma Listesinde.( www.schoenbrunn.at )
Ana saray binasında, 35dk.lık İmperial Tour, sadece İmparator ( Kaiser ) Franz Joseph ve İmparatoriçe ( Kaiserin ) Elisabeth’e ( Sisi ) ait olan bölümleri , 50dk.lık Grand Tour ise bunlara ilave olarak Maria Theresa dönemine ait odaları da görme imkanı veriyor ki özellikle devlet törenleri ve imparatorluk ziyafetlerinin mekanı olan Büyük Salon, Milos Forman’ın 8 oscarlı Amadeus filminden de hatırlanacağı üzere görülmeye değer odalardan biri.( www.imperial-austria.at )
Ücretsiz olarak verilen audio guide’lar, saray ve odaları hakkında oldukça açıklayıcı bilgiler veriyorlar. Bu tür audio guide ( kulaklıktan numaralar dahilinde odalar yada objeler hakkında bilgi verilmesi ) uygulaması olan her yerde yaptığım gibi, Türkçe dil seçeneğini istiyorum.
Haliyle olmadığını söyledikleri zaman da Türkiye’nin kalabalık ve büyük bir ülke olduğunu hatırlatıyorum. Zavallı ve konu ile alakasız görevliler afallıyorlar. Polonyaca bile varken Türkçe niye olmasın, biz daha zengin ve daha çok turist gönderen bir ülkeyiz.
Bu sefer ilk kez Çağan ‘da İngilizce bir audio guide alıyor ama daha ziyade bana sormaktan ne kendi doğru dürüst dinleyebiliyor, nede bana dinletiyor, sadece ben dinleyip anlatsam daha iyi idi. Gönlüm razı olmuyor, ilgisini çekebilecek önemli bilgileri aktarıyorum.
Saray sadece tek bir ana binadan oluşmuyor, bir kompleks ve gezilecek çok yeri var. Saray kompleksinin girişindeki yapılar grubunda yer alan Orangerie Schönbrunn’da çok sayıda
konser ve gösteri düzenleniyor. ( www.imagevienna.com ) Klasik müzik ve vals gösterilerini saray havasını soluyarak izlemenin keyfi ayrı olmalı.
Sarayın ana binasının içinde, çocuklar için Kindermuseum düzenlemişler. Burada saray çocuklarının hayatı hakkında bilgiler veriliyor ve nasıl bir imparator yada imparatoriçe olarak yetiştikleri, nasıl giyindikleri, neler yaptıkları anlatılıyor. 1 Ocak azizliğine kurban giderek kapalı olduğu için bu müzeyede, saray arabalarının sergilendiği İmperial Carriage Museum’a da giremiyoruz.
Bu tür yazlık sarayların, sarayın kendisi kadar önemli bahçeleri de her zaman görülmeye değer. Neptün Çeşmesi ‘ni geçerek, bahçeyi taçlandıran tepedeki ‘’Gloriette’’e, Neo-klasik
sütunlardan oluşan seyir terasına doğru ilerlerken, çocuklar sağ tarafta hayvanat bahçesini farkediyorlar.
1752 yılında ,ilk kez bir saray kompleksi içinde kurulan bu Avrupa’nın ilk hayvanat bahçesi, Tiergarten Schönbrunn,( www.zoovienna.at ) fazla büyük olmasa da bir saray bahçesinde yer alması ve içindeki pavyonların saraya uygun bir mimari uslüp kullanılarak yapılmış olması açısından bize de sıkılmadan gezme imkanı sunuyor. Özellikle panda unutulmaz bir sevimliliğe sahip olarak, hafızalarımızda ve gönüllerimizde yer ediyor.
Hayvanat Bahçesinin çıkışında birde palmiye evi bulunmakta. ( Palm House )
Tropik bir sera burası ve geniş bir egzotik bitkiler koleksiyona sahip. Çocuklar daha önce böyle bir palmiye evi görmedikleri için, Vienna Card’ımızla sadece 3 euro olan bu değişik seraya giriyoruz. Aslında saray kompleksine dahil tüm bu mekanlar için ana girişte kombine bilet alınırsa daha ucuz oluyor ama biz önceden nereyi gezeceğimizi tam kestirememiş olduğumuzdan sağolsun Vienna Card diyoruz.
Oldukça değişik tropik bitkiler ve dev palmiyelerin olduğu ilgi çekici bir sera ama maalesef iklimi de tropik, nefes almak imkansız gibi, özellikle bizimkiler gibi ileri derece alerjik olanlar için. 10 dakikadan uzun kalmaları mümkün olamıyor ve hızlı bir turla çabucak çıkmak zorunda kalıyoruz.
Metro ile direkt olarak aksi istikamete Prater bölgesine gidiyoruz.( www.prater.at ) Otelimize yakın olan bu bölge, meşhur Viyana dönme dolabının yer aldığı ( WienerRiesenrad ) lunapark ile eğlence parkı arasında bir merkez. Oyunların yarısından çoğu kapalı olduğu için çocuklar hayal kırıklığına uğruyorlar, açık olan birkaç klasik lunapark eğlencesi ile oyalanıyorlar.
Wiener Riesenrad denilen wagonlardan( www.wienerriesenrad.com ) oluşan dönme dolap için ise geldiğimize değiyor. Hava puslu olduğundan Viyana manzarasını çok iyi görememiş olsak da, dönme dolap hepimizin hoşuna gidiyor. Dönme dolap kadar, çıkmak için beklenilen salondaki küçük sergi de ilgi çekici. Minyatür maketlerle
dönme dolabın tarihini, yapıldığı dönemi anlatan mizansen ve 2.dünya savaşında yerle bir olarak ne hale geldiğini gösteren maketcikler bizim olduğu kadar çocuklarında hoşuna gidiyor ve kısaca Viyana tarihi hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor.
Bazıları restoran olarak kullanılan ve yemek yenebilen vagonlardan Viyana’yı seyrediyormuş gibi resmimizi çekip veriyorlar ki illaki pek bir komik çıkıyorsunuz çünkü vagonun hareketine göre aşağı yada yukarı bakıyorsunuz ve uzakları seyrediyormuş gibi davranmanız gerekiyor. Gerçekte bakmadığınız bir yere bakıyormuş gibi fotoğraf çektirmenin sonuçları görülmeye değecek nitelikte.
Prater’in çıkışında, kapanış saatini kaçırdığımz için giremediğimiz Planetarıum Wien
( www.planetarium-wien.at ) de var ki çocuklar için ilgi çekici olabilirdi. Uzay hakında üç boyutlu filmler seyredilebiliyor.
Daha öncede söylediğim gibi Viyana’da her yerde müzik var. Konserlerin ve konser salonlarının içinden çıkmanız mümkün değil. Önceden bir program yapmadıysanız eğer, Stephenplatz’da sizi avlayan ve bir yerlerdeki konserler yada gösteriler için bilet satmaya çalışan turist simsarları da mevcut. Gitmeden önce ( www.wien.info ),( www.viennaconcerts.com ) gibi sitelerden konserler ile ilgili bilgi almak daha sağlıklı. Bu tür simsarlar, saray ortamında özellikle yemekli olanları size sunmaya çalışıyorlar ve cazibeyi arttırmak içinde illaki Mavi Tuna valsinin çalındığını söyleyerek sizi etkilemeye uğraşıyorlar.
Bizim çocuklarla 2 saate yakın süren ve geç saatte başlayıp biten bu tür konserlere katılma imkanımız zaten olmadığı ama, Viyana’ya gelip müzik dinlemeden de gidilmemesi gerektiğini düşündüğümüz için, konser programını yaparken, en azından mekanın ilgilerini çekebilecek türde olmasına dikkat ediyoruz.
Aziz Stephen Katedrali’nin hemen arkasında, Singerstrasse de yer alan Mozarthaus konser evinde bir Mozart dinletisini tercih ediyoruz. ( www.mozarthaus.at )
Bu küçücük oda, Mozart’ın, 1781’de bir müddet yaşadığı ve çalıştığı bir yer olmasından dolayı bizi çok heyecanlandırıyor. Bu odacık aynı zamanda, Viyana’nın en eski Konsert Hall’ü yani konser salonu. Konserin erken saatte başlayıp, sadece 1 saat sürecek olması ve tarihi bir ortamda çalanların tarihi kostümler giyiyor olması da tercihimizde rol oynuyor.
Bileti alırken ( Vienna Card geçiyor ), özellikle, çocuklar olduğunu belirterek, sıkılırlarsa hemen çıkabilmek için kapı kenarını istiyoruz. Bütün amaç, Viyana’ya gelerek bir konser dinlemeden gitmemiş olmak ve
Mozart ile aynı mekanı paylaşmak, ne çaldığının bizim açımızdan önemi yok, sormuyoruz bile.
Heyecandan, başlama saati gelmeden, ilk gelen biz oluyoruz ve Mozart’ın ruhuna ucundan dokunabilmek için odayı kimse yokken en ufak detayına kadar inceliyoruz. Kısa sürüyor çünkü çok küçük bir oda. Öğrendiğimiz en önemli şey, eskiden insanların neden bu kadar sık verem olup öldükleri oluyor. Oda çok soğuk, ısıtma sistemi diye bir şey yok, Avrupa ‘da kış sert ve binalar kalın taş duvarlara sahip, istesen de kolayca ısıtamıyorsun, nem, rutubet ve soğuk ciğerlerine işliyor haliyle.
Dört kişilik yaylı çalgılardan oluşan Mozart Ensemble isimli oda orkestrası, Mozart ve Strauss’dan oluşan repertuarlarını sunmaya başlıyor ve ilk eserin bitimini müteakip kısa
sessizlik olduğu sırada, tüm odayı Çaka’nın horlama sesi kaplıyor. Dışarı kaçmakla kaçmamak arası tereddüt yaşayıp, çıkmaya kıyamazken, müzisyen gençlerle göz göze geliyoruz. Bize bakıp kibarca gülümsüyorlar, salon hafifçe kıkırdıyor ve güzel dinleti devam ediyor.
Bitince Çaka’yı tatlı rüyasından zorla uyandırıp, Viyana’ya gelip Mozart ile aynı mekanda nefes almış, belki de onun ruhuna fazla aykırı da davranmamış olarak ( olmayacak yerde horlamak ) ve klasik müzik dinleyerek bir misyonu tamamlamış olmanın verdiği huzurla, yemek yiyeceğimiz Lale Restoran’ı bulmaya gidiyoruz.
Sahibi, Türkiye’den tanıdığımız ve Türkiye’deki işletmesini çok başarılı bulduğumuz Ali Bey, buraya gelirken havaalanında karşılaşınca, bizi Viyana’daki restoranına davet etmişti.Türk garsonlar ve Türk yemekleri ile ( biz yine de Viyana spesiyalitesi tercih ediyoruz ) rahat geçen bir akşam menüsü oluyor. Çorba ve çay, en çok yurt dışında iken kıymetli sanırım.
Yılın bu ilk gününde aklımızda Mozart, midemizde çorbalar….
viyana-3-gun-hofburgstaats-oper
viyana-4-gun-lipizzanermozart-kafe
schonbrunn-sarayi-avusturya-viyana