Çocukla Geziyorum

VİYANA – 3.gün HOFBURG,STAATS OPER

2 Ocak Cumartesi 2010

Nihayet bir klasik müzik konseri dinlemiş olarak, vals ile ilgili hevesimizi de giderelim diyoruz ve resepsiyona bu tarihte varsa bir baloyu izlemek istediğimizi söylüyoruz. Çeşitli odalar ve kuruluşların farklı zamanlarda düzenledikleri vals geceleri ve balolar olduğunu, ancak bunların bir takvime tabii olduğunu öğreniyoruz. Bu vals gösterilerinin en önemlileri, Festival Hall’de ve Strauss müzikleri eşliğinde oluyor. Blumentall denilen balo özellikle çiçek düzenlemeleri ile meşhur. Opera Salonu’nda yapılan büyük balo ise tamamı ile sosyetik bir etkinlik, görkemi kaçınılmaz. İllaki birine katılacağım diyorsanız, balo takvimini incelemek doğru bir yaklaşım yoksa, bizim gibi resepsiyona sorayım ne varsa katılırım mantığı ile olmuyor. ( www.wien.info )

Vals seyredemeyecek olmayı sineye çekip, başka ve daha organize bir zaman dilimine erteleyerek, bugünü Hofburg Saray Kompleksini gezmeye ayırıyoruz. Sarayın girişi, Roma kalıntılarının özenle korunduğu Michaelerplatz’dan. Bu büyük komplekste eski imparatorluk daireleri, birkaç müze, bir şapel, bir kilise, Avusturya Ulusal Kütüphanesi, Kış Binicilik Okulu ve Avusturya Başkanlık Makamları yer alıyor. Altı yüzyıl boyunca, Avusturya’nın kalbi olan 10 binada, gotikten 19.yy sonlarına kadar uzanan 7 yüzyıllık mimari gelişim görülebiliyor.

Hofburg Sarayı müzesi ( www.hofburg-wien.at ), üç ayrı bölümden oluşuyor. Silver Collection ( gümüş koleksiyonu ), Sisi Museum ( İmparatoriçe Elisabeth’in müzesi ) ve İmperial Apartments ( İmparator Joseph ve İmpartoriçe Elisabeth ‘’Sisi’’nin özel daireleri ). Silver Museum, Habsburg Monarşisinde, 50 milyonluk bir imparatorluğun tüm görkemini ve şaşaasını yansıtan, monarşinin son bulması ile 7 milyonluk Avusturya Cumhuriyeti’nin malına dönüşen, gümüş veya altın yemek ziyafet takımları, Bohemya kristalleri, çin porselenleri, imparatoriçelere ait eşyalar v.s. den oluşuyor. Her şey o kadar abartılı ki, paha biçilmez değerdeki ihtişamdan, altından gümüşten sıkılıyorsunuz. 30mt uzunluğundaki ziyafetler için kullanılan gümüş servis tabakları, düzenlenen ziyafetlerin görkemi hakkında net fikir verebiliyor.

Abartıdan boğulmuş olarak Sisi Museum’a geçiyoruz. Sisi,Viyana için Mozart kadar önemli bir isim. Viyana’nın Mozart ile birlikte en çok kullanılan turistik figürü. Bizi etkileyen, melankolik kişiliği ve mutsuzluğu oluyor.

Bavyera Düşesi olarak Almanya’da doğan Elisabeth, yedi kardeş olarak Bavyera’nın kırsalında, özgür ve rahat bir hayat sürerken, geleceğin imparatoru olacak kuzeni Franz Joseph’in kendisini görerek ilk görüşte aşık olması sonucu, 16 yaşında Avusturya İmparatoriçesi olmak üzere evleniyor. 18 yaşında imparatoriçe olan Sisi, dört çocuk sahibi oluyor. Müzede sergilenen, özel günlerde giydiği kıyafetleri ve mücevherleri, zarafetini ve simgelediği ünvanı ne kadar hakettiğini gösteriyor. Kocası imparatorun, büyük bir aşkla bağlı olduğu Elisabeth, saraya ilk kez banyo ve spor aletleri koyduracak kadar döneminin ilerisinde olsa da, hayatının ilerleyen dönemlerindeki mutsuzluğunun elbiselerine de yansıdığını görebiliyorsunuz. Her zaman halk tarafından ilgi çeken biri olduğu halde, oğlu veliaht prens Rudolph’un intiharı onu ciddi bir melankoliye sürüklüyor. 1898 yılında, kendisi de bir suiskaste kurban gidene kadar bu zamandan sonra  sadece siyah kıyafetler giyiyor. Hakkında pek çok film ve roman serisi olan Sisi’nin müzesinin belki de en ilgi çekici objesi, ölüm maskesi, öldüğü zaman yüzünden alınan kalıp, nihayet mutsuzluğu sona ermiş bir kadının sakin yüzü.

Bir alt katta yaşanılan hayatın şatafatını, bir üst katta ise o hayatı yaşayan, neşeli bir genç kızdan melankolik birine dönüşen kadının  mutsuzluğunu görerek etkileniyorsunuz.

The İmperial Apartments bölümünde ise Kaiser Joseph ( imparator ) ve Kaiserin Elisabeth ( imparatoriçe ) daireleri gezilebiliyor. Habsburg Hanedanının en popüler isimleri olarak, Joseph ve Sisi bu apartmanlara damga vurmuşlar.

Saray hayatının ihtişamından, yaşanan hayatların dramasından etkilenmiş, yorulmuş ve acıkmış olarak çıkıyoruz. Sarayın tam karşısındaki Kohlmarkt Caddesi’ndeki Viyana’nın en meşhur kafelerinden Demel Cafe’ye kadar bile yürümeye halimiz kalmadığı için, sarayın içindeki Hofburg Cafe’de oturuyoruz.

Viyana malum cafe’leri ve kahveleri ile meşhur. Kahve kültürünü Viyana’ya ve dolayısıyla Avrupa’ya getiren ise Osmanlı’lar. Viyana’yı kuşatma sonrasında döerken, kahve çuvallarını bırakıyorlar ve kuşatma esnasında Osmanlı’lara hizmet ederek nasıl içildiğini öğrenmiş olan bir Polonyalı, arkada kalan kahvelerle  ilk kahvehaneyi açarak Viyanalıları kahve ile tanıştırıyor. Kahvenin binbir çeşidi mevcut, tercih içene kalmış. Ancak görünüşleri ile göz dolduran tatlılar ise pek göründükleri gibi değil.

Açgözlü olduğumuzdan hepimize ayrı bir çeşit pasta sipariş veriyoruz. Çağan, özellikle en çikolatalı gibi görünen ve yine bir Viyana spesiyalitesi olan Sacher ( saker okunuyor ) Torte istiyor. 1832 yılında Fransız Sacher tarafından keşfedilen bu pasta, çikolatalı kek üzerine ince bir kayısı marmeladı sürmek ve tamamı çikolatalı krema ile kaplanmak suretinde bir pasta. Viyana’da bu pastayı yapmayan yer ve almadan dönmeyen turist yok gibi.

Bu kadar methiyeden sonra sanılır ki 5-6 tane yiyoruz, ne mümkün. Hiçbirimiz pastalarımızı yiyemediğimiz gibi seçtiğimiz kahveleri de içemiyoruz. Pastalar o kadar ağır, kahvelerde o kadar tatlı ki midemiz bulanıyor. Sacher Torte ise bizimkilerle kıyaslanınca bir o kadar lezzetsiz. Tam bir hayal kırıklığı, Çağan için üzücü bir deneyim oluyor.

Saraydan çıkıp Heldenplatz’a doğru ilerlediğimizde, Burgteather’ı geçerek, karşılıklı duran  aynı tip iki yapıya geliyoruz. Soldaki, Kunsthistorisches Museum ( Sanat Tarihi Müzesi ) ( www.khm.at ) ve diğeri, Naturhistorisches Museum ( Doğa Tarihi Müzesi ). Sanat Tarihi Müzesi, büyük ölçüde Habsburg’ların, yüzyıllar içerisinde topladıkları eserlerden oluşuyor. Koleksiyonun odak noktası, 15.ve 18.yy.lar arasında yaşamış Eski Ustalar.

Doğa Tarihi Müzesi’nde ise, arkeoloji, antrepoloji, mineroloji, zooloji ve jeoloji eserleri yer almakta. Her ikisi de son derece kapsamlı olan bu müzeleri gezmek için maalesef vaktimiz olmadığından, binaların cephelerine bakarak ilerliyoruz.

Tam karşısı Museum Quarter Wien.( www.mqw.at ) Bir zamanlar imparatorluk ahırları ve at arabalarının bulunduğu  Museum Quarter Wien, bugün dünyanın en büyük kültür merkezlerinden biri. Burada klasik sanat müzelerinden, sinema, tiyatro, dans merkezi, medya merkezi ve çocuklar için yaratıcılık merkezinin yanısıra çeşitli mağaza, cafe ve restoranlar da var. Biz burada sadece ZOOM Kindermuseum ‘a bakmak istiyoruz. ( www.kindermuseum.at ) Değişik bir mekan gibi görünsede gruplar saatle içeri alınıyor ve sonraki grubun giriş saati yaklaşık 1 saat sonra, gezdirilen dilde almanca olunca,( çokda önemli değil ) birazda sanki daha küçük yaş grubuna hitab ediyor gibi gözüktüğünden o kadar süre beklememeye karar veriyoruz.

Museum Quartier’in hemen yanındaki cadde Mariahilfer Strasse.Viyana’nın en uzun alışveriş caddesi. Birkaç yüz metre yürüsek de, vasat olan cadde bize hiç birşey ifade etmeyince, metro ile Ring Caddesi üzerinde yer alan Staats Oper ( Opera Binası )e geliyoruz.( www.wiener-staatsoper.at )Viyana Devlet Opera Binası, Ringstrasse binalarının ilk yapılanı. 25 Mayıs 1869’da Mozart’ın, Don Giovanni operası ile açılmış. Viyana Karnavalı – 6 Ocaktan Büyük Perhiz’İn ilk gününe kadar – nın son Perşembe günü, Opera Balosu burada yapılıyor. Salonu kapsayacak şekilde sahne genişletiliyor ve beyazlı sosyetik hanımlar ile kavalyeleri vals yapıyor. Pahalı bir etkinlik ve yer bulmak imkansız gibi.

Hayallerimin balosunu izleyemedik bari yapıldığı yeri görelim diyerek Operayı geziyoruz. Malesef sadece rehberli turla gezilebiliyor ve rehberimiz hanım pek bir disiplinli olduğundan kendi aramızda bile konuşturmuyor. Bu durum hali ile çocukları sıkınca, tuvalet bahanesi ile kaçarak lafı fazla uzatmayan ve kendi turunu bitirmek üzere olan başka bir gruba yama oluyoruz. Senenin her günü farklı bir etkinliğin düzenlendiği operanın sahne arkası, önünden daha etkili. Dekorlar için ayrılmış alanın devasallığı çocukları çok şaşırtıyor.

Opera Binası’nın hemen yanında uzanan Karntner Strasse’ de tarihi merkezin yayalaştırılmış caddelerinden ve bizi doğruca Stephenplatz’a götürüyor. Katedrali geçip, Rotenturm Strasse’ye dönüyoruz ve Wollzeile Caddesine sapıyoruz. Burada dünyanın en güzel şnitselcisi var; Figlmüller. Malesef bu cadde üzerindeki şube sadece randevu ile müşteri kabul ediyor, ancak bir cadde arkada ikinci bir şubeleri daha mevcut, Backerstrasse’de. Kısa bir kapıda bekleme süresinden sonra oturma sırası bize geliyor. ( www.figlmueller.at ) Viyana’ya gelip burada yememek ciddi bir kayıp. Hatta Viyana’ya sadece Figlmüller’de şnitzel yemek için tekrar gelinir. Bugüne kadar yediğiniz şnitzeli ayrı bir kefeye, burada yediğinizi ayrı bir kefeye koymak lazım.

Normal tabakta dev boyutta, tabaktan taşan bir şnitzel geliyor. Sanki yiyemeyeceğiniz kadar büyük hissi verse de, sonunda, erken bitiren, bitirmemiş olanınkini de yemek istediğinden kavga çıkıyor. Çocuklar bile o kadar beğeniyorlar ki, Türkiye’de hala ne zaman şnitzel konusu geçse burayı hatırlatıyorlar. Sadece şnitzel yapan Figlmüller’de yediğimiz ile ” wiener şnitzel” adı altında Viyana’da yapılanların da farklı olduğunu bilmek gerek. Bunları yazarken bile tekrar gidip yeme isteği duyuyorum.

O kadar mutlu ve doymuş olarak çıkıyoruz ki, tüm Graben’i yürüyüp, Bognergasse’de bulunan şarkütericiye gelmek yorgunluk verici gelmiyor. Yılbaşı günü kapısında kuyruklar oluşan bu mekanda Avusturya’lıların kapış kapış içtikleri Zum Schwarzen Kameel marka şampanyalardan alma konusuna takılmış durumdayız. İşletenler kibar davranıp çocukların herşeyi ellemelerine rağmen, çoğu ürün hakkında bilgi veriyorlar, bizde biraz hediyelik ve illaki Zum Schwarzen Kameel  şampanya alıp çıkıyoruz.

Önümüzdeki sene, yeni yılı kutlarken Zum Schwarzen Kameel şampanyalarımızı içerek Viyana’nın kulaklarını çınlatacağız…..

viyana-aralik2009ocak2010

viyana-4-gun-lipizzanermozart-kafe

Paylaşın: