30 Nisan Pazartesi 2012
Dünkü adalar gezimizden sonra bu günümüzde, Göcek Körfezi’nin anakara tarafındaki koyları gezmeyi planlıyoruz.Aslında Göcek Körfezi, öyle iki güne yayılacak büyüklükte bir körfez değil. Motorlu bir tekne ile bir günde birkaç saatte gezilebilir. Ama amaç elbette, güzellikleri sindirmek, her limanda başka demire bağlamak, her koyda başka ağaçların kokusunu içinize çekmek.
Bir gün evvel, kıyı kıyı, yavaş yavaş dolaştığımız koyları gezmeyi, bıraktığımız Hamam Koyu’ndan geri gelerek devam ederiz mantığı ile adaların önünden Hamam Koyu’na doğru seyre başlıyoruz. Zeytinli Ada ile Tersane Adası arasında – ki burası Fethiye Körfezi’nin içlerine doğru açılan geniş bir boğaz aslında – sabah avına çıkmış bir yunus sürüsü ile karşılaşıyoruz. Her yaştan herkesin, her zaman, sevgi ve sempatisini kazanmış bu güzelim memelileri, doğal ortamlarında, ayna yüzü bir denizde, narin şıkırtı sesleri ile bir batıp bir çıkarken izlemek, sevgi dolu bir heyecan veriyor hepimize.
Hemen motoru kapatıp ürkütmemeye çalışarak, belki yanımızda yüzerler umudu ile bekleyişe geçsek de, nafile, çok meşguller. İçlerinde, sırt yüzgeçlerinin küçüklüğünden yavrularında olduğunu fark ettiğimiz grup, bata çıka ilerleyerek bir müddet sonra gözden kayboluyor.
Hamam Koyu ve Manastır’a girmeden, bir önceki Sarsala Koyları’na yaklaşıyoruz, Küçük Sarsala ve Sarsala. Korunaklı yapısı ve doğal plajları ile hem gecelemek, hem de denize girmek için tercih edilen koylardan buraları. Çakıllı plaj, içlere doğru düz bir ova şeklinde giriyor. Çam ağaçları ile kaplı tepeler suya mavi-yeşil karışımı bir ışık yansıtıyor. Küçük Sarsala’da bir iskele ve restoran var. Bu koydan Taşyaka Koyu’na doğru yürüdüğünüzde, Likya Uygarlığı’ndan kalma kaya mezarlarının gezilebildiği söyleniyor.
Dün ve bugün gezdiğimiz bütün koy ve limanlarda çok güzel bir çalışma yapılarak, teknelerin sabitleme iplerini bağlamaları için kıyılara, T şeklinde mapa’lar çakılmış. Belirli aralıklardaki bu mapalar, teknelerin iplerini ağaca bağlamalarını önlemek için özel olarak, tüm Göcek’te çalışan tekneciler, kaptanlar, tekne işletmecileri v.s. den para toplamak usulü ile finanse edilerek gerçekleştirilmiş. Çünkü sık sık ip bağlanan kıyıdaki ağaçlar, zamanla tazyike dayanamayarak devriliyorlarmış.
Martin Burnu’nu dönüp sırasıyla Hurma, Sıralıbük ve Aşılık Koyları’nda turlayarak Taşyaka Koyu’na geçiyoruz. Taşyaka Koyu yada daha bilinen adı ile Bedri Rahmi Koyu’da, Göcek’in en çok ziyaret edilen koylarından biri. Taşyaka- Bedri Rahmi Koyu, Tersane ve Domuz Adaları’nın hemen hemen karşısında kalıyor.
1970’li yıllarda ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ve arkadaşları ( mavi tur sözünün isim annesi Azra Erhat ) bu koyu ziyaret ederek hayran kalmışlar. Ve rivayete göre, koyun yegane restoranında balık yemek istemişler. Restoran sahibinin balık yok demesi üzerine, Bedri Rahmi’de koyun girişindeki bir kayaya balık resmi yapmış.
Koyun girişinde kayanın üzerindeki Bedri Rahmi’nin balık resmi, Azra Erhat’ın kelebek mozaiği ve tepelerindeki yamaçlarda süslemeleri ile Likya Kral mezarları, sanat tarihinden kültürel bir pasaj sunuyor adeta. Göcek’in bu en kendine münhasır koyundan, Bedri Rahmi’nin balığına bir el sallayıp, suyun her mavisinde Azra Erhat’ı yad edip, yamaçlardaki kralların çoktan bu diyardan yok olup gitmiş anılarına bir saygı selamı göndererek, ayrılıyoruz.
İçinde bir kilise bulunan Kille Bükü ve Ova Bükü Koyları’nı geçerek, Göcek’e biraz daha yaklaşıyoruz ve Yassıca Adalar’ın karşısına gelen Boynuzbükü’ne giriyoruz. Koyun girişine iki küçük adacık bekçilik ediyor ve bunlardan Topan Ada’ya yakın gecelememek gerektiğini anlatıyor kaptan. Sebep, adada bol sayıda bulunan ve inanılmaz şekilde denizde yüzerek teknelerin iplerinden tırmanan fareler. Bunu duyan çocuklar gaza basmak konusunda ısrarcı oluyorlar.
Koyun bitiminde geniş iskelesi ile bir restoran bulunuyor, Boynuzbükü Yat Mola Restoran. Kaptan bu restoranın tandırını özellikle tavsiye ettiği için bu sefer haberli geliyoruz. Tandır, etin 2- 2,5 saat kadar kuyularda bekletilmesi usulü ile hazırlanıyor, bu yüzden gelmeden önce telefon ederek haber vermek gerekli. Yada gelip o sürede pişmesini beklerken denize gireceksiniz. Akşam tekne ile gelmek isteyenlerin ise, sadece restoranda değil, iskelede de yer
ayırtmaları gerekiyormuş.
Kahvelerimizi yudumlayıp, tandırımız tam olarak hazır olana kadar, kaptanlık ve miçoluk talimi yapıyoruz.
Bu restoranda da mezeler fiks, tandıra yer kalması amacı ile ne kadar yememeye çalışsak da lezzetleri ile kendilerini yed,rt,yorlar. Bir Antep’linin, sadece ottan oluşan bir mezeyi dahi iştahla yemesi, ahçının başarısının kesin göstergesi olarak kabul edilmeli.
Nihayet tandırlarımız geldiğinde beklediğimiz zamana da verdiğimiz paraya da değiyor. Genelde oğlaktan yapılan tandır, nasıl yuttuğumuzu bilemediğimiz için, kuzu mu oğlak mı diye sormayı hatırlamaya fırsat yaratmayacak kadar kendine bağlıyor sizi. Ne eti olursa olsun, bu kendi yağı ile demlenen lokum kıvamındaki taze ve körpe et, methini hak ediyor.
Günlük ağaçlarının tatlı serinliğinin altında, tandır bitene kadar, Çaka dahil, kimseden ne bir ses, ne de bir nefes çıkıyor. Nihayet yutkunup, kalan parça varsa sahiplenebilmek için yan gözle bakınırken, kaptan, sadece Amerika’da bir bölgede ve Türkiye’de Ege kıyılarında yetişen günlük ağaçlarının sayısız faydalarını ve yurtdışından özellikle bu ağaçları görmek için gelenler olduğunu anlatıyor.
Gezimize kaldığımız yerden bayağı bir ağırlaşmış olarak devam ediyoruz. Atbükü Koyu’na, koy içinde yetişen, yerli halkın kargı dediği kamışlardan bolca yetiştiği için, Kargı Koyu da deniliyor. Günlüklü Koyu ve yanındaki Osmanağa Koyu ise, genelde piknik yapmak için tercih edilen koylardan çünkü, yılın 12 ayı daimi olarak akan bir çeşme var.
Göcek’e yaklaşmaya başlayınca marinalarda demirlemiş yelkenlilerin direkleri hemen kendilerini gösteriyor ve çam ağaçlarının denizle iç içe olduğu Pamuklu Koyu’nda, Marintürk Marina’lar Grubu’nun, Exclusive Port marinası öncelikli olarak karşımıza çıkıyor.
Göcek Koyu’na girince, Club Marina’nın arkasındaki benzin alım istasyonuna uğruyoruz. Benzinciye 50TL.lik benzin doldur deyince, ‘’araba ile karıştırdınız galiba ? ’’ ibaresi ile acemiliğimizi yüzümüze vuruyor ( arabalar en az 50 lt. benzin alırken motor tekneler en az 200 lt. alabiliyor ) ve acı bir şekilde deniz hayatının ucuz olmayan yüzünü tekrar hatırlatmış oluyor.
Tekneyi teslim edip, akşam olunca, yediklerimizi eritmek için sahil boyunda turlarken, meydandaki amfitiyatrovari yapının ne amaçla kullanıldığını anlamış oluyoruz. Sahne olabilecek konumda, orkestra yanında gelin ve damat otururlarken, karşıda basamaklarda ve çemberi tamamlayacak şekilde dizilmiş beyaz plastik iskemlelerde, köy halkı yerleşmiş, ortada dans edenleri alkışlıyorlar. Burası bir çeşit açık hava köy düğün salonu olarak kullanılıyormuş meğer.
Özellikle yabancıların büyük coşku ile izlediği, fotoğrafladığı, kameraya çektiği, bu köy-kasaba düğünü, bizi de keyiflendiriyor. Gelin ile damadın yakınları olduğunu tahmin ettiğimiz kişiler daha bir şık ve özenli giyinmişler. Köylü hanımlar ise ellerinde kınaları, ayaklarında en çiçekli şalvarları ile plastik sandalyelere yerleşmişler. Açıktan açığa her gelen geçenin durup izlediği, dahil olsa kimsenin fark etmeyeceği bir ortam var iken, zayıfça bir genç, hangi mağazada kravat satılabileceğini soruyor bize. Belli ki ortada dans etmek istiyor ve bizim için bu kadar aleni gibi görünen bu düğüne verdiği önemi, ne kadar ciddiye aldığını, kravat takarak göstermesi gerektiğini düşünüyor.
Evlendiğini, yaşadığın çevrede herkese ilan etmek ancak böyle, isteyen herkes gelsin meydanda düğün var, ilanı ile olur. Kimi davet edeyim, kimi etmeyeyim, o alınır bu gücenir derdine düşmeden, yaşadığın çevreyi olduğu gibi kabullenerek, mutluluğu herkesle paylaşmak, başkalarının hayatında da eğlenceye bir vesile yaratmak, çoğunluğun birbirini tanıdığı küçük yerleşimler için belki de bir zorunluluk olsa da, güzel bir âdet.
Hiç tanımasak da, yeni evlenen gençlerin mutluluğuna ortak olduğumuzu hissediyoruz. Son gecemizde, bizi düğün dernekle uğurladıkları için, gelin-damada gönülden bir teşekkür ediyoruz…