Çocukla Geziyorum

BUDAPEŞTE – 3.gün PEŞTE

18 Mayıs Pazar 2008

İyi bir kahvaltı ile başlamak gibisi yok, hele Macaristan’ın yemek kalitesi düşünülürse. Bizim için otel seçiminde her zaman birinci kriter konum, ikinci kriter ise kahvaltı.Bu sefer konum olarak tam aktivite merkezini tutturamamışız. Kombine biletler ile biraz in bin oluyor ama, Çaka tramvaylara bayılıyor ve şehri dolaşmanın en ucuz ve zahmetsiz yolu da bu aynı zamanda.

Otel kahvaltı konusunda doğru karar. En azından sabah midemize birşeyler giriyor, çocuklarda sağlıklı birşeyler yemiş oluyorlar, çünkü gezinin geri kalanında da yemek sorun olacak gibi görünüyor.

Bugün Peşte tarafını geziyoruz. İlk iş otelimizin hemen yanı olan Blaha Lujza Ter‘deki markete uğruyoruz, içecek ve bisküvi tarzı birşeyler alıyoruz.

Metroda tek aktarma ile yine Hösök Ter’de iniyoruz. Burası Kahramanlar Meydanı olarak geçiyor. Macarların bölgeye yerleşmesinin 1000.yıldönümünde yapılan binyıl anıtı burada yer alıyor.

Hemen arkasındaki, Türkiye’de şehir içinde asla göremiyeceğimiz genişlikteki yeşil alan,Varosliget denilen kent parkı. Allatkerti Caddesi‘ne yönlendiğimizde, Budapeşte Hayvanat Bahçesi’nin filler ve ayılar ile süslü Hint mimarisini andıran Art Nouveau tarzı kapısı bizi karşılıyor. Dışarıdan görünüşü bile çocukların heyecanlanmasına yetiyor ki, şimdiye kadar gezdiğimiz en eğlenceli hayvanat bahçesi olarak hafızalarımıza yer ediyor. ( www.zoobudapest.com )

1866 yılında kurulmuş dünyanın en eski hayvanat bahçelerinden. Palmiye evi ise Avrupa’nın en büyüklerinden. İçerideki gruplamalar sadece hayvanlar baz alınarak yapılmamış, mekanlar anlamlı konumlandırılmış. Bölgesel temalar var; Nuh’un tiyatrosu, eko labirent, doğanın mücevherleri gibi.. Gezenlerin sonuçta çocuk olduğu unutulmamış, bölgeler arasında değişik oyun alanları, çocuk parkları düzenlenmiş. Hayvanların barınakları arasında da, eğlenceli, tünele girme, atlama, tırmanma gibi aktivitelerle çocukların katılımı sağlanmış. Ben en çok yol üstüne ara ara koydukları, ahşaptan yapılma esprili anime hayvan figürlerini beğeniyorum.

Çocukları çıkarmak çok zor oluyor. Artık açlıktan son noktaya gelince, kendimizi de onları da zorla dışarı atıyoruz. İçeride yiyecek yerleri olmasına rağmen, günü tek noktada harcamamak amaç.

Hayvanat bahçesine gelenlerin neredeyse tamamına yakınının elinde bir torba ile yiyecek bir şeyler getirmiş olmaları dikkat çekici. Ya halk fakir, yiyeceğe dışarda para harcamak istemiyorlar, yada onlarda bizim gibi dışarıdaki yemek kalitesinin yenmeyecek boyutta olduğunun farkındalar.

Hayvanat Bahçesinin ana giriş kapısının hemen yanında, Budapeşte‘nin en meşhur restaurantı Gundel var ama, dekorasyonu çocuklarla girmeye cesaret edemeyeceğimiz kadar şık, sadece camından bakmakla yetiniyoruz.

Hayvanat Bahçesi‘nin arkası ise, Vidampark adındaki bildiğimiz lunapark. Klasik lunapark eğlencesi için vakit harcamak istemiyoruz, parkın içine doğru yönlenince oldukça büyük olan göleti görüyoruz. Kışın donunca buz pateni pisti olarak kullanıyormuş Budapeşte’liler. Güzel havadan faydalananlar ile dolu, keyifli ve sakin bir ortam. Böyle geniş yeşil alanlar olupta mangal dumanı olmaması veya kimsenin çimlere ailecek yerleşip yemek yemiyor olması nedense bize boşluk hissi veriyor.

Tek cazip görünen, göl kenarındaki Robinson Restaurant’a giriyoruz. ( www.robinsonrestaurant.hu). Popüler bir yer olmalı ki yer bulmak için beklemek gerekiyor. Çok şükür menü, Macar mutfağından ziyade daha international ve çocuk menüsüde var.

Avrupa’da şık bir restaurantda da olsanız, daha basit bir yerde de yemek yeseniz, asla Türk garsonlarının müşteri velinimetimizdir yaklaşımını beklememek gerekiyor. Avrupa’da bir garsonun ters davranması için sadece oturup hiçbirşey yapmamış olmanız bile yeterli, sanırım onlara göre işlerinin tarzı bu. Yoksa Çaka’nın, bütün tuzu masaya boşaltıktan sonra üstüne de su dökmesine neden kızmış olsunlar ki.

Parkın içinde,Vajdahunyad Kalesi ile Macar Tarım Müzesi ve Szechenyi Kaplıcaları yer alıyor. Biz, yemek yiyip biraz dinlendikten sonra, parkın diğer ucundaki Ulaşım Müzesi ( Közlekedesi Museum )nin, çocuklar için daha cazip olacağını düşünüyoruz. Bulunduğumuz yere göre, parkı boydan boya yürüyerek geçmek gerekiyor.

Geniş bir açıklığa gelince, hareketli bir kalabalık farkediyoruz. Tanklar, helikopterler, askerler. Tam olarak ne olduğunu çözemesek de, askeri bir gösteri günü yada bir bayram veya bir kutlama olduğu anlaşılıyor. Askerler çocuklara tankları gezdiriyor. Geleneksel Macar asker kıyafeti giymiş atlı bir grupta, kılıçlar ve atlar ile gösteri yapıyor. Askeri güçleri bu gösteri oranında ise, Türklerin Macaristan’ı işgal etmiş olmalarına şaşmamak gerekir diye düşünüyorum.

Gösterinin yapıldığı alanın arkası Ulaşım Müzesi ama kapanma saati gelmiş. Genelde, gezmeyi planladığımız müzelerin açık olduğu günler ve saatleri mutlaka öğrenirim ama bu gösteri bizim saat hesabımızı şaşırtıyor. Bahçesindeki lokomotif, üzülen çocukları bir müddet teselli ediyor.

Aniden yağmur bastırınca, otele dönüp dinlenmek en iyi seçenek oluyor.
Otelin lokantası pahalımı olur diye cesaret edemediğimiz için, yemeğe Vaci Ut‘a gitmekten başka seçenek yok .Vaci Ut‘da yol üstünde keyifli görünen kafeler var. Hepsi çocukla girilecek türden değilse de, dışarıda otrunca çocuklar kimseyi rahatsız etmemiş olduğu için sorun çıkmıyor. Ama malesef çocukların yiyebileceği yemek bulmak zor, aynı sorun bizim için de geçerli. Çaka geldiğimizden beri patates ve bisküvi ile besleniyor.

Açız.

budapeste-4-gun-tuna

budapeste-5-gun-sonuc

 

budapeste-hayvanat-bahcesi

 

Paylaşın: