Çocukla Geziyorum

ÇANAKKALE – 1.gün Gelibolu Yarımadası

şehitler abidesi

29 Mayıs Cuma 2015

Kanlısırt, Lone Pine, Conkbayırı, Şehitler Abidesi, Zığındere  Sargıyeri Şehitliği,  Kilitbahir Kalesi, Seyit Onbaşı, Morto Koyu

Sanki uçağa yetişecek gibi ki artık gezilerimizde bu kadar erken saatleri tercih etmez olduk- yaşlandık mıdır nedir – saat 05.00 de kalkıp, otobüslere binmek üzere okulda buluşuyoruz. Gezi grubu iki otobüs kaplıyor. Dört sosyal öğretmeni, bir 4.sınıflar sınıf öğretmeni ve 5.,6. Sınıflar müdür yardımcısı var. Toplam veli on kişi civarı ve dördüncü sınıflar ağırlıkta olmak üzere 5,6,7. Sınıflardan karışık öğrenciler, bir iki de küçük ve büyük kardeş bulunan son derece kozmopolit bir grubuz.

tarihe_saygi_haritaHiç şaşırmadığım üzere, kalabalık olan otobüse biz düşüyoruz. Büyük çocuklar bizimle birlikte, dördüncü sınıfların çoğu diğer otobüste ve maalesef müdür yardımcısı da orada. Biraz geç geldiğimiz için otobüsün ancak arkalarına doğru yer kalmış oluyor. Sabah sersemliği ve hafif uyuklama ile ilk mola yerine kadar zaman sakin geçiyor, verilen kahvaltı kumanyalarını atıştırıyoruz.

Gelibolu Yarımadasına E-5 karayolundan gidiyoruz. İstanbul’da kara bulutların dolaştığı bir sabah. Bir zamanlar Ayçiçek tarlaları ile dolu olan Trakya’ya doğru ilerlerken, çocukluğumuzun gözde sayfiye yerleri Celaliye, Kumburgaz, Gümüşyaka, Silivri, şimdi çok uzak zamanların eskimiş satırlarından hüzünlü dizeler gibi ardı ardına geçiyor.

117712Yaklaşık yirmi, yirmi beş yılda Türkiye’deki tatil anlayışının nasıl değiştiğinin ispatı bu eski tip, eski tarz, eski hayal dünyasının evleri, iç içe denize uzanan siteler. Zamanın akış yönünde tozlanmış, birbirlerine sokulmuş, bir kışı daha atlatmaya çalışıyorlar.

İlk mola yerimiz Tekirdağ yakınlarında bir benzinci. Eller yüzler yıkanıp sabah çayları içilince herkes kendine geliyor. Ve tabii çocuklar da ayılıyor. Yanımızda oturan 6. yada 7. Sınıf iki genç kız, müzik dinlemeye başlıyorlar. Müzik ruhun gıdası ama onlar cep telefonlarına bağlı bir hoparlörü koltuk askısına asıp, moda yeni yetmelerden birilerinin hip hop şarkılarını bangır bangır çalıp, yetmezmiş gibi nakaratlara eşlik ediyorlar.

Arkaya konuşlanmış olan oğlan grubu kendi aralarında bir tablet oyunu yarışına giriyor. Öğrenmemin imkânsız olduğu, bilmem ne oyununu hırs yapıyorlar. Bir anakkalesavakabartmaharbaşka daha küçük boy oğlan, koltuk arkalarındaki televizyondan hangi kanalda hangi film var tartışmasıyla birlikte duruma göre filmin eleştirisini yapıyor. En popüler olanlar ‘’Taken’’ gibi aksiyon filmleri. Ama gerçekten havalı olmak için korku filmi seyretmek gerekiyor.

Tecrübe başka şey. Muhtemelen durumu bildikleri için hiçbiri arka tarafa oturmamış olan öğretmenler ve arkaya kalmış biz ise, cızırtılı bir mikrofondan Çanakkale Savaşlarını anlatmaya çalışan rehberi dinliyoruz.

çanakkaleÇanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleri. Almanya Rusya’ya savaş ilan edince, birlikte imzaladıkları anlaşma neticesinde Osmanlı devleti, Almanya’nın yanında yer almak zorunda kalıyor ve bir oldu bitti ile savaşa sürükleniyor. Karşı taraftaki İngiltere ve Fransa,  Rusya’ya ikmal ve yardım yapabilmek için Boğazları kontrollerine almak isteğiyle Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u işgal etme planları içerisindeler.

Tarih hepimizin bildiği kitaplardaki gibi. Ancak bu savaşı çok önemli yapan nedenleri değil daha ziyade nasılı. Öncelikle bu savaş, hem deniz, hem de kara savaşlarının aynı anda senkronize yürütüldüğü tarihteki en önemli ve neredeyse tek savaş. İki karşıt kuvvet arasında çok ciddi oranda askeri malzeme farkı var yani bir orantısız güç söz konusu.

çanakkaleSavaş olacağı netleşip, İtilaf devletlerinin Çanakkale boğazını ele geçirme planları kesinleşince, Almanya’dan komutan olarak Liman Van Sanders ordunun başına getiriliyor. Mustafa Kemal bu zamanda henüz bir yarbay. Fakat savaşın en önemli noktalarından biri öncesinde gerçekleşiyor ve Mustafa Kemal ne yapıp ediyor, günlerce baskı yapıp, kurmaya gidip gelerek, kendinin Çanakkale cephesine atanmasını sağlıyor.

Elbette ordu komutanlığına değil, 19.alay destek birimlerinin başına veriyorlar. Yani savaş esnasında bekleyecek ve gerekli olan cepheye yardıma gidecek olan çanakkalekuvvet, bir nevi geri plan. Mustafa Kemal gelir gelmez, Van Sanders Paşa’nın savaş taktiğinin baştan sona yanlış olduğunu fark ediyor ve üstlerine bildiriyor. Alman komutan bütün savunmayı karaya ve Asya tarafına yüklemişken , Mustafa Kemal, bölgeye 360 derece hakim olan Conk Bayırı ( Arıburnu , Anzak Koyu )nı ele geçirenin savaşı kazanacağını ve bu nedenle ilk saldırının buraya yapılacağını öngörüyor. Çünkü Conk Bayırı, Boğaz’ın en dar yerine – Kilitbahir – hakim olan tepe. Bu noktadan verilen destekle en riskli bölgeyi gemiler aşarsa  geri dönüş olamayacak.

Savaşın iki temel noktası var, biri Conk Bayırı tepesini ele geçirerek bu noktadan boğazın en dar yerine Kilitbahir’e tepeden hakim olmak,  diğeri ise Boğazın başlangıcı yani burun noktası Seddülbahir’in en yüksek noktası Alçıtepeyi ele geçirerek boğaza girişi sağlamak.

çanakkaleMustafa Kemal, savaşın öngörüsünü kimseye anlatamayınca emir dahi almadan, çıkartma yapılmadan bir gün önce, bütün destek kuvvetlerini Conk Bayırına yığıyor. Yüzyılın en büyük askeri dehalarından biri olan Mustafa Kemal elbette yanılmıyor ve çıkartma tam düşündüğü gibi buradan Anzak kuvvetlerince başlatılıyor. Ancak bu noktada, dev bir Anzak kuvvetine karşı bir elin parmakları kadar asker var. Mustafa Kemal’in ünlü ‘’ben size ölmeyi emrediyorum ’’sözü burada söylenmiş. Çünkü öyle bir orantısızlık söz konusu ki yardım gelene kadar hattı savunabilmenin tek yolu ölene kadar düşmanı oyalamak.

çanakkaleBüyük bir tesadüf eseri Anzaklar hesapladıkları koydan birkaç kilometre geriye çıkıyorlar ve bugün dahi böyle bir hatanın nasıl yapılmış olabileceğini saptayamıyorlar. Bu durum Türk cephesine biraz zaman kazandırmış olsa da ağır top ateşi altındaki Mehmetçiğin çaresizliği bugün Çanakkale türküsündeki dizelerde saklı. ‘’ Ölmeden mezara koydular beni’’. Çünkü gezerken gördüğümüz siperlerin içinde yatıp sadece üzerlerine top ateşi yapılmasını ve başka yerde konuşlanmış alayların yardıma gelmesini bekliyorlar. Sonuçta 57.alaydan geriye bir kişi bile kalmıyor ama cephe kaybedilmiyor.

çanakkaleEceabat’a gelmeden Kanlısırt tarafına, Çanakkale Boğazından Ege tarafına dönüyoruz. 57.Alay şehitliğinin ardından durağımız Mehmetçiğe Saygı Anıtı. Orman içinde aynısı olmasa da dönemi yansıtan siperleri görerek savaş anını tahmin etmeye çalışıyoruz. Kanlısırt yazıtlarında kısaca savaş hakkında bilgiler bir daire olacak şekilde konkav paneller üzerine işlenerek zirve noktasına yerleştirilmiş.

Bölgede ziyaret için yapılan çalışmalar esnasında dahi şehit mezarlarına rastlandığından, tüm şehitlerimiz adına ortak tek bir mezar yapılmış, önünde bir duayı eksik etmiyoruz. Aynı yerde Anzakların da bir abidesi bulunuyor. Ülke tarihleri boyunca katıldıkları tek savaş olan Çanakkale, onlar için de hazin bir yara çünkü onlar da ciddi kayıplar vermişler, üstelik vatanlarından çanakkalebinlerce kilometre uzakta, üstelik bu savaşla hiçbir çıkar ve dertleri yokken. Bu nedenle aynı alanda ve bölgede Anzakların da şehit anıtları bulunuyor. Onlara da saygıda kusur etmiyoruz. Anafartalar cephesi, Mustafa Kemal’in bu savaş ile özdeşleşmiş resminin çekildiği yer ve bu sırtı görünce içinizde bir şeyler cız ediveriyor.

Daha sonra otobüs ile güneye iniyoruz. Alçıtepe ve Seddülbahir’e gelmeden önce Kum Limanı içerisinde Kum Otel’de öğle yemeği yiyoruz. Eski tarz motel pansiyon karışımı bir yer burası. Ege’ye açılan geniş bir koya hakim. Genelde tur çanakkalegruplarının tercih ettiği bir işletme.

Okul çocukları ile birlikte tabldot yemeğimizi alıyor, kibarlık edip önce çocuklar geçsin deyince de kuyruğun bütün itiş, kakış, bağırış, çağırışını yaşamak zorunda kalıyoruz. Ancak hakkını vereyim yediğimiz ızgara tavuğun lezzeti pek çok lüks lokantaya on basar.

Ege’den gelerek Boğaz’a kaçmaya çalışan rüzgarın serin havası ile yemeğin lezzeti birleşince tatlı bir rehavet basıyor ama lobide otel yapılırken topraktan çıkan mermi, top ,tüfek kalıntılarını ( bir hayli ) görünce, birlikte bulunmuş olabilecek kimsesiz naaşlar insanın aklına geliyor ve hüzün rehaveti bastırıyor. Köyünden uzakta, bugün bizim yaşadığımız özgürlüğe kavuşmamız için feda edilmiş gencecik yaşamlar, arkasından nerde gömülü olduğunu bile bilememiş analarla babalar. çanakkaleTüm bölgede metrekareye 6000 merminin düştüğü bir savaş bu.

Bahçedeki parkta çocuklar biraz kudurup stres attıktan, hocalar ve velilerde şöyle mis gibi havada bir çay-kahvelerini aldıktan sonra, Zığındere  Sargıyeri Şehitliği’ne geliyoruz. Bu tür Sargıyeri şehitliklerinden bir iki tane daha var. Elbette sadece cephede ölenler yok, birde yaralanıp iyileşemeyen, hastalanan v.s. askerler var. Bu şehitlikler hastanelerde ölenler için yapılmış. Savaş cephesi dışında eve dönerken ölenler ise hesaplanamamış bile. Bilinen Türk kuvvetleri toplamda 250.000 şehit vermiş. Ki o zamanın nüfusu ile bu her üç zığındereevden birinin cenazesi var demek oluyor.

Seddülbahir’e doğru inerek, gelmeden Şehitler Abidesine gidiyoruz. 1952 yılında tüm Çanakkale şehitleri için her noktadan görülebilecek şekilde tasarlanmış bu anıt. Çanakkale Boğazı’nın ucunda Morto Koyu önündeki Hisarlık Tepe üzerinde yer alıyor. 1915 yılında I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Savaşları’nda hayatını kaybeden 253.000 Türk askerin anısına yaptırılmış. Resmi açılışı 21 Ağustos 1960 tarihinde yapılan anıtın altında Savaş Eserleri Müzesi, yanında Mehmetçik Anıtı ve Türk Şehitliği bulunmakta. Morto Limanı ile Çanakkale Boğazının girişi arasında yer alıyor. Bu yapıtın fikir babası, Atatürk’ün silah arkadaşı ve ilk askeri pilotu Emin Nihat Sözeri.  25×25 m kaide üzerinde yer alan 4 ayak üzerine oturtulmuş olan yapının yüksekliği 41,7 metre.  Ayakların genişliği şehitler abidesi7,5 metre. Çatısının tabanında mozaikten yapılma bir Türk bayrağı resmi bulunuyor.

Gerçekten bölgenin her yerinden görülebiliyor. Ve bu kadar zamandır gelip geçerken görüp de bir türlü giderek saygımı sunmadığım şehitlerimize karşı duyduğum büyük utançla geliyor, büyük bir onurla ayrılıyorum.

Etrafta çok farklı grupların varlığı dikkatimi çekiyor. İstanbul’dan veya Türkiye’nin başka şehirlerinden, çeşitli belediyeler özel turlar yaparak farklı gruplara Çanakkale’yi gezdiriyorlar. Çok da iyi yapıyorlar. İlkokul, lise, üniversite grupları haricinde en çok hoşuma giden ise bir grup Sarıgazi’li teyzeler grubu oluyor, neredeyse tamamı yerlere kadar uzanan koyu renk mantolu, başları eşarplı, ellerinde plastik çantalar, hafif tombul teyzeler toplu fotoğraf bile çektiriyorlar.

IMG_5765ÇANAKKALE, BİR HAC YERİ GİBİ TÜM MİLLETİMİZİN GELİP ZİYARET ETMESİ GEREKEN BİR MABED.

Bir turistik tesis yapılsa herkesin ayıla bayıla geleceği kadar güzel Fransızların çıkartma alanı Morto Koyu’ndan, Yahya Çavuş Şehitliğine gidiyoruz. Şehitliğin önünde  tabyalar bulunuyor. Burası da savaşın gidişatında özel bir nokta. Çünkü bu noktada İngilizler önemli bir savaş suçu işlemişler. Savaş esnasında sivil gemilerin kullanılması savaş suçu sayılırken, çıkartma başlamadan çanakkaleönce sanki bir kömür gemisi bozulmuş ve karaya oturmuş gibi koya bir gemi bırakarak içinde askerleri saklamışlar.

Truva şehrinin neredeyse karşı kıyılarında aynı hikayenin bu sefer bir kömür gemisi olarak yaşanması bir tesadüf mü, tarihle birlikte akıl edilen bir taktik mi. Savaş başladığında, gemilerden açılan ateşle tabyalar işlevsiz hale getirilince, kömür gemisinde sakladıkları askerleri sahile çıkarıyorlar. Sahildeki siperlerde bekleyen Yahya Çavuş sadece elli tane adamı ile İngilizlerin karaya çıkmasına engel oluyor ama tüm askerleri ve kendisi şehit olmaktan kurtulamıyor.

IMG_5789Sahil boyundan yukarı tekrar Kilitbahir’e geliyoruz. Kilitbahir Kalesi, 1452’de İstanbul kuşatması esnasında Papalık Donanması’nın Bizans İmparatorluğu’na yardım etmesini önlemek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından Çanakkale’nin tam karşısındaki Kilitbahir köyünde yaptırılmış. Tümüyle kaba yontulmuş taşlarla inşa edilmiş yonca biçimindeki kale çeşitli zamanlarda restorasyona uğramış ve Çanakkale Savaşlarında da önemli rol oynamış.

Tepelere doğru genişlese de Kilitbahir köyünün kısacık sahil boyuna bayılıyorum. kilitbahir2Denizle neredeyse iç içe nefessiz bir kıyısı olan bu mini minnacık sahil boyu, mutlaka bir gün-gece geçirmem gerektiğini hissettiğim küçük deniz kenarı köyleri listeme ekleniyor. ( evet, böyle bir liste oluşturdum )

Mecidiye Tabyasında, tek başına sırtladığı kilolarca ağırlıktaki toplarla savaşın gidişatını değiştiren Seyit Onbaşının anıtını ziyaret ediyoruz son olarak. Onbaşı, önünde artık pırıl pırıl uzanan boğazın yeşilimsi sularına bakıyor. Karşısında Çanakkale, Türkiye Cumhuriyetinin en güzel şehirlerinden bir başkası.

Seyit OnbaşıEceabat’tan feribotla karşıya geçiyoruz. Yol boyu boğazın durgun sularında bir yunus sürüsü eşlik ediyor, birde Türk milleti sayesinde simit yemeye alışmış hatta atılan lokmayı havada kapmayı doğal bir beceri haline getirmiş martılar. Topların ateşli gürlemeleriyle sarsılmış tepelere karşı bir çay içip sahip olabildiğimiz bu güzelliklere şükrediyorum. Rahat rahat şükrediyorum çünkü çok yerinde bir kararla çocukların feribotta inmelerine izin vermiyor hocalar ve böylece en azından burada sessiz sakin, huzur dolu bir çay içebiliyoruz.

Bol oksijen çarpıyor, duygu yoğunluğu sersemletiyor, çocukların çığırışları ve hareketleri ise aptala çeviriyor. İn bin biz yorulmuşken onlar çocuk olmanın sosuz enerjisiyle yorulmuyorlar bir türlü. Alışmış olmalılar ki, hocalar ve müdür bey de bir yorgunluk emaresi göstermiyor.

eceabatOtelde sessiz olun uyarıları arasındaki bağırışlar eşliğinde odalar bölüştürülüyor ve müdür tarafından kesin bir ciddiyetle belirlenen oteldeki ilk kurallardan biri olarak ‘’koridorlarda koşmayacaksınız’’ olanı, daha ilk grupla ihlal edilerek, herkes koştura koştura odasına dağılıyor.

Yemek esnasında ise,  bizim grubun oluşturduğu fiziksel çokluktan kaynaklanan kuyruk ve aynı salona verdikleri, kararsızlık ve şaşkınlık doğal yapıları olan bir uzak doğulu yaşlı grubunun oluşturduğu açık büfede ne alacağına karar verememe durumu sayesinde, akşam yemeği sabaha sarkacakken  fazla IMG_5797dayanamayarak uyanıklık etmeye karar veriyoruz. Ana yemekleri es geçip kimsenin henüz ulaşamadığı salata meze bölümüne aradan dalıp akşam yemeğini sorunsuz bir hale getiriveriyoruz. Milletimin bana bahşettiği bu pratik düşünme yetisini seviyorum.

Bütün gün tepindikleri yetmeyen oğlanlar, yemeğin üstüne birde futbol maçı yapmak için bahçeye koşuyorlar. Allahtan otel çok büyükte kimsenin sesi fazla duyulmuyor. Sahilde bulunan Kolin otel, beş yıldızlı ve imkânları yüksek bir otel. DSC_1129[1]Yemek sunumları oldukça kalifiye, sahili ve havuzu geniş, güzel. Çok fazla salonu var. Biz orada iken iki ayrı salonda toplantı, bir salonda da mezuniyet balosu yapılıyordu ama en çok hareket yine de bizim çocuklara aitti, öteki grupları pek ortalarda görmedik bile.

Otelde yapmamaları gereken ilk şey olan koridorlarda koşarak odalara girdiklerinde yatma vaktinin geldiğini anlıyoruz. Nasıl uyuduğumuzu bilmiyorum bile….

canakkale-2-gun-truva-canakkale

Şehitler Abidesi

Paylaşın: