Çocukla Geziyorum

ÇANAKKALE – 2.gün TRUVA, ÇANAKKALE

30 Mayıs Cumartesi 2015

Truva antik kenti, Çanakkale Deniz Müzesi, Çimenlik Kalesi, Nusret Mayın Gemisi 

Boğazda olmamızın verdiği bol oksijen ile deliksiz bir uyku çekiyoruz. Anadolu’nun havası çok güzel, İstanbul dışında her yerin havası çok güzel. Bulunduğumuz yer Çanakkale’nin sahili. Olmadığı için sanayi dumanını, şehir içine kadar gelemeyen havaalanındaki uçak gazlarını ve egzoz gazlarını solumuyoruz. Boğazın koridorundan esen yeli, Kaz Dağlarından fışkıran oksijeni, denizin Marmara’dan Ege’ye değişen iyotunu içimize çekiyoruz.

çanakkaleKahvaltı sakin geçiyor. Bir gün önceden gezide olmanın coşkusu ile kuduran çocuklar, sabah tam ayılamamışlar. Dikkat ediyorum, ya çikolata ezmesi ya mısır gevreği yiyorlar yada hiç bir şey yemiyorlar. Şöyle beyaz peynirli, kaşar peynirli, domatesli zeytinli kahvaltı yapan çocuk yok. Kaç yaşında alışıyor insan normal kahvaltıya?

Toparlanıp otelden çıkıyoruz ve otel rahat bir nefes alıyor. Boşuna arkamızdan su döken birilerini arıyorum oysa sevmiştim ben bu otelin sahilini, Gelibolu’nun troiakanlı tarihine batan kızıl güneşini.

Sabah programında Truva gezisi var. Kurtardığımız toprakların binlerce yıl öncesindeki sahiplerinin mistik öyküsü yatıyor bu antik kentte ve dünya tarihinin ilk rüşveti, ilk güzellik yarışması ile en çok bilinen ilk hilesi.

Tarihin en büyük entrikası Truva atından önce, bizde kendi entrikamızı gerçekleştiriyoruz ve hocaların arka sırasında oturan çocukların yerini gasp ediyoruz. Zavallı çocuklar, bizler yetişkin ve onlarda masum birer sabi oldukları için, melül melül arkaya geçmeye çalışırken, zaten hep önde oturmuş olan truvavelilerden biri kendi konumunu tehlikeye atmamak için herkes aynı yerinde otursun diye çocuklara sesleniyor. Üzerine atlamamak için eşimi zor tutarak veliye olumsuz enerji okları yolluyorum. Çocuklar yerimiz dolu diye sitem edince duymazlıktan gelerek, yetişkinlerin haklı pişkinliğine vuruyoruz durumu ve çocukları arkada kaderlerine terk ediyoruz. ( daha sonra hocaya açıklama yaparak gıyablarında özür diledim )

Antik kente gidene kadar rehber Truvanın hikayesini ve bilinen öyküyü oluşturan IMG_5869mitolojiyi anlatmaya çalışıyor. Bu arada artık uyanmış olan çocuklardan odada montunu ve telefonunu unutmuş olan en öndeki oğlan, gece rüyasında gördüğünü tahmin ettiğim bir konuya takılmış durumda. Otobüse binerken ve inerken, her yakaladığı fırsatta mikrofona ‘’Ciiiiiiiiiiiiiiii ’’ diye bağırıyor. Yanımızda oturan kızlarla gizli bir anlaşmaları olmalı ki onlarda buna anlamlı anlamlı bakarak eşlik ediyor hatta ciii’nin i si yeteri kadar uzamamışsa daha uzatması için teşvik ediyorlar.

TroiaOğlan bunu rehber anlatırken de yapmaya çalıştığı zaman, zaten karışık olan mitoloji içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Bu duruma, sağ ve sol yönleri karıştıran rehberin, arada bir şeyler göstermek isterken bizim ters tarafa bakmamızda bir etken tabii.

Sonuç olarak aklımda kaldığı üzere; Zeus’un, karısı Hera’nın kardeşi ve Achillius’un annesi Thetis’te gözü var. Oğlu Hermes, Hera’nın gazabına uğramamak için Thetis’in bir ölümlü olan Peleus ile evlenmesini öneriyor. Ama kehanete göre doğacak çocuğun tüm tanrılardan daha Troiagüçlü olacağı söyleniyor. Oğlunu öldürmemeleri için Thetis sol topuğundan tutarak bebek Achillius’u ölümsüzlük nehrine batırıyor. ( Sonradan sadece topuğundan vurularak öldürülebiliyor – Aşil tendonu )

Öte taraftan Truvanın kralı Priamos’un küçük oğlu Paris doğunca, onun içinde şehrin yok olmasına sebep olacağı kehanet ediliyor. Öldürmesi için ormana gönderilen bebek Paris, celladı tarafından orada bırakılıp, bulan bir çoban tarafından yetiştiriliyor. Tanrılar bir gün İda ( Kaz IMG_5868dağları ) dağında toplandıklarında şölene, fesat tanrıçaları üç kız kardeş davet edilmiyor ve onlarda ortaya üzerinde ‘’en güzel kimse o beni yiyecektir ‘’ yazan bir elma atıyorlar. Bu durum üç tanrıça Afrodit, Hera ve Athena arasında kavgaya sebep oluyor. Seçmesi için Zeus’a gidiyorlar, durumun kritikliğini gören Hermes buna da bir çözüm buluyor ve dağlarda dolaşan kanı soylu olan bir çobanı yani Paris’i öneriyor seçmesi için. Tanrıçalar ona, her biri ayrı vaatlerde bulunuyor ( ilk rüşvet ) En çok Afroditin vaadinden etkilenen çoban Paris, en güzel Afrodit’i seçiyor. Tanrıçanın vaadi, en güzel kadının aşkı ki bu da Helen. Ancak bilindiği Troiaüzere Helen’in aşkı Truva ve Yunan halkları arasında savaşa sebep olarak en sonunda Truva atı hilesi ile şehrin düşmesine sebep oluyor. Bu savaşın en önemli kahramanları ise sadece topuğundan vurulursa ölecek olan Achilleus ve atların efendisi Truva kralının oğlu Hector.

Çok kabaca ve kısaca anlatmaya çalıştığım bu hikayelerin detayı elbette mitolojide ve tarihte. Bugün ziyaret edeceğimiz Truva kalıntıları ise ilk kez gerçek anlamda İzmirli şair Homeros’un, dünya yazın tarihinin ilk basılı hikayesi olarak geçen İlyada destanında anlatılıyor. 1870’lerde Alman amatör arkeolog Heinrich TroiaSchliemann tarafından Tevfikiye köyü civarında keşfedilen antik kentte çıkan eserlerin çoğu günümüzde Türkiye, Almanya ve Rusya’da. Antik kent, 1998 yılından beri Dünya Miras Listesinde, 1996 yılından beri de Milli Park statüsünde.

İlk olarak Efes ve Milet antik kentleri gibi denize yakın olan kent, Çanakkale Boğazının güneyinde bir liman kenti olarak kurulmuş. Zamanla Karamenderes nehrinin kent kıyılarına taşıdığı alüvyonlar nedeniyle denizden uzaklaşmış ve önemini yitirmiş. Bu yüzden yaşanan doğal felaketler ve saldırılar sonrasında yeniden iskan edilmeyip, terk edilmiş.

Troyalılar, Sardis kökenli Herakleid hanedanının yerine geçmiş ve Anadolu’yu 505 yıl boyunca Lidya krallığı Candaules (MÖ 735-718) dönemine dek yönetmişler. 1871’de keşfedilen antik şehrin kalıntılarında, ilerleyen zamanlarda Troiagerçekleştirilen kazılar sonucu, aynı yerde yedi kez -farklı dönemlerde- kent kurulduğu ve farklı dönemlere ait 33 katman olduğu saptanmış. Şehrin bu karmaşık tarihsel ve arkeolojik yapısını daha kolay inceleyebilmek için kent, tarihsel dönemlere göre sırayla roma rakamlarıyla ifade edilen 9 ana bölüme ayrılmış ve bu katmanları gezerken görebiliyorsunuz.

Heinrich Schliemann Troya’da bulduğu hazineyi önce Yunanistan’a daha sonrada Almanya’ya kaçırmış. Bu eserler, Berlin’de bulunan Neues Müzesinde 103 ve 104 no.lu salonlarda sergileniyor fakat koleksiyon, 2. Dünya Savaşında kaybolduğu için sergilenen bazı eserler, asıllarının kopyaları. Troya hazinesinin Berlin’de kaybolan kısmının 2. Dünya Savaşı sonunda, müttefik kuvvetlerce işgal edilen Berlin’de, saklandıkları Berlin Hayvanat TroiaBahçesinden Ruslar tarafından alınıp götürüldükleri ortaya çıkmış. Uzun süre eserlerin ülkesinde olduğu iddialarını reddeden Rusya, 1994’te eserlerin ülkesinde olduğunu kabul ederek, bunların savaş tazminatı olduğunu belirtmiş. Eserlerin Türkiye tarafından istenmesi konusunda ise, eserler Almanya’dan getirildiği için Türkiye’nin bunları isteme hakkı olmadığı yönünde. Rusya’daki eserler, 1996 yılından beri Moskova’da bulunan Puşkin Müzesi’nde sergileniyor.

TroiaTroia Ören yerine giriş 20 TL. Çok iyi bir fiyat, müze kart gibi imkanlar var. Her zaman bu tür değerli ve çok ziyaret edilen ören yerlerinin özellikle yabancı turistlere yüksek fiyata olması gerektiğini savunuyorum, nihayet yerinde bir uygulama yapmışlar. Öğrenciler bedava ve bu da aynen böyle olmalı.

Antik kent kazıları, katmanları belirlemiş ama pek çoğu açığa çıkarılamamış henüz. İlk kentin kale duvarlarına ulaşılmış. Tabii üst üste şehrin gelişmesi kafaları biraz karıştırıyor. Aslında eskiden deniz kenarı olan bir tepelik burası, Troiayuvarlak formlu bir plan hakim. Eteklerde şehrin devamı evler yayılıyor. Güzel bir düzenleme yaparak ahşap yürüyüş yolları oluşturmuşlar, hem düzenli bir planla gezmiş oluyorsunuz hem de engebeli arazide rahatça dolaşabiliyorsunuz. Hector’un  Achillius ile dövüştüğü sahneyi eşinin izlediği platformu ve Truva atının muhtemelen bırakıldığı şehrin giriş rampasını görebilmek mümkün oluyor. Artık ne kadar doğru bilinmez ama 2004 yapımı Truva filminin etkisiyle öyle olduğunu hayal etmek, şehri algılamanıza yardımcı oluyor. Bu gibi antik yerleşmelere artık çok ilerlemiş olan simülasyon tekniği ile eski halinin yansımaları konmalı. Bu da IMG_5786benim hayalim oldu galiba.

-Ciiiiiiiiiiiiiiii, ne zaman alışverişe gitcez? Ciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii.

Soruları her otobüse bindiğimizde tekrarlanıyor. Ve nihayet sona erebilmesi için, yan yana portatif dükkanların olduğu Pazar yerine getiriyor otobüs grubu. Alışveriş merakının çocukları ileride ne gibi noktalara getireceğinin acınası bir örneğini görüyorum. Çocuklar ellerine verilmiş bütün ya da epeyi bir parayla, sanki almaları zorunlu ve aileleri de eve almadan dönme çanakkaledemişçesine, deliler gibi bir sürü şey alıyorlar. Hediyelik hatıra eşyalar alınmasına tabi ki karşı değilim ama çocukların özellikle kızların ellerindeki dolu dolu poşetler beni ürkütüyor. Hatıra niyetine pazarda ne varsa silip süpürmüş gibiler. Oğlanlar arasında da kim en büyük atı aldı karşılaştırması yapılıyor. Allahtan ki fiyatlarını da karşılaştırıp hiç olmazsa bir şeylerin farkında oldukları fikrini veriyorlar.

Oğlumda bizden para istiyor. Ona verilen para karşılığında satıcı ile pazarlık yaparak, daha fiyatlı olan bir boy büyük atı, elindeki verdiğimiz paraya satmaya ikna etmiş. En azından pazarlık etmiş. Ve abime hediye aldım dediğine göre, büyük olasılıkla herkes bir şey aldığından o da, almış olmanın bütünlüğünü tamamlamak üzere bu işlemi yapmış durumda yoksa atta gözü yok gibi.

çanakkaleTruva antik kentinden Çanakkale’nin içine gidiyoruz. Çanakkale feribot iskelesinin güneyinde bulunuyor Çanakkale Deniz Müzesi ve Çanakkale’ye ismini veren Çimenlik Kalesi. Feribot İskelesinin önündeki göbekte otobüslerden inerek, Fetvane Sokak boyu kaleye doğru yürüyoruz. Bu kısa, dar cadde, meşhur peynir helvacılarıyla dolu. Deniz Müzesine gelmeden, Çarşı Caddesi dikine kesiyor ki caddenin sonu ise yine türkü de adı geçen Aynalı Çarşı.

çanakkaleAynalı Çarşı, 1890 senesinde şehrin Musevi cemaatinin ileri gelenlerinden Eliyau Hallio tarafından yaptırılmış. Kapı kitabesinin üzerinde Osmanlıca ve İbrani Harfli Ladino iki yazı bulunmakta. Çarşının asıl adı “Passage Hallio”. Girişinde her iki taraftaki aynalardan ötürü Aynalı Çarşı olarak ünlenmiş.

Biz çarşı tarafına sapmayarak Çanakkale Deniz Müzesine giriyoruz. Çocuklar yine bedava ve yetişkinler 6.5 TL. Bu ücrete askeriye içindeki gezdiğiniz tüm yerler IMG_5819dahil; Çimenlik Kalesi, Nusret Mayın Gemisi ve Deniz Müzesi.

Çimenlik Kalesi ya da Kale-i- Sultaniye. Kaleyi, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra 1462 yılında yaptırmış. Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’sinde kitabını burada tamamladığından bahsediyor.

Kale, kare planlı bir iç kale ve dış kaleden meydana gelmekte. İç kalenin girişine konulan antik mermer koltuğa Fatih Sultan Mehmet’in oturarak askerlere hitap ettiği söylentisi var. Kalenin dış duvarları 100×150 m ölçülerinde. Surların yüksekliği 11 metre. Surların üzerinde Çimenlik Kalesiköşelerde ve aralarda dışa taşkın, 9 adet burç bulunuyor. Kalenin deniz tarafındaki suru III. Selim yıktırılmış, yerine o günün silah teknolojisine uygun olarak top platformları ve cephanelikler yaptırılmış. Çanakkale Savaşları sırasında 4 adet top kalede savunma görevi yapmış. 18 Mart 1915 günü kale özellikle İngiliz gemisi Queen Elizabeth’in yoğun saldırılarına maruz kalmış ve zarar görmüş. Kaleyi gezerken patlamayarak duvara saplı kalmış bir top mermisini görebiliyorsunuz. Günümüzde Deniz Müzesi’nin bir bölümü olarak hizmet veriyor. Kale dışında çok IMG_5822eski zamanlardan beri bölgede çanak çömlek yapımı olduğundan çok fazla sayıda buluntulara rastlanması nedeni ile halk dilinde Çanakkale denmeye başlanmış.

İyi bir restorasyon görmüş kaleyi rehber olarak askerler gezdiriyor. Normal biletle fotoğraf çekmeye izin vermiyorlar ama kapıda fotoğraf çekimi için ayrıca 12,5 TL. öderseniz çekebiliyorsunuz. Ben düşünemediğim için önce pişman oluyorum çünkü güzel pozlar bulunuyor. Ama sonra biletini aldım kısmını çocuklara izah Çimenlik Kalesiedemeyeceğimi ve asker rehberi epey bir zor durumda bırakabileceğimi anlıyorum çünkü biliyorsunuz çocuklar tipik birer maymundur, sorgusuzca yetişkinleri taklit ederler özellikle hepsinin elinde birer cep telefonu varken doğru karar vermiş olduğumu düşünüyorum.

Boğazın en dar yerinde Kilitbahir Kalesinin tam karşına inşa edilmiş olan kale, savaşlarda büyük bir öneme sahip olmuş. Kale içindeki müzede aynı zamanda Mustafa Kemal’in Anafartalar ile özdeşleşmiş fotoğrafının orijinali yer alıyor ve anlatan rehberin ses tonundan dahi müze olarak böyle bir değere sahip olmaktan IMG_5845ne kadar gururlandıkları anlaşılıyor.

Kaleden sonra dönemi anlatan resim, fotoğraf ve belgelerin sergilendiği Fotoğraf ve Resim Müzesi’ne giriyoruz. Savaşlara ait resim, yazı ve belgelerin olduğu küçük müzeyi hızlıca geziyoruz.

Limanda Nusret Mayın gemisinin bir replikası yer alıyor çünkü gerçek gemi kömür taşımada kullanıldıktan sonra parçalanmış. Gerçeği, Malatya Arapgirli Cevat Paşa’nın emriyle Osmanlı Donanması ve Türk Deniz Kuvvetleri’nde hizmete giren mayın dökücü gemi. Asıl ismi Nusrat olan ama zamanla Nusret olarak kullanılan gemi, 1911 yılında Almanya’nın Kiel şehrinde kızağa çekilmiş ve 1913 yılında Osmanlı Donanması’na katılmış.

Müze gemiye de gruplar halinde alıyorlar ve yine bir rehber asker anlatıyor. Orta güvertede kapalı bir odada ise simülasyonlar ile geminin döşediği 26 mayının savaşın kazanılmasında nasıl etkili olduğu gösteriliyor.

IMG_58437 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece Nusret mayın dökücü gemisi Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey ve Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey komutasında düşman gemilerinin projektörlerine aldırmadan Anadolu yakasındaki Erenköy’deki Karanlık Liman’a mayınlarını bırakıyor. Ertesi günlerde İngilizler deniz ve hava keşifleri yapsa da bu mayınları bulamıyorlar çünkü oldukça kıyıya yakın bir alanda yani manevra sahasındalar.

18 mart günü düşman büyük bir armada ile saldırıyor ve Türk bataryalarını etkisiz hale getiriyor. Tam Kilitbahir noktasını aşmak üzere hamle yapmışken, bu IMG_5846noktada devreye giren Seyit onbaşı sayesinde bir gemi isabet alıp batmaya başlayınca diğer gemiler boğazdan rastgele mayınlar bırakıldı sanarak Karanlık Koya geri çekilmeye ve manevra yaparak dönmeye teşebbüs ediyorlar. O zamanda elimizde mevcut olan döşeli yegane 26 mayına çarparak savaşın sonunu getirmiş oluyorlar.

Nusret ‘in döşediği mayınlar 18 Mart 1915’te Çanakkale harekatının kaderini değiştirmiş, ona “dünyanın en ünlü mayın gemisi” unvanını kazandırmış. Nusret IMG_5837‘in mayınları 639 kişilik mürettebatıyla Bouvet, onun ardından HMS Inflexible ve Boval zırhlılarını sulara gömmüş.

Tüm bu anlatılanları ve olayları izleyince elindeki en azı, en üst düzeyde kullanan pratik Türk zekasına bir kez daha hayran oluyorum ve bu savaşta azmin, inancın, dirayetin yanı sıra, ilahi bir şansında bizim yani haklının yanında olduğuna inanıyorum.

Büyük bir zaferle Çanakkale Savaşını kapatıyoruz. Gerisin geri döndüğümüz Fetvane Sokak taki Babalık Tkin Helvacısında peynir helvasını ödül olarak mideye indiriyoruz. İster üstü kızarmışı, ister düz pişmişini yiyin, dondurma ile yiyince pek bir güzel oluyor. Aynı yol üstündeki Hotel Etrangers’ de ayrıca dış cephesi ve özenli iç dekorasyonu ile gelip kalmak IMG_5850isteyenler için bir seçenek olabilir. Çocuklar ailelerine peynir helvası alırken bizde, rastladığımız Gelibolu Sardalyesi konservesinden alıyoruz.

Yemek için Çanakkale ile Eceabat arasındaki İris Otel’de mola veriyoruz . Otelin geniş kumluk sahili ile çiçekli bahçesini pek bir beğeniyoruz. Eğer yolum tekrar bu taraflara düşerse kalacağım otel burası olacaktır.

IMG_5852Yemekten sonra Lapseki iskelesinden yine feribotla bu sefer karşı kıyıdaki Gelibolu’ya geçiyoruz. Kentin adının Yunanca “Güzel şehir” anlamına gelen Kallipolis’ten geldiği söyleniyor. Osmanlı döneminde bu isim Türk diline uydurularak Gelibolu olarak değiştirilmiş. Şehir en son gördüğümden beri kendine bayağı bir çeki düzen vermiş. Feribotun yanaştığı sahilde oturma isteği doğuran balık lokantaları oluşmuş. Eski eserler restore edilmiş, butik oteller türemiş, kafeler peydahlanmış.

IMG_5812Gözüme hemen çarpan bir Piri Reis Müzesi, Gök Gömlek Arap dede türbesi  ile Gelibolu Savaş Müzesi oluyor. En azından geçtiğimiz sahil yolu Kore Kahramanlar Caddesi, rahat zamanda bir ziyaret etmeli gibi gözüküyor.

Tekirdağ’da durup Ali’de köfte molası vermeden önce mandıraları ile meşhur Malkara’da durarak …. Dan ne kadar peynir varsa alıyoruz. Etraftaki bereketli çayırlarda otladıkları söylenen hayvanlardan alınan sütlerden yapılan peynirler, İstanbul’a göre hayli ucuz bir fiyata.

çanakkaleMeşhur Tekirdağ köftelerimizi de yedikten sonra, gezinin en stresli kısmına, İstanbul’a dönüşe ( şehre giriş ) başlıyoruz ki artık çocuklar tamamen yorulup televizyona daldıkları için sadece arada bir kulaklık taktıklarından izledikleri korku filminde bağırdıklarını fark etmeyenler dışında önemli bir sorun yaşanmıyor.

Otobüsten inmeden, ciiii leyen oğlan ile kızlar, ne olduğu zaman ne duruma düşene dendiğini kesinlikle anlayamadığım bir şeye ‘’ subaru’’ denmesine karar veriyorlar….Ciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii…..

ÇANAKKALE KAHRAMANIM !

canakkale-1-gun-gelibolu-yarimadasi

truva-antik-kenti

 

DSC_1125[1]

Paylaşın: