Çocukla Geziyorum

KONYA – 1.gün Bir Aşk Yolculuğu…

mevlana türbesi

17 Aralık 2014 Çarşamba

Çok önceden yaptığımız uçak bileti rezervasyonu ile sabahın beşinde uçmak üzere hazırlanıyoruz ama gecenin 01.30 ‘unda seferin sisten dolayı iptal edildiğine dair bir mesaj imagesVLCWRI3Ageliyor. Güya çocukları erken uçuşa götürmeyip telef etmeyelim derken neredeyse uykusuz geçen bir gecede ne yapacağız telaşının gürültüsü ile bir şekilde onlarda uykularını bölüyorlar.

İlk kez ne yapacağımızı bilmediğimiz bir yolculuğa başlamak üzere yine de havaalanına gidiyoruz. Talep üzerine konan 11.50 ek Konya seferine binerek en azından Konya’ya gidebilmeyi garantiliyoruz, artık şurayı da göreyim buraya da gideyim planlarından vazgeçmiş olarak.

Dünyada okyanus aşırı olmak üzere pek çok yere gitmişken ilk kez, otobüs ile gitsek çoktan gidebileceğimiz bir yere ulaşmak bu derece zor, stresli ve uzun oimages0WJJBUSTluyor. Gecenin köründe uçak iptali yetmemiş gibi birde üstüne 30 dakika rötar ekliyorlar. Gidip gidemeyeceğimizden emin değil bekleşirken nihayet kapılar açılınca, yarım saat ayakta bekleyenleri hiçe sayarak öne dalan beş türbanlı hanım, çıkacağımız yolculuk öncesi gerilen sinirlerimizi test etmemizde önemli bir sınav oluyor.

Kul hakkı yememek gerektiği konusunda kendilerini kendi anlayacakları dilden ikaz ettiğimizde, saat 07.00 den beri havaalanında oldukları için kuyruğa girmemeyi kendilerine hak olarak gördüklerini anlayınca gülesimiz geldiği için gerginlik biraz dağılıyor.

imagesUCGH1L7EHava şartlarından dolayı hafif sarsıntılı bir 70 dakika sonrası indiğimiz Konya Havaalanı, dış hat transferlerine de açık temiz ve modern bir tesis. Şehre uzaklığı ise 30 dakika bile değil.

Havaalanında ilk fark ettiğimiz, T.C. Cumhurbaşkanlığı ve Çad Cumhurbaşkanlığı özel uçaklarının  alanda bulunması oluyor. Bizim uçakta da zaten ziyadesi ile yabancı özellikle, Avrupalı turistler çoğunluğu dikkat çekiyordu.

Grubu Mevlana Vakfı görevlisi Berna Hanım ve Ali Canip Olgunlu karşılayarak otobüse yönlendiriyorlar ve bu aşamadan sonra bir aşk yolculuğunun içinde buluyoruz kendimizi.

images7C0S5JHYAli Bey, tasavvuf üzerine uzun zamandır sohbetler yapan, Mevlana hakkında kitaplar yazmış ve daha önemlisi sufi öğretisini ruhunda, özünde yakalama yoluna girmiş bir gönül insanı. Tasavvuf, İslam inancına dayalı insanın kendini keşfetme yolu. Sufizm ise, dünyevilikten mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışan bir yaşam tarzı.

Ali Bey, yumuşak ses tonu ve içindeki derin anlama vurgu yapan kelimelerin pekiştirmeli hecelenmesi ile konuşarak, masalsı bir anlatım ile Mevlana’yı yakan ve şimdi alevi ona sıçrayan aşkı, Mevlana’nın duruma uygun sözleri ile o kadar hissiyatı yüksek bir konuşma ile özetliyor imagesO926CYGXki sabahtan beri herkesin yaşadığı stresin emaresi kalmıyor ve tüm otobüs sus pus olup bir anda sönüveriyoruz.

Siz buraya gelmek için zahmet çekenlersiniz ve bu zahmetiniz ziyaretinizi daha kıymetli yapar diyerek söze giriyor. Mevlana’nın öğretilerinden ‘’Niye oldu deme. Onlar bilirler herşeyi. Olacak olan olması gerektiği gibi olur. Niye oldu deme, hele bir de sonunu gör.’’ Gibi bir beyit ile gönüllerimizi ferahlatıyor. O derece etkilenmiş olarak dinliyorum ki söylenenleri , ne kadar kaydetmek istesem de ne elim kaleme kağıda gidiyor, ne gözüm bir başka yere kayıyor, ne de gönlüm başka bir ses duymaya tahammül edebiliyor.

DSC_0694[1]Herkesin sakinleşip ulvi bir sessizliğe bürünmesinden sonra yine Mevlana’nın öğretisi olarak ‘’Önce Nefs ‘’ diyerek Konak Konya Mutfağı’na gidiyoruz. Nefsi doyuracaksın ki aşk yolunda seni yoldan çekmeye çalışmasın. ( www.konakkonyamutfagi.com )

Konya’ya özgü bamya çorbası ile başlıyoruz.Yoğun kıvamlı ve salçalı bir suda nminicik minicik hafif ekşi bamyalar, Konya’nın yassı ve susamsız simidi andıran pideleri ile iyi gidiyor. Ardından tazecik ve yumuşacık bir ev yoğurdu ile yaprak sarma geliyor.

Masada gruba özel olarak ikram edilen, Konya’nın Ermenek ilçesinden getirilen pekmezli helvalardan var ayrıca ki, oldukça hafif ve yapılması bayağı bir emek gerektiren bu helvalardan sipariş usulü alabiliyorsunuzda. Kıymalı su börekleri sonrası gelen Konya Tirit’i  ( yoğurtlu pide üzeri ince uzun yumuşak köfteler ), altı patlıcan ezmeli Sebzeli KözlemeKebabı ve aslında bir çeşit kuzu tandır olan Fırın Kebabı’nı çok beğeniyorum.Tatlı olarak Konya Höşmerim’i sunuluyor ancak bu Ege tarafında bilinen peynirli höşmerimden farklı olarak peynirli değil, kaymaklı un helvası.

Maalesef saat 16.00 daki duaya yetişebilmek için, yemeklerin öyle uzun uzun keyfine varamadan kalkmak gerekiyor. Kebapları giyinirken ayaküstü ve tatlıyı da illa deneyeceğim ısrarım sonucu garsonun önerisi ile tabağı elimize alıp otobüse giderken tatmak ve artanı otoparkçıya ikram etmek usulü ile en azından neyin ne olduğunun tadına bakmış oluyoruz.

Ben aslında, çok kalabalık olduğu için erkenden gidilmesi gerektiği söylenen duanın yapılacağı türbeye gitmemeyi, nasıl olsa ertesi gün boşalınca rahatça mevlana müzesigezebileceğimiz fikrini daha çok beğeniyorum ama nedense kendimi önce otobüste sonrada, türbeye itip kakarak girmeye çalışan onlarca insanın arasında buluyorum.

Mevlana Celaleddin Rumi, 1207 ‘de Horasan’da bugünün Tacikistan sınırlarında olan Belh’de doğmuş. Babası ‘’alimlerin sultanı’’ unvani ile tanınmış Muhammed Bahaeddin Veled isimli dönemin ulema kişisi. Annesi Belh emiri Rükneddin’in kızı Mumine Hatun, babaannesi ise Harzemşahlar hanedanından bir Türk Prensesi.

mevlana müzesiHer yıl Konya’da üç ayrı tarihte anma yapılıyor. Birincisi 3 Mayıs, Mevlana’nın babası ile birlikte Konya’ya geldiği tarih. İkincisi doğumgünü olan 30 Eylül ve tabii en önemlisi 17 Aralık’taki ölüm gecesi yada kendi tabiri ile Allah ile buluşacağı ‘’Düğün Gecesi ‘’.

Hayatını, ‘’Hamdım, piştim, yandım ‘’ olarak özetleyen Mevlana, ‘’Gökkubbe’den daha güzel türbe mi olur ‘’ sözleri ile ve sufi inancına göre en güzel mezar yeri belli olmayan mezar olduğu için ölümünden sonra türbe yapılmasını istememiş. Ölümünden sonra müritlerinin yoğun baskısı neticesinde oğlu Sultan Veled tarafından şu an ziyaret ettiğimiz mevlana müzesitürbe yaptırılmış. İçeride aile efradı, inananlar ve bazı diğer Horasan erenleri ile birlikte 65 mezar yada Mevlana’nın tanımı ile ‘’susmuşlar’’ bulunuyor.

‘’Susmuşların olduğu yerde bu sen ben kavgası niye ‘’

Türbenin bahçesindeki kalabalık makul ama içerisi, girip çıkmayarak duayı illaki bahçedeki dev ekranlar yerine içeride Mevlana’nın sandukasının yanında dinlemek istenler yüzünden bir izdihama sahne. Ne girebilmek mümkün nede girerseniz çıkabilmek.Yarım saat kadar erken geldiğimiz için bari şöyle bir bakıp çıkalım hevesi ile kapıdan girmeye teşebbüs ediyoruz, eşiğe geldiğimiz gibi bir anda görevliler, kalabalığın insandan oluştuğunu unutmuşta kolide köpükleri sıkıştırıyormuş gibi insanları yok sayarak kapıları kapatıyorlar. Ne ileri ne geri pozisyonunda ama inanılmaz şekilde içerde olarak kalakalıyoruz ve bundan sonraki tüm hareketler ancak bir dalganın mevlana müzesietkisi ile oluyor.

Kıpırdayamadığım ancak nefes alabildiğim bir durumda, neyse duayı dinler çıkarız diyerek kendimi Mevlana yolunda, kendimin de hayret ettiği bir iç dinginliği ve huzur ile sabırla bekler buluyorum. Ama gel gör ki Türk insanı bir türlü rahat durmuyor.Ayılanlar, bayılanlar,  yer açmak için bayılma numarası yapanlar, girmek için itişip girdiğine pişman çıkmaya çalışanlar, ben taa nerelerden geldim diye kapıyı yumruklayanlar,  bilmem ne hocasıyım diye geçmeye çalışanlar neticesinde, genişliği fiziksel olarak sınırlı bir yeri iğne deliği boşluk olmayacak şekilde doldurmuş insanlar güruhu dalgalanıp duruyor.

Son hamlede, bir hocanın arkasından trafikteki ambulansın peşine takılan araçlar misali akan  insanlar seli beni de yakalıyor ve Tekin’in ‘’gitme ezilirsin, Işınınınnnn nın nın nın ‘’ feryatları ile ellerimiz kavuşamadan, ayaklarım yerden havalanmış mevlana müzesiolarak sürüklenip kendimi türbenin tam orta yerinde buluveriyorum. Ve demek ki kaderimde Konak’ta tıkınmak değil, dua esnasında büyük insanın sandukasının önünde, hissettirdiği yoğun ruhani kokuyu solumak varmış diyorum.

Saat tam 16.00’da dua başlayınca insanlar sakinleşip kıpırdanmayı ve dalgalanmayı bırakıyorlar ve bu fiziksel şartlarda nasıl geçer dediğim 40 dakika, abartısızca itiraf ediyorum ki bana bir dakikadan az geliyor. Tüm bir dua boyunca, kalabalıktan tek görebildiğim sandukasının başındaki sarık ile göz göze, ortamın tüm olumsuzluklarına rağmen, mevlana müzesibu kadar iliklerime kadar dolduğum, kendimi özellikle gelmem gereken bir yere gelmişim gibi hissettiğim bir zaman dilimi yaşamamıştım.

Hayatımdaki, biri anlatsa asla yapmam diyeceğim bir kargaşanın ortasında, herkesten ve her şeyden arınmış olarak sadece Mevlana ve onun yüce ruhu ile baş başa sessiz bir sohbet içinde buluyorum.

Duanın bitmesi ile birlikte dışarı püskürürken, insanlığa olmasa da  türbedeki organizasyonu yapanlara hitaben, Mevlana’nın kadim yoldaşı Şems’i Tebrizi’nin adaletinden feyz alarak, kendi özgün veczimi yumurtlamadan da duramıyorum. ‘’ IMG_5238Herkesi içeri alamıyorsan kimseyi alma. ‘’ Susmuşların sessiz mezar taşları ve güller ile süslenmiş bahçede herkese yetecek yer var.

Mevlana’ya sormuşlar ‘’ ”Hac yolu neresidir” diye  ”Konya’dan Kabe’ye midir ?” .”Hayır ”demiş Mevlana ” gönülden gönüledir ”.

Hırpalanmanın yorgunluğundan ziyade duygusal yoğunluktan yorulmuş olarak otele gittiğimizde bizi bir başka sürpriz karşılıyor. T.C. Cumhurbaşkanı, Bakanlar, muhalefet liderleri, hepsi bizim oteli kullanıyorlar. Koruma ordusu arasında otele giriyoruz. Aman bir şey sanmasınlar korkusundan kapıda bekeleyen, T.C. forslu lüksün ötesinde bir model olan makam araçlarına bakamıyorum. Asansörle odaya çıkmaya çalışırken de resmen omzumuzun üzerinden ‘’nereye, kimsiniz,ne yapıyorsunuz, kaça bastınız ‘’ bakışlarına maruz kalıyoruz.

images6EBWJRXQ741.Vuslat gecesi Mevlana’nın ölüm yıldönümü anma etkinlikleri bu yıl ilk kez daha büyük bir mekanda yeni açılan Spor ve Kongre Merkezinde düzenleniyor. Yine kalabalık olur dendiği için erken gitmek durumunda kalıyoruz ve otelin akşam yemeği menüsünden de bir kuru dolma olarak faydalanabiliyoruz.

Spor ve Kongre Merkezindeki izdiham daha ziyade etkinliğin bu yıl ilk kez ücretsiz yapılıyor olmasından ve içeri IMG_5138girmek üzere verilen biletlerin üzerindeki barkodu turnikelerde okutma becerisinin önceden kimseye kazandırılmamış olmasından kaynaklanıyor.

Gündüze göre daha az bir itiş kakış ile içeri girmeye çalışırken, fazla yakın temastan ahbap olmak zorunda kaldığım bir teyze ‘’nereli ’’ olduğumu soruyor. İstanbullu olduğumu duyup kendilerininde bağlantıları olan semtide öğrenince, Anadolu insanının sohbet geleneğinin başlangıç ritüellerinden birini gerçekleştirmiş oluyoruz. Hemşeri olmak ya da komşu olmak…

IMG_5152‘’Beri gel, daha beri daha beri.

Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?

Bu hır-gür, bu savaş nereye dek ?

Sen bensin işte, ben senim işte.’’

Ne güzel, sen ben bende sen olmak…Hepimiz biriz…’’

Teyzem, Anadolu insanının yücegönüllülüğünün ve misafirperverliğinin çok güzel bir örneğini sergiliyor. Kendileri daha önce gördüğü için dua zamanı dışardan gelenler girebilsin diye türbeye gitmeyip duayı televizyondan izlediğini anlatıyor ve şeb'i arusitişip kakışılan bulunduğumuz ortamda kendi yaşı bana göre hayli ( !) ileri iken bana yol vererek ‘’ geç kızım sen misafirsin ‘’ diyor. Karşısında gözlerimin yaşardığı bu insanların güzelliği, kaybolmaması gereken en önemli kültürel hazinelerimizden biri.

Kongre ve Spor Merkezi yeni yapılmış oldukça büyük kapasiteli modern bir yeni yapı. 10.000 kişilik oturma kapasitesi tamamen doluyor. Uluslararası olan ve gerçekten bayağı bir yabancının olduğu, anlamı, önemi farklı böyle bir gecede, önce Konya Büyükşehir Belediye Başkanı, yapılmasına vesile olunan tüm hizmetler için Cumhurbaşkanına teşekkür ediyor. Sonra ne dediğini bile anlayamadığım şekilde Diyanet İşleri Başkanı şeb'i aruskonuşuyor. Ve nihayet Sayın Cumhurbaşkanımız gündemdeki bir yapılanmayı şikayet ettiği konuşmasını yapıyor. 1,5 saat boyunca almanca dinlemek zorunda kalsam ne yapardım diyerek içeride bulunan çok sayıdaki yabancıya hem acıyorum hem de utanıyorum. Bence, Avrupalı insanlar, kendilerine yakıştırılan sabırlı sıfatını bu törenden sonra ilahi bir boyuta taşımış oluyorlar.

Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu ile birlikte, 1991’den beri bu topluluğun kurucu genel sanat yönetmenliğini yapan Ahmet Özhan çıkarak, tasavvuf müziğinden güzel örnekler sunuyorlar. Yine aynı toplulukta şeb'i arus62 yıldır kesintisiz Şeb’i Arus törenlerine katılan büyük neyzen Niyazi Sayın’da bulunuyor.

Son olarak semazenler sema gösterisine başlıyor. Önce bir derviş gelip Hz.Muhammed’i simgeleyen kırmızı postu sahnenin ortasına koyması ile başlıyor tören. Sonra, dokuzun katları kadar semazen, yeşil kavuklu bir baş semazen yönetiminde birbirlerini selamlayarak teker teker dönüşlerine başlıyorlar.Tasavvufa göre o semazenin dönüşünde koskoca bir kainat yatıyor. O kainatta sadece ben yok, sen var.

Benlik ve nefs kişiseldir ve yüktür ve arınmak bazen bir ömür şeb'i arusalabilir diyor Mevlana. ‘’Nezaket önemlidir ama daha önemlisi zerafettir ‘’. Bu durumda ‘’gel’’ demek nezaket, ‘’dön gel ’’ demek zerafet oluyor.

Evrenin hareketi dönmek üzerine ve semazenler genişliğin evrensel dairesinde ritm, ahenk ve simetriyi kullanarak insanı ortaya koyuyorlar. Tasavvuf aslında bir mistisizm değil, vahye dayalı bir dinin insana indirgenmesi.

Biri göğe biri yere bakan eller, Hay ( başlangıç ) dan geldik, Huy ( Allah ) a gidiyoruz demek oluyor.Bir ayağın yere sabit kalması ise aşk yolunda dünyadan ve yaşamın gerçeklerinden kopmadıklarını anlatıyor. şeb'i arus( Mevlana’yı en iyi aktaran kaynaklardan biri Abdülbaki Gölpınar )

Semazenlerin dingin, sesiz ve huzur bulaştıran gösterileri, seyrederken kendini çay içmek ve birşeyler yemek zorunda hissedenlerin gelip geçişleri ile biraz bulanıyor. Çekirdek satsalar ourup çitleyecek yapıda insanlar bile var.

En acısı ise Cumhurbaşkanını konuşma yapmak için kürsüye çıkarken ıslık çalıp ayakta alkışlayanlar daha dua bitmeden, daha gösteri bitmeden, en önemlisi ise Cumhurbaşkanı daha gitmeden, adeta düşünmeden yap dedikleri bir görevi tamamlamış olmanın umarsızlığı ile çekip gidiyorlar. Bir devlet şeb'i arusadamı, bir insan için daha ezici ne olabilir. Nerde kaldı şimdi son model arabaların havası.

Mevlana’nın tasavvufun yalın bilgeliği, mütevazi erdemi ile bir ironi gibi görünen muhteşem makam arabaları  ve koruyucu grubu ayrılmadan bizde tören biter bitmez girdiğimize göre oldukça sakin bir şekilde çıkıyoruz.

Konya mı … ilk kez bir şehre beden gözü ile değil gönül gözü ile bakmış olduğumu fark ediyorum. Ne sokakları gördüm ne insanları. Bu gezide yolun bizi getirdiği yer ne bir şehir ne bir otel, anlıyoruz ki yol bizi yeni bir yola getirmiş….

Erdim mi ne …

‘’ Hissettirmeyen hiçbir bilgi bilgi değildir ‘’ Mevlana.

şeb'i arus

 

Paylaşın: