Çocukla Geziyorum

AMERİKA – 10.gün MİAMİ Everglades, Ocean Drive

Sunny-Isles-Beach-Condos[1]

28 Haziran 2013 Cuma

IMG_2196Pırıl pırıl bir güne, yattığımız yerden okyanus manzarası seyrederek uyandıktan sonra, güzel otelimizin bol seçenekli, uluslararası misafire yönelik, gerçek açık büfe olan ve bize şahane görünen kahvaltısına indiğimizde, ‘’yok artık’’ desek de, bazı insanlar tip, yürüyüş, endam ve kıyafet tercihi ile dikkatimizi çekiyor. ( sadece Türk hanımlar kahvaltıya omuzlarında askılı çanta ile iniyorlar )

Meğer bir bayii turu varmış ve Türk grup, bu oteli tercih etmiş ve nasıl bir karma teorisidir ki binlerce otel içinden bizde aynı oteli tercih etmiş bulunuyoruz.

Maalesef güzel otelimizin güzel kahvaltısında, öyle Türk tipi uzun uzadıya çay muhabbeti yapacak zamanımız olmuyor çünkü internet IMG_2198üzerinden bir tur şirketine rezervasyon yaptırmış bulunmaktayız. Otelin önünden alacağı belirtilen otobüs, gelir mi gelmez mi, gelse bizi bulur mu endişesi yaşadığımız için erkenden kapıya çıkmak istiyoruz. ( www.miamitorucompany.com )

Geç kalmamak için apar topar otelin önüne koşturuyoruz ama bizi alacak olan gibi kısa süreli araçların park edebilmesi için özellikle park etmeyin levhası bulunan otelin tamı tamına en önüne, Türk grubun otobüslerinin park ettiğini görüyoruz. Amerika’daki otobüsleri bile Türkleştirme gücüne sahip bir millet olduğumuz için gurur mu duymalıyız bilemiyorum.

miamiOtobüs bizi göremeyecek endişesi ile dolanırken, tur otobüsünün gelip park yeri olmadığı için yan otele park ettiğini ve elinde kağıt ile bizi aradığını görüyoruz. Daha doğrusu elinde kağıt görerek üstüne atladığımız ilk adam böyle söylüyor.

Mutlu sona ulaşıp bindiğimiz tıngır tıngır tur otobüsü bizim gibi diğer otellerden binecekleri de toplaya toplaya Miami Downtown’a ilerliyor. Trafik olduğu için zaman alan bu süreçte Miami Beach trafik yolunu ( Collins Avenue ) ve üzerindeki detayları görme imkanı buluyoruz.

Dade County

Genel olarak Miami denilen metropoliten bölgenin asıl adı Dade County. Ana karadan adacıklar ve köprülerle bağlanan South Beach corabeldesinin bulunduğu Miami Beach, şehrin plajlarının olduğu sayfiye kesimi. Anakaradaki Downtown Miami, yüksek blokları, marinası ve çok sayıdaki zincir otelleri ile iş, finans ve şehir merkezi olduğunu hemen belli ediyor. Şehrin ortasında yer alan Little Havana, Küba asıllıların yaşadığı orta sınıf bir alt bölge. Yeşil alanları ve gözünüzü alamadığınız malikaneleri ile Coral Gables ise Miami’nin elit kesimi.

Günümüzde Amerikan Rivyerası olarak adlandırılan Miami Beach, 100 yıl kadar önce sadece tekne ile ulaşılabilen bir sığlıkken, 1920’lerden sonra yaşanan gayrimenkul yatırımları ile adeta yoktan var edilmiş.1930’larda pek çok Art Deco binanın yapılması ile bugün dünyanın en büyük Art Deco semti haline gelmiş bulunuyor.

Art Deco’nun mabedi Ocean Drive colorful_ocean_drive[1]bölgesinden başka, adanın genelinde de bu mimari akım hala fazlası ile kendini gösteriyor. Kuzey kısımlarda ise bu 1930-40’ların mimarisi yerini artık yüksek katlı cam cepheli gökdelenlere bırakmış durumda. Hakim mimariyi benim gözümde güzel yapan ise yüksek katlı bloklarında, alçak katlı yapılarında çoğunun balkona sahip olması. Sokaklarda oturulan, yemek yenilen, içilen, kafe ve restoranlar sabahın erken saatlerinde bile canlı. Yani insan bu şehirde  ( elbette iklim faktörü nedeni ile) sokaklarda yaşıyor, evlerinde bile sokağın kokusunu, havasını alabiliyor.

Merkez durağı olan Downtown Miami Bayside Marketplace’ in önünde bir müddet zaman geçirdikten sonra otobüs tur programına başlıyor. Şehir merkezinin göbeğinde yuvarlak kütlesel formu ile dikkat çeken American Airlines Arena‘yı ve Art Deco yapısı ile merkezdeki marquis-condo-miami-view[1]modern mimari içinde biraz sırıtan Freedom Tower ( Özgürlük Kulesi )ni geçerek Miami Havaalanına doğru yönleniyoruz.

Şehrin ortasından geçen Miami River ( Miami Nehri )ı geçtikten sonra neredeyse Little Havana bölgesinin bitiminde yer alan Miamai İnternatıonal Airport ( Miami Uluslarası Havavalanı )en büyüğü olmasa da Amerika’nın en yoğun havalimanlarından biri çünkü Karayipler ve Güney Amerika’nın kuzeye açılan kapısı olma niteliğini taşıyor.

Havaalanından sonra Doral City gibi sonradan yaratılmış önemli bir banliyö olan yerleşim bölgesi ve Casino sonrasında yaklaşık 40 dakika gibi bir zamanda Everglades National Park ( Everglades Ulusal Parkı ) ın kapısına geliyoruz. Daha doğrusu ulusal parkın ziyaretçi girişlerine açık olan bölümünün girişlerinden birine.

Everglades

evergladesAslında güney Florida’nın büyük bir bölümünü ekolojik açıdan büyük bir önem taşıyan, sulak düzlüklerin oluşturduğu Everglades Doğal Koruma Alanı kaplıyor. Uçsuz bucaksız bir alanda alçak adacıklarla dolu, saz ve su kamışı denizi, olağanüstü zenginlikte canlı türleri barındırıyor. Bu nedenle dünya ekolojik sisteminde önemli bir yeri olduğu için ve barındırdığı sayısız canlı türünden dolayı Unesco Doğal Alanlar Dünya Mirası Koruma Listesi’ne alınmış.

Bizim doğu kapısına geldiğimiz milli park, 580 ha.lık bir alan ile Everglades denilen bölgenin ancak beşte birini kaplıyor. Milli parkta yükseltilmiş iskelelerde dolaşarak gözlem yapılabildiği gibi kano kiralayıp gezilebiliyor ve belirli alanlarda kamp yapılabiliyor.

IMG_2219Grubu topluca, geniş yassı tabanlı, kullanıcısının arkada yükseltilmiş bir koltukta motorla tekneyi yönettiği, genel olarak bataklıklarda kullanılan ‘’airboat’’ lara bindiriyorlar. Tekne içindeki sıralara dizi dizi yerleşiyoruz.

Bataklık içinde, bindiğimiz airboat’lar ile bir tur yapılacak ve şanslı isek, doğal ortamlarında yörede bolca olduğu söylenen Amerikan timsahları görülecek. Oyalandığımız için sona, yani en arkaya kaptanın önündeki motora en yakın olan sıraya ve en kenara kalıyoruz. Kaptan ( kaptan mı deniyor acaba ) binen herkese kulak tıkacı dağıtarak, arkadan takmalı motorun yüksek hızda çok gürültülü olacağını söylüyor.

evergladesÖnce, var oldukları bilinen timsahları öğlen yemek saatinde fazla ürkütmemek için sazlıkların arasından, su yüzünü kaplamış yaprakları yara yara, gözlerimiz neredeyse bizim kollarımız ile aynı hizadaki sık çalıların dibinden fırlayabilme olasılığı her zaman olan bir hayvan arayarak, yavaşça ilerliyoruz.

Sazların, bir açıklık, genişçe bir su yolu oluşturduğu alana gelince, bu sefer heyecan dozu artıyor ve kaptan/şoför yükleniyor gaza. Aracın gürültüsü o denli yüksek bir desibelde ki hiçbir işe yaramayan kulak tıkaçlarını bile baskıdan kulağınızdan fırlatacak cinsten. Kaptan/şoför sadece motor gürültüsü ile yapılan eziyeti az buluyor olmalı ki bu seferde son hızla ilerleyen aracı ani döndürerek saz adalara doğru canhıraş bir sürüklenme yaşatıyor ve böylece kulak zarı evergladesparçalayıcı ses önemini yitirerek asıl önemli olanın bu ani sürüklenişlerde adalara doğru fırlayıp, sadece gözlemlemeye geldiğimiz hayvanlarla sarmaş dolaş yuvarlanmamak olduğunu anlıyoruz. Botta sabit kalabilme telaşı arasında yüksek desibelden sağır olmuş vaziyette iken, çocukların ve Tekin’in ‘’sen sürükledin bizi buralara ‘’ dediklerini duyuyorum nedense. Sesleri motordan daha şiddetli çıkıyor olmalı. Yeteri kadar eziyet ettiğine karar veren kaptan/şoför tekrar dönüş kanallarına giriyor fakat bu seferde ilerlemeyip, o kadar canlı yaşadığı söylenen ortamın tam ortasında duruveriyor.

Büyük bir tutku ve hayranlık ile sazların arasında nadide yetişen çiçekleri ve kısa sıska ağaçlardaki tadı elmaya benzeyen meyveleri anlatıyor. Bense, çocukların ortaya kaçarak beni ittirdikleri alçak teknenin su ile neredeyse aynı hizadaki en kenarında, sudan sadece 15 cm.kadar uzak bir evergladesmesafede, yanı başımdaki su yüzeyinde beliren hava kabarcıklarının, aşağıda bulunduğu belli olan ne tür bir canlıya ait olabileceğini hesaplamaya çalışırken, neden tüm diğer Türkler gibi kendimi alışveriş yapmanın dayanılmaz hafifliğine bırakmadığımı sorguluyorum.

Bu kadar gerginliğe rağmen sadece bir küçük timsah ile bakıştıktan sonra sağ sağlim karaya ayak basınca, bu seferde turun zayıf olduğundan ve daha fazla hayvan görmediğimiz için hayal kırıklığına uğradığımızdan dem vuruyoruz. Hayat böyle nankör bir şey işte.

Küçük ahşap bir kulübeden bozma gösteri alanında bir görevli hayvanlarla  şov yapıyor. Bir timsahın üstüne nasıl oturabileceğiniz ( önce gözlerini kapatmak gerekiyormuş ), bir kurbağayı nasıl öpebileceğiniz ( dudaklarınızı asla açmadan ) gibi faydalı bilgiler edinerek, evergladesküçük boy bir timsahı kucaklayarak resim çektirmek isteyenleri kendi zevkleri ile baş başa bırakıyoruz.

Airbot’un kaptan/şoförü gibi şov yapan görevlide gösteriyi tamamladıktan sonra bahşiş istemeyi ihmal etmiyorlar. İnsanlar canlı timsah ile resim çektirmek için kuyruğa girerken, biz hediyelik eşya dükkanının kapısındaki kurutulmuş timsahlarla resim çekmekle yetiniyoruz ki kurusunun bile ürkütücü olmadığını söyleyemem.

Havanın pürüzsüz temiz ama fazla güneyde olmaktan dolayı tropik iklimin etkisi ile biraz ağır oluşundan ya da yaşanan stres ve gürültü fazlalığından, dönüş yolunda uykudan sızarak ancak otele geldiğimizde uyanabiliyoruz.

DSCN1347Öğlen sıcağının biraz hafiflemesi için öğlen yemeğini yine otelde alıyoruz. Güzel yaptıkları ‘’tacos’’ların yanında ‘’plantain’’adı verilen tadı muza benzeyen ve kızartılarak yenilen bitkiden tadıyorum. Tadı o kadar benziyor ki menüde adı yazmasa kesin muz sanılabilir.

İllaki Atlas Okyanusu’nun bu yakasının farkına varmak için biraz denize girmeye karar veriyoruz. Böylece ilk olarak Portekiz’de gördüğümüz Atlas Okyanusu’na iki yakadan bakmış olacağız. Çocuklar köpekbalığından korktukları için denize ayaklarını bile sokmuyorlar ve havuzu tercih ediyorlar. Aynı korkuyu bizde biraz taşıdığımız için fazla açılmadan kıyıdan kıyıdan biraz yüzerek serinlemeye çalışıyoruz. Atlas Okyanusu, bize alıştığımız Ege ve Akdeniz’den daha tuzlu ve daha sıcak geliyor.

miami beachMiami Beach sahilleri okyanusun sonsuzluğunda uzayıp gidiyor. Kalemle çizilmiş gibi dümdüz, ışıltılı beyaz, okyanus dalgalarının sahile yaklaştıkça hafifçe köpürdüğü sahiller. Kıyı boyunca kumsallarda irili ufaklı binalar sıralanıyor ve bahçeleri palmiyelerin her çeşidini barındırıyor.

Çocukların yanına havuza geldiğimizde, havuz suyunu okyanustan daha da sıcak buluyoruz ve yetmezmiş gibi ayrıca birde özellikle ısıtılan jakuzili havuz bulunuyor. İnsanlar 40 derece sıcakta ayrıca ısıtılan bu havuza giriyorlar. İkram için konulmuş su damacanalarına ilave edilen buz, yaprak ve portakallar ise suyun tadında tazeliği kokladığınız için daha bir serinletici etki yapıyor.

Akşam olmadan biraz şehir merkezinde turlamak için sabah görüp ilgimizi çeken Downtown’daki Bayside Marketplace ve Marina’ya gidiyoruz. Burası sıklıkla canlı müzik gösterilerine rastlayabileceğiniz, marina boyunca sıralanmış, restoranlar ve mağazaların yer aldığı açık iki kattan oluşan bir alışveriş merkezi. Fast-food yeme içme yerleri dışında, spesifik restoranlarda yer alıyor ve 200 mt kadar yakında ise ayrı bir yapıda Hard Rock DSCN1353Kafe bulunuyor.

Mekanlar güzel, ortam neşeli olunca bir ayaküstü barda Daiquiri ve oldukça lezzetli alkolsüz meyve kokteylleri içmek üzere mola veriyoruz. Daiquiri, temelinde Küba kültürüne dayalı, ana içkisi Rom olan bir çeşit kokteyl ve farklı seçeneklerde yapılabiliyor.

Biraz mağazaları dolaşarak, bir mağazada gerçekten de Türkiye’nin onda biri fiyatına ürünler görünce dayanamayarak çocuklar için biraz alışveriş yapıyoruz. Akşam için ise planımız tüm turistlerin ilk sırasında yer alan Ocean Drive.

Ocean Drive

Art Deco akımı, 1925’te Paris’te düzenlenen Dekoratif Sanatlar Sergisi ile ortaya çıkmış. Mısır imgeleri, Art Nouveau’nun çiçekli motifleri ve kübizm kalıpları ile harmanlanan bir akım. oceFlamingo, güneş, güneş ışınları gibi tropikal formları da içeren South Beach’in Art Deco stilindeki benzersiz örneklerinin bir arada görülebileceği yer Ocean Drive Caddesi. Adeta açık hava bir sergi salonu gibi. Aynı zamanda bu bölge, Tarihi Bölgeler Ulusal Kaydı’na giran ilk 20yy.semti.

Collins Avenue üzerinde bolca bulunan otoparklardan birine arabayı bırakarak yürüyerek dolaşıyoruz Ocean Drive Caddesi’ni. ( çift yönlü araç geçişi var. ) Spor arabaların araba kataloğu gibi ardı ardına geçtiği, neon ışıklandırmaların gözünüzü aldığı, yüksek volümlü müzik ile hayatın ritminin hızlı attığı bir bölge burası ve ziyadesi ile turistik.

İki üç katlı Art Deco yapıların alt katları, sıra sıra restoranlarla dolu ve istisnasız hepsi kaldırımı kapladığı masalarda servis veriyor. Kalabalıktan dolayı tercih yapma lüksü olmadan boş Ocean_drive_south_beach_miami_night[1]bulduğumuz ilk yere Kitchen’s isimli bir kafe-restorana oturuyoruz.

Florida’da özellikle çok tercih edilen lobster( ıstakoz veya crab (yengeç) yemek istiyoruz. Miami için mutlaka denemesi gerekenler listesinde olan Joe’s Ston Crab, maalesef bu bölgenin uzağında Collins Avenue’nun sonunda yer alıyor. Garson kız, ikisinin de içinde olduğunu söyleyerek deniz ürünleri tabağı öneriyor. İçecek olarak da yine herkesin içtiği devasa bardaklardaki kokteyllerden istiyoruz.

Aslında iki kişinin içmesi gereken bu kokteylleri bitiremiyorum ve bitiremediğim kokteyle 45 USD, garsonun özellikle önerdiği deniz ürünleri tabağına da 75USD ödeyince yediğimde içtiğimde boğazımda kalıyor. Doğru dürüst yiyecek et çıkmayan sade kol IMG_2239bacak kırdığınız istakoz, sonradan gördüğümüz üzere başka yerlerde bu fiyatın çok altında bir rakama.

Hayatımızın dersini alınca Ocean Drive’da methedildiği kadar muhteşem gelmiyor gözümüze. Yüksek volümlü müziğin içeriye davet ettiği kapalı kapılar ardındaki kulüplerde neler olabileceği de hiç enteresan gelmiyor hele ki çocuklarla.

Hayal kırıklığı ve hezimete uğramış olmanın verdiği yorgunlukla, zaten birkaç yüz metre olan caddeyi bir aşağı bir yukarı turlayıp otele dönüyoruz.

Kazık dünyanın hey yerinde aynı şekilde ve aynı dilde; bir garsonun tavsiye ettiği yemeği fiyatını sormadan asla sipariş etmeyin…

amerika-haziran-2013

 

amerika-9-gun-kenndy-space-center-miami

 

amerika-11-gun-miami-key-largo-coral-gables

365128825_18acedaa0d[1]

Paylaşın: