22 Ağustos Pazartesi 2011
Bugün otel şamatasına fazla kapılmayıp, otelin sunduğu bir tekne gezisi ile yan koy diyebileceğimiz yakınlıktaki Kelebekler Vadisi’ne gidiyoruz. Ölüdeniz’den de tekneler sizi, 30 dakikalık bir seyir ile Kelebekler Vadisi’ne ulaştırabiliyor. Karadan ulaşım ise daha zorlu. İpli ve rehberli olarak inilmesi tavsiye edilen bir patikadan, 350 mt.lik bir yamaçta, yürüyerek vadi tabanına inilebiliyor.
Teknenin bıraktığı vadi tabanı, 10 hektarlık genişlikte, deniz seviyesinde bir düzlük. Burada, derme çatma bir restoran, yeme-içme, duş, W.C., kamp yeri, kabin gibi ihtiyaçları temin ediyor. Tamamen gerçek dünyadan kaçarak, doğa ve kelebekler ile bir arada olmak isteyenlerin konaklayabilecekleri bungalov ve çadırlar ( www.yenikelebeklervadisi.org ) haricinde bir yapılaşma söz konusu değil. Çünkü bu vadi de 1995’ten beri, 1.derece doğal sit alanı.
Vadi adını, 80 den fazla kelebek türünü barındırdığı için ve özellikle burada bulunan Kaplan Kelebeği denilen ‘’Jarsey Tiger ‘’ türden ötürü almış. Yüzlerce kelebeği koloni halinde, en yoğun olarak Haziran-Ekim aylarında izleyebilmek mümkün. Kelebekler için, vadi derinlerine doğru ilerlemek ve kaynağı Faralya Köyü’nde olan, 50 mt. yükseklikten yaz kış dökülerek Akdeniz’e akan şelaleye doğru tırmanmak gerekiyor.
Öğrenci iken bir okul gezisi ile gelip cahil cesareti ile yarı yola kadar tırmandığımı ama korkudan tek bir kelebek dahi görmediğimi hatırlıyorum ve heveslenen çocukları da maalesef vazgeçiriyorum.
Dış dünyadan izole, doğanın bağrında, üstelik insanın değil, doğa ve canlıların üstünlüğüne sahip olduğunuz bir konumda bulunmak, insanın gelip geçiciliğini, hayat döngüsünün ise şaşmaz bir düzenle devam ettiğini anlatıyor size, bu güzelce saklanmış ve inşallah hep saklı kalır diye umduğunuz vadi sayesinde.
Otelden çıkışımızı yapıp, yine Fethiye-Muğla karayoluna vuruyoruz kendimizi, istikamet daha önce İztuzu’na girdiğimiz Dalyan lagünü. Bu sefer görünmez sapak tabelaları aramıyoruz ve Ortaca’dan giriyoruz.
Köyceğiz Gölü’nün dalyanı, bu beldenin adı aynı zamanda, Dalyan. Köyceğiz Gölü ile Akdeniz’i birleştiren ana kanal üzerinde kurulmuş bir kasaba ancak, ilk dikkat çeken, pek çok turizm bölgesine yakın olmasına rağmen gelişmiş bir görüntü sunmaması.
Kanal boyunda, bölgenin özelliği doğasını yaşayabileceğiniz konaklama imkanları ve bolca restoran var. En önemli turistik faaliyet, kanal boyunda ve lagün içinde hizmet veren gezinti tekneleri.
Kamuoyunda sıkça çevreyi kirlettikleri ve gürültülü motorları ile canlılara ( özellikle caretta-caretta ) zarar verdikleri için ciddi eleştirilen bu balıkçı tekneleri, bir ‘’Dalyan Tekne Kooperatifi ‘’ çatısı altında toplanarak, yöredeki turistik noktalara ulaşım hizmetlerini, tarife ve kurallara bağlı olarak düzenlemişler. Aynı taksiciler gibi kurallara ve sıraya tabiler.
Tabiki burası Türkiye ve bu kooperatife üye olmayan bazı uyanık tekneciler hemen yanımıza yaklaşarak, daha biz ne nedir, nereye gidelim diye incelemeye başlamadan, fiyat kırarak cazip teklifler sunuyorlar.
Biz kooperatiften şaşmayalım diye düşünüyoruz ama, bu seferde sırası olan tekneci pek bir naz ediyor. Her gün aynı yeri defalarca git-gel’in verdiği bıkkınlık mı yoksa, sadece Kaunos’a kadar gidip dönmenin, tekneyi çözmeye, sıra kaybetmeye değmeyeceği fiyatı beğenmemesi mi
anlayamıyoruz. Sonradan konunun mesafeden ziyade, aldığı kişi sayısının azlığı ( 4 kişiyiz hepi topu ) olduğu anlaşılıyor. Çünkü tekneye ne kadar adam binerse, o kadar içecek satıp ilave para kazanılacak.
İlk kez çocukların içecek tutturması işe yarıyor, bizde mecburen bir şeyler içiyoruz da adamın keyfi yerine gelip dili çözülüyor.
( www.dalyan.biz )Tekneye bindiğimiz limanın olduğu Dalyan kasabası, karayolundan 12 km., denizden ise 4 deniz mili içeride. Köyceğiz Gölü tarafına doğru giderseniz Sultaniye Kaplıcaları ve turistlerin pek bir bayılıp şifa bulduklarına inandıkları çamur banyolarına ulaşılabiliyor.
Deniz tarafına gittiğinizde, vadi ve çöküntü alanlarının Dalaman Irmağı’nın taşıdığı alüvyonlarla dolarak, bataklık ve lagün oluşumuna dönüştüğü bölgeye, Dalyanağzı Boğazı’ndan Akdeniz’e ve İztuzu Plajı’na ulaşabiliyorsunuz. Yol boyu yamaçlarda yer alan kaya mezarları, denize ulaşmadan size Likya Uygarlığı’nın önemli bir yerleşimi olan Kaunos harabelerinin haberciliğini yapıyor.
Bize biraz üçkağıtçı görüntüsü veren kaptan, her anlattığı yere, gitmek istersek kaç paraya götürebileceğini de ilave ederek suların altı saatte bir yön değiştirerek lagünü ve kanalı temizlediğini anlatıyor. Bu nedenle lagün içinde bazı küçük adacıkların sık sık yer değiştirmesinin, bilmeden bataklık içlerine dalanlar için ciddi tehlike oluşturduğunu söylüyor.
Senenin bir günü de suların tamamen sapsarı olduğu ve nedenini anlayamadıklarını anlatarak, özellikle yoğun olarak Marmaris’ten turist getiren büyük kalabalık teknelerden şikayet ediyor.
Sazlarla çevrili ana kanal boyunca, tepelerdeki kaya mezarlarının gözetiminde, yer yer rastlanan restoranları çevreleyen sazların arasına saklanmış kayıkların eşliğinde, sazların boyunu aşmayan otellerin iskelelerinde oturmuş güneşlenen turistlere el sallayarak geziyoruz, bu mistik dünyayı.
Yanımızdan gelip geçen başka tekneler olmasa, dağların korumaya aldığı, dünyanın dışında, an’dan uzakta bir büyünün içinde olduğumuzu düşüneceğiz. Sazların arasında ilerlerken, sadece çatılarının görünen kısmında salınan Türk bayrakları, Türkiye’deyiz diyor ama, yine de nerede olduğunuzu algılamanızı zorlaştıran kimliksiz bir dünya sanki burası.
Yanımızdan geçen teknelerin çoğunda olduğu gibi kaptan tekneyi çocuklara bırakıyor ki bu durumda işin turistik bir esprisi olmalı diye düşünüyoruz. Kaunos’u gezmek istersek iskeleye demirlemek ve vadi içine yürümek gerekiyor. Biz vaktimiz olmadığını söyleyince, beklemek zorunda kalmayacağı için kaptan gözle görülür şekilde mutlu oluyor.
Otellerde kalan turistlerin yüzündeki haz ve kanal boyunca sıralanmış restoranlar, gözümüze cazip görünüyor. Bir başka gezi programında, Dalyan’da bir gece kalarak, bu mistik dünyanın teknelerden arınmış gecesini de görme arzumuzu, ileride yapılacaklar listemize ekliyoruz.
Bu gezimizde, daha ziyade doğanın yarattığı özel oluşumları ve bu coğrafyalara özel canlıları gördük. Güzel ülkemizin ne denli kıymetli hazinelere sahip olduğunu hatırladık. En büyük hazinenin ise bu bakirliği ve doğallığı korumak olduğunu anladık.
Fethiye’nin içinden 35.km. uzaklıktaki, Eşen Çayı vadisindeki bir çöküntü alanı olan Saklıkent Kanyonu’nu, rafting meraklılarının gözdesi Dalaman Çayı’nı ve bir doğa eğlence parkı olan Yakaköy’ü de bir başka gezide ‘’jeep safari ‘’ deneyimi ile birlikte görmek için notumuzu aldık.
Her köşesini sevdiğimiz güzel ülkemin başka güzellikleri ile yeniden buluşmak üzere…
HOŞÇAKAL FETHİYE…!
telmessos-efsanesi-turkiye-fethiye
yamac-parasutu-turkiye-babadag