Çocukla Geziyorum

MÜNİH – 1.gün MÜNİH

19 Mayıs Çarşamba 2010

untitledYurtdışına seyahat etmek konusunda artık tecrübeli bir aileyiz. Gelmeden önce gezi planımız, şehir hakkında yaptığımız araştırmalar, çocukların gezmekten zevk alacağı müzelerin adresleri, eğlence parkları, otelin yerini gösteren harita, çok önceden tespit edilmiş ve hazırlanmış oluyor.

Çocuklar da belli bir yaşa geldikleri ve uçakla seyahat etmeye oldukça alıştıkları için, yolculuk  sorunsuz ve rahat geçiyor. Onlar PSP veya kitapları ile oyalanırken bizde gideceğimiz yeri biraz daha çalışma imkanı buluyoruz.

Otelimiz, genellikle tercih ettiğimiz üzere, yine Novotel  grubundan, Novotel Munchen Cıty. Novoteller genellikle Avrupa’nın her yerinde 16 yaşa kadar iki çocuğa aynı odada konaklama ve bedava kahvaltı imkanı sunuyor ki Avrupa’da belli seviyedeki otellerin çoğunda ancak aynı odada bir kişi ilavesi bile çoğu zaman zordur. Yalnız bu sefer oda genişliği konusunda  biraz tasarruf yapmışlar. Dolap sandığımız yerin kapağını açınca banyo olduğunu görüyoruz.

Münih, Berlin ve Hamburg’dan sonra Almanya’nın üçüncü büyük şehri, Bavyera Eyaleti’nin de başkenti. Münih’in kelime anlamı eski dilde ‘’keşişlerin yeri ‘’anlamına geldiği için şehrin arması bir rahip.

064Tarihi kent, İsar Nehri’nin yanına kurulmuş ve  kente  dört kapıdan giriliyormuş. Ana kapı İsar Nehri’ne açılan İsartor. Buradan girip düz bir aksla Karstor’dan çıkabiliyorsunuz ki tarihi kentin kalbide bu güzergah zaten. Diğer kapılar diagonal açı oluşturacak şekilde güneybatıda Sendlinger Tor ve aksiyeli Feldhernhalle.

Otelimiz, İsar Nehri’nin tarihi merkeze göre karşı tarafında kalıyor. Her zaman yaptığımızın aksine merkeze kadar yürüyerek ana turistik aksı takip etmek yerine, havaalanından 4 günlük için aldığımız kombine DB ( Deutsche Bahn ) biletimize güvenerek, metroya binip direkt olarak şehrin merkezi olan Marienplatz’da iniyoruz.

Ortaçağda Münih’in tuz ve tahıl pazarı olan bu meydsan S t.Peter Kilisesi, Eski Belediye Sarayı ( Altes Rathaus ) ve görkemli Yeni Belediye Sarayı ( Neues Rathaus )binaları ile çevrili bir ucu Kaufinger alışveriş caddesine açılan, samimi güzel bir meydan. Neden bir sürü insan toplanmış diye merak ederken, Bavyera Efsaneleri ve tarihinden figürlerin cephesini süslediği  Rathaus Binası’nın kulesindeki saat tam 12.00’ yi vuruyor. Saate yerleştirilmiş Bavyeralı figürlerin dönerek kısa bir şov yapmaları çocukların hoşuna gittiği için, Münih’i sevdiklerine karar veriyorlar.

Saatin şovu bize acıktığımızı hatırlatıyor aynı zamanda ve yine bir yurtdışı klasiğimiz olan ‘’gelir gelmez önce Mc Donald’s yenir ‘’ sloganımızdan yola çıkarak, bir şubesini bulabileceğimizi umduğumuz Teatiner Caddesi’nde ilerlemeye başlıyoruz.

Şık bir cadde olan ve pahalı markaların bir kısmının mağazalarının bulunduğu Teatiner Caddesi bizi, Feldhernhalle ‘ye çıkarıyor. Eski gotik kent kapısı Swabinger Tor’un yerine yapılan bu yapı , Bavyera’lı kahramanların anısını yaşatacak bir anıt olarak yapılmış. Hemen yanında önceden Bavyera Krallarının oturduğu, bugün ise müze olan ‘’Rezidenz ‘’ bulunmakta.

Mc Donalds bulamadığımız ve  neden hala bulamadığımızı da anlamadığımız için sinirlerimiz gerildiğinden, ‘’Rezidenz’’i gezmeyi aklımıza bile getirmeden hızla önünden geçip gidiyoruz. Rezidenze Museum’dan sonra  Rezidenz Strasse’yi takip edince Münih’in tarihi kalbinin, tarihi bira merkezine çıkıyoruz. Pfisterstrasse’ye açılan küçük meydan çeşitli kafeleri ve birahaneleri barındırıyor ki en ünlüsü tartışmasız Hofbrauhaus. Aynı anda 4500 kişinin bira içebildiği bu eski Bavyera evi bizi adeta içeri çekiyor.

Çocukları kapıda bırakıp dönüşümlü olarak içeriyi dolaşıyoruz ve çocukları sokmanın sakıncası olmadığını görüyoruz. Bu son derece turistik mekan, birahaneden ziyade müzikli bir sohbet evi gibi. Geniş ahşap masa ve sıralarda insanlar çeşit çeşit bira içiyor ve bağırarak sohbet ediyorlar. Ortada bir sahne üzerinde kahverengi veya yeşil keçeden yapılmış askılı şortları ile yerel Bavyera kıyafeti giymiş adamlar  Bavyera müzikleri çalıyor. Konuşan, içen, birşeyler yiyen ve müzik dinleyen insanlarla dolu. Çalanlar dışında da ortalarda Bavyera kıyafeti ile dolaşan müşteriler olduğunu görmek bizi şaşırtıyor biraz çünkü çoğu bayağı iri yarı genç erkekler. Gençlerin, kısa ve askılı keçe şortla işlemeli beyaz gömleğe, günlük kıyafet olarak ilgi göstermeleri enteresan geliyor.

Henüz çocuklarla burada oturma konusunda rahat bir fikre sahip olmadığımızdan başka bir akşam gelmek üzere  Hofbrauhaus’un tam karşısında bulunan Hard Rock Cafe ‘ye giriyoruz. ( www.hardrock.com ) Mc Donalds tan umudu kesmiş durumdayız. Hard Rock Cafe’nin hamburgerlerinin ve açlıktan kendimizi tutamayıp ortaya söylediğimiz karışık tabağının ebatları o kadar büyük ki Almaların neden bizlere göre çok iri yarı olduğunu açıklıyor.

Daha küçük ama yine Münih’in en eski birahanelerinden olan Augistiner Am Platz adlı birahanenin pembe binasının yanında bulduğumuz son derece farklı çikolatalara sahip , Schuhbeck ( Gewarne )adlı çikolatacıyı da detaylı olarak incelemeden bölgeyi terk etmiyoruz.

Sparkassenstrasse, bizi 200-300 mt.sonra, Marienplatz’ın yanına ve Mc Donalds’ın tam karşısına çıkartıyor. Isartor’u Marienplatz’a bağlayan cadde, bütün fast food zincirlerinin ve mağazaların yer aldığı ana alışveriş akslarından biri ve biz metro ile altından geçtiğimiz için görmeyerek boşu boşuna aranmışız.

Bu caddenin batısında kalan ve St.Peter Kilisesi’nin önünü kapsayan alan Viktualienmarkt. Burası daha ziyade daimi halk pazarı niteliğinde gündelik alışverişe yönelik. Şarküteri, fırın, çiçekçi, hediyelik eşya ve illaki bira satan küçük prefabrik mağazalarla yapılanmış sempatik  bir meydan. Her yerde özellikle seyyar tezgahlarda satılan kuşkonmazlar, büyüklükleri, çoklukları ve insanların sıkça alıyor olması ile dikkatimizi çekiyor. Bir başka seyyar tezgah meyve satıyor, neredeyse her meyva başka bir ülkeden ithal edilmiş ve Türkiye’de greyfurt ile yerini almış tezgahtaki etiketlerde.

Kilisenin arka sokağında park etmiş bisikletlerle birlikte, bir başka araç bize Münih ve Alman yaşam tarzını özetliyor. Bir bisiklet birahane. 12 kişinin 6’lı olarak bir bar tezgahında  gibi karşılıklı oturduğu, en önde bira fıçısı ve direksiyonu olan şoför mahalli ile  arkasında U şeklinde bar düzeni. Herkes pedal çeviriyor, şoför yönü idare ediyor. Arkadakiler pedal çevirirken aynı zamanda biralarını içiyorlar. Her ortamda, dolaşırken bile bira içeriz diyor Almanlar yani.

Yine 3 kişilik 3 sıra yani 9 kişiden oluşan araba şeklindeki bir başka bisiklette mevcut. Bunda bira içilmiyor sadece gezmek amaç. Birahane bisiklet gönlümüze taht kuruyor.

Almanlar, görüldüğü üzere hemen her ortamda bira içebildikleri için çok sayıda kapalı 049birahanenin yanısıra şehir etrafındaki sayısız park ve yeşil alanlarda da yine sayısız ‘’biergarten’’ bira bahçesine sahipler. Yani, bisiklet birahane örneğinden de anlaşılacağı üzere  aslında açık havada içmeyi daha çok seviyorlar ki bu da Bavyera Bölgesi’nin Alplerden nasibini alan havasına ve Bavyera kırsalının yaşama sevinci veren güzelliğine bağlı olmalı.

Dünyanın en tanınmış festivallerinden biri olan Octoberfest’in,  Münih’te yapılıyor olması tesadüf değil bu durumda. Münih’te her yıl, Eylül ayının son günleri ile Ekim ayının ilk günlerinde düzenlenen bu 2 haftalık festival, ana tren garı Hauptbahnhof’un güneyinde yer alan Theresienwiese ( kısaca ‘’Wies’’) denilen bölgede yapılıyor. Devasa çadırların kurulduğu, biranın ve eğlencenin sınırsızca yaşandığı bu alana, her yıl neredeyse 6 milyon ziyaretçi sadece bira içmek ve eğlenmek için geliyor. ( yoksa Alman yemeklerinin ve müziklerinin bir çekiciliği yok )

Festivale katılamasak da biramızı, daha fazla yorulmadan otelde içelim bari diyerek, Isartor’dan geçip, Isar Nehri’ni bir müddet seyrederek, otelin yolunu tutuyoruz.

054Bu şehrin turizminin çok büyük ağırlığını oluşturan bira Almanya’nın her bölgesinde kendine özgü bira yapma geleneğine sahip. Bavyera en başta gelen bira üretim merkezi. Löwenbrau, Hofbrau ve Paulaner, tüm bira meraklılarınca bilinen bira markları. Pilsener ( Pils ) denilen bira tipi genel olarak Türkiye’de de üretilen tip. %4’ten daha fazla alkol içeren koyu renk biralar ise bize daha yabancı.

İlk gün yorgunluğu ile çarpılmamak için otel müdürü Ali Bey’inde tavsiyesi ile nispeten daha hafif olan Paulaner marka biraları deneyerek kendi Münih bira şenliğimize başlıyoruz. Hafifliği hoşumuza gidiyor, alkolsüz olanı ise neredeyse çocukların bile keyifle içebileceği nefasette.

Biralarımı yoksa yansıttığı keyif kültürünü mü daha çok sevdiğimize karar veremeden yorgunluk bastırınca, bira şenliğimiz çabuk bitiyor…..

munih-2-gun-swangaufussen

munih-3-gun-salzburg-rathaus

munih-4-gun-legoland

munih-5-gun-olympiapark-english-garden

octoberfest-almanya-munih

Paylaşın: