Çocukla Geziyorum

YALAN

imagesE10OWVRT

imagesE10OWVRT İkinci turu atmıştı ve yeni başlayacağı kursa geç kalıyor olduğu için yavaş yavaş gerginleşiyordu.  ‘’ Tamam ‘’ dedi  ‘’ İlk bulduğum boş yere koyuyorum, neresi olursa artık ‘’.

  • Abla, gel geri geri.

Otoparkın önündeki kafede oturan, kıyafetlerinden iyi marka bir arabaya sahip oldukları düşünülen orta yaşlı beylerin, bakalım nasıl park edecek tarzındaki alaycı gülümsemeleriyle neredeyse burun buruna arabayı ters sokmaya çalışırken, erken öten geri sensörleri ister istemez ‘’ya girerken sürtersem, hem de bunların önünde ‘’ endişesi yaratıyordu. Bir dokundursa alimallah, o beylerin hepsi işi gücü bırakıp – zaten kafede oturup çay içtiklerine göre başka işleri güçleri de olmadığı için- kendi mükemmel şoförlük yeteneklerini anlatabilecekleri, akıllarınca araba kullanma konusunda cinsi üstünlüklerini hatırlatabilecekleri bu fırsatı kaçırmamak adına üstüne atlarlardı, sahte kibarlıklarının saklayamadığı ‘’sen beceremiyorsun bırakta bir erkek parketsin arabayı ‘’  cümlesini ima eden gülümsemeleri ile. Şoförlüğüne güveniyordu, ne de olsa ehliyet alma yaşına geldiğinden beri neredeyse 30 yıldır ehliyeti vardı ama yine de, otopark görevlisinin, aslında gün içinde defalarca aynı ton ve tarzda bağırdığı sesi, ilahi bir kurtarıcının davudi gürlemesiyle emrettiği bir vahiy gibi geldi.

  • Az daha sağ yap, tamam abla bırak.
  • Önü biraz açıkta gibi geldi, diye sorması aslında kafedeki beylere arkasından konuşacak mazeret bırakmak istememesinden ziyade, park etmemesi gereken bir yere arabasını kaçamak bırakıyor olduğu için kesin bir onay arıyor olmasından kaynaklanıyordu.
  • Ben hallederim abla, tesislere mi geldin?
  • Hıı, evet.

Anahtarı görevliye verirken yüzüne bakamamıştı adamın ve asıl bu bakamayışın kendini daha çok ele verebileceğinin farkındaydı. Ya ben seni hiç görmedim abla derse, ya tanıdık bir isim sorarsa, ya şimdiki başkan kim derse, ya en çok nesini seviyorsunuz derse, ya menüde olmayan bir yemek sorup beni gafil avlarsa, endişesi ile görevlinin başka bir soru sormasına fırsat bırakmamak için klasik bir yöntemden medet umdu, tam olarak gizleyemediği bir aceleyle konuyu alakasız bir başka konuyla değiştirme yolunu denedi.

  • Sabah kıymalı börek yemiştim, mideme dokundu galiba. Dediği gibi aniden de sustu.

’’ Allahım ne dedim ben. Alakasız bir şey söyleyeyim dedim, ağzımdam aklıma ilk gelen şey çıktı. Hava ne sıcak desen olmaz mıydı. Adama ne sen ne yedin. Boşuna dememişler insanın fikri ne ise zikri odur diye. Nasıl toparlayacağım şimdi ‘’

  • Ablacım buranın tavuk suyu çorbası güzel olur bilirsin. İstersen ondan bir iç, mideye iyi gelir.
  • İyi hatırlattın ya, doğru söylüyorsun. İçeyim iyi gelir. ‘’ Yalanın bini bir para. Bir otopark için yaptığıma bak.’’
  • Kendini toparlarsan ’lezzet sefası ‘ndan da yersin, dokunmaz o da.

‘’ Hadi bakalım cevap ver şimdi. Nedir o tatlı mı acaba, hiç duymadım. Belli ki buranın özel bir şeyi. Dokunmaz dediğine göre sütlü tatlı olabilir. Hafif bir şerbetli de olabilir, revani türü. Meyvalı da olabilir. Yoksa ana yemek mi. Kim bir yemeğin adını lezzet koyar. Kendi tuzağıma düştüm.’’

  • Sağo…
  • Abicim dur öyle girme ya. Abla çok geçmiş olsun.
  • Sağol, sağol, hayırlı işler.

Başka zaman olsa mutlaka çok kızacağı, arkasından söyleneceği, hatta ileri gidip sahibini yaptığı hatadan ötürü uyarmak için sileceğini kaldıracağı şekilde iki araçlık yere tam ortalamasına park etmeye çalışan lüks araç sahibine, bu sefer minnetinden ötürü  nerede ise istersen ben senin için parkedeyim bile demeyi düşündü. Bir araçlık otoparka sığmakta zorlanan arabaları özellikle yan parktaki araçlar kapılarını çarpmasın diye iki araçlık yere park etmeyi adet edinmiş bir grup araç sahibi vardı ve bu tam anlamı ile kendi dışındaki herkesi hiçe sayan bir bencillikti, hele kendisi gibi park bulamadığı için türlü şaklabanlık yapanlar varken kabul edilir gibi değildi ama yaşadığı şu anda, sahip oldukları ile üstünleştiğine inanan bu  egonun  zamanlaması mükemmeldi. Adamla vedalaşır vedalaşmaz hemen tesisin kapısına doğru yöneldi. Anahtarı verdiğinden beri doğru dürüst kaldıramadığı başının yanından yanından kaçamak  göz atışlarla, artık kendisini  araba teslimine kadar unutmuş olacağını umduğu otopark görevlisini takip ediyordu bir yandan da. ‘’Amma da eğdim başımı, bir türlü kaldıramadım. Hele sohbete ne demeli. Adama sabah sabah ne yediğimi söylemiş olduğuma inanamıyorum. Ne oluyor yahu, alt tarafı bir otoparka kaçamak park ediyorum, adam öldürmüyorum ya. Bir-iki dakikaya kalmaz unutur beni inşallah. Yine de çıkmadan önce görmeyeceğinden emin olana kadar biraz bekleyeyim. Bir de kendisini izlediğimi fark ederse ne düşünür acaba. ‘’ Otopark görevlisi bir başka arabayı çekerken kalabalık bir grubun dışarı çıkması ona istediği ortamı kendiliğinden yarattı. Orta yaşın üstünde kadın erkek karışık bir turist grubuydu bu.  Alman olabileceğini varsaydığı uzun boylu ve iri yarı bir beyin arkasına adeta yapışırcasına sokuldu. Yanındaki ayağı hafif aksayan, beyaz saçlı son derece kibar giyinmiş hanımın, ne olduğunu anlamasının olanağı olmayan şaşkın bakışlarına aldırmayarak kendini grupla birlikte dışarı attı ve arkasına bile bakmadan, artık gizlemeye çalışmadığı bir telaşla kursun yapıldığı adrese doğru koşar adımlarla yürüyerek uzaklaştı. Arnavutköy – Ocak 2015 untitled

Paylaşın: