Çocukla Geziyorum

PARİS – 4.gün OPERA GARNIER,LOUVRE

23 Eylül Çarşamba 2009

grevEurodisney’in yorgunluğu bugün çıkıyor ama, Paris’te gezilecek görülecek çok yer olduğu için gayretimizi topluyoruz. Dördüncü günümüzde, şehrin belli başlı yapılarını ve bölgelerini gezmeye devam edeceğiz.

Otelin bulunduğu Les Halles Bölgesine çok yakın olduğu için yürüyerek Monmartre Bulvarı’na ulaşıyoruz. Burası Paris’in eğlenceli bulvarlarından  biri. İstanbul’un Beyoğlu İstiklal Caddesi’nden biraz daha vasat, sinema ve tiyatroların olduğu bir merkezi alan.

Öncelikle girişi bir pasaj içinde yer alan Musee Grevin’i gezmekle başlıyoruz. Musee Grevin( www.grevin.com ), Madame Tussaud Mumyalar Müzesi’nin öncülüğünü yaptığı türden bir wax müzesi. Yani ünlü yada tarihe mal olmuş şahsiyetlerin balmumundan heykellerinin bulunduğu bir müze.

Girince ilk olarak kaleidoscopvari aynalarla döşeli büyükçe bir salonda tamamen ışıksız bir ortamda ses ve ışık üzerine görsel bir şov yapılıyor. Şovun adı ‘’dünyanın mucizeleri’’olsa da hepimiz biraz ürküyoruz.

paris-musee-grevin-visoterra-15495[1]Kral Louis, Napoleon ve Nostradamus’a özel ilgi gösterip, Çağan’ında arkadaşlarına hava atması için Barthez ve Obama  ile resmini çektikten sonra müzeden çıkarken bir mağazanın önünde sadece hanımlardan oluşan uzun bir kuyruk dikkatimizi çekiyor. Biraz bakınınca, Fransa’nın en büyük moda ve kozmetik evlerinden Dior’da çalışmak için iş başvurusuna geldiklerini anlıyoruz.

Boulevard Montmartre’ın devamı olan Boulevard Hausseman’da ilerlediğinizde yol sizi Printemps, Galerie Lafayette gibi büyük mağazaların yakın çevresinde yer aldığı Opera Meydanı’na götürüyor. ( Place de L’Opera ) İyi bir yürüme mesafesi sonrasında ise düz devam ederseniz Arc de Triomphe’a  yani Etoile Meydanı’na kadar gidebiliyorsunuz.

imagesCALFNSTHBiz büyük mağazalarla, sadece vitirinlerine bakmak ve Lafayette ‘in, çok değişik sos ve peynirlerin bulunabildiği alt kattaki Gourmet bölümünü turlamak mertebesinde ilgilenip, asıl ilgimizi Opera Garnier binasına yönlendiriyoruz. (www.opredeparis.fr ) 1875 yılında tamamlanan opera binası, eklektik mimariyi simgeleyen Paris’in Fransız Tarihi Anıtlar’ı kategorisinde ve hem yapı olarak hem de bulunduğu meydan olarak Paris’in görülmesi gerekenler listesinde ilk sıralarda.

Yan tarafından girilen Opera binasında halen gösteriler düzenlendiği gibi, isterseniz sadece gezmek içinde bilet alabiliyorsunuz. Rehberli turlarda mevcut ama o kadar vaktimiz olmadığı l-opera-garnier-de-paris[1]için biz kendimiz hızlı bir tur atmayı tercih ediyoruz.

Opera ‘nın sahne bölümünün kırmızı kadife egemenliğindeki şatafatı ve fuayenin altın varağın had safhada kullanıldığı ihtişamı hepimizi etkiliyor.

Gaston Leroux’un aynı adlı romanından  Andrew Lloyd Webber tarafından sahneye uyarlanarak dünyanın en tanınmış müzikallerinden biri olan Operadaki Hayalet hikayesinin geçtiği yer, Opera Garnier. Localarda bir müddet oturup, set görevlilerinin hazırladığı sahneyi seyrederken ensemizde de her an Operanın Hayaleti bizi izliyormu ürpertisini  yaşıyoruz.

Inside-Opera-Garnier[1]18.yy erken modern çağının şık giyimli tuvaletli hanımları ile smokinli beylerinin arasında olduğumuzu  hayal etmek, hikayenin müzikleri muhteşem olsa da hayaleti düşünmekten daha fazla keyif veriyor. Mekandan ayrılmak benim için zor oluyor.

Fuayenin dışa açılan balkonundan Opera Meydanının hareketli kalabalığını seyrediyoruz. Biraz dinlenmek ve bir şeyler yemek için ve biraz da orada oturmuş olmak için çıkışta, Opera Meydanı’nda yer alan meşhur Cafe de L’Opera’da (binanın hemen karşısında ) oturup bir paris kahvesi içerek, nihayet azda olsa turist gruplarının arasında rastladığımız Paris’lileri izliyoruz bir müddet.

Sokak köşelerinde neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, sokak ve meydan adları mutlaka yazıyor. Elinizde bir harita yada adres tarifi varsa kaybolmanız çok zor. Opera Meydanı’ndan, Avenue de L ’Opera’yı takip edince direkt olarak bizi Louvre Müzesi’ne götürürüyor.

Louvre Müzesi’nin ana girişi, bahçesinin ortasında yer alan cam piramidin içinden. Üç  ayrı pavilyondan ( kanat ) oluşan ( Denon, Richelieu, Sully ) bu dünyanın en büyük müzelerinden birini, bir günde gezmeye çalışmak yada hepsini gezmeye çalışmak imkansız ve gereksiz. Böyle kapsamlı bir birikime de haksızlık ayrıca. Boşuna ısrarcı olmayıp, hangi konu sizi ilgilendiriyorsa, bulunduğu pavilyona zaman ayırmak daha mantıklı ve fiziksel olarak da daha az hırpalayıcı. ( www.louvre.fr )

Louvre’un yapımına 13.yy.da başlanmış. 14.yy.da kraliyet merkezi olmuş. 15.yy.da sarayın Loire kıyısına taşınması ile bakımsız kalmış ve bu dönemde Tuilleries bölümü eklenmiş. 1793 ‘te ise müze haline gelmiş. Louvre (Luvr) müzesi; üç ana binada ( pavillion ) yedi bölümden meydana geliyor. Resim, heykel, doğu sanatları, Mısır sanatları, Yunan sanatları, sanat eserleri, desen gibi dallara ayrılan kısımlar mevcut.

En turistik olan eserler ise Leonardo Da Vinci’nin Mona Lisa tablosu ve Milo Venüsü Heykeli ki müzenin duvarlarında sizi onlara götüren küçük yönlendirme levhaları bulabiliyorsunuz . Ya da müthiş bir gürültüyle bu eserlere gitmeye çalışan Uzakdoğulu kalabalıkları takip etmeniz yeterli.

Biz tercihimizi resim bölümünden yana kullanıyoruz. Ağırlıklı olarak Delacroix gibi Fransız ressamlarının ve ihtilal resimlerinin yoğunlukta olduğu bir koleksiyon. Avrupalı diğer empresyonist ressamların eserleri Musee D’Orsay, Petit Palais ve Grand Palais ‘deki koleksiyonlara dağılmış olarak görülebilir.

Her ne kadar tuvalet yapmayı unutmuş oldukları bir saray  olsa da, koleksiyonların ihtişamı kadar müzenin salt büyüklüğü de etkiliyor insanı. Beni en çok etkileyen ise, Louvre Sarayı’nın louvre-rubens-salonu[1]tarihini ve ortaçağdaki gelişimini iki ayrı bölümde planlar ve resimlerle anlatan hemen girişteki sergi  oluyor. Şu anda gıpta edip imrendiğimiz bu sarayın şimdiki haline gelmesinin,  korumacı ve geliştirmeci bir saygı ile 500 yıl kadar sürdüğünü öğreniyoruz.

Yorgunluktan, yorgunluğun verdiği acı hissini dahi hissedemeyecek boyutta otele dönmek üzere Louvre’un altındaki metro durağına inerken, 13 yıl önce geldiğimde de çok sevmiş olduğum, Nature et Decouvertes adlı mağazanın halen ( www.natureetdecouvertes.com ) aynı yerde ve aynı konseptte durduğunu görüyorum. ( Bizde olsa çoktan kebapçı olmuştu ) Bir ülkede istikrar olması böyle bir şey demek ki.

l-entrecote-de-paris[1]Burası doğa ve doğal ürünler üzerine değişik objeler, oyunlar ve malzemeler satan bir mağaza. Her şeyi inceleyip ellemekten kendinizi alamayacağınız ince bir zevke sahip. 13 yıldır var olması da bu başarının bir göstergesi. Çağan ve Çaka hemen kendilerine bir oyun, bende okyanus tuzu kürü yapan bir banyo köpüğü alıyorum.

Akşam yemeği için, Champs Elysee Caddesi üzerinde Pizza Pino’nun yan sokağında yer alan L’Entrecot de Paris ‘ye gidiyoruz. (www.relaisentrecote.fr ) İstanbul Kanyon’da da bir şubesinin açıldığı ve Cenevre’de de yine bir şubesinin olduğu ama ete konulan sosun lezzetinin asla buradaki gibi olmadığı, sadece ( hemen hemen ) antrikot ve patates kızartması yapan bir restoran. Etin bir IMG_3551özelliği yok hatta, Türkiye’de o lezzette bir eti, getirenin kafasına atarlar. Ama ilave ettikleri özel baharatlı ve bayağı yağlı sos, olayı tamamen değiştirerek ciddi bir nefaset boyutu ekliyor. Fiyat olarak, İstanbul’daki muadiline göre oldukça uygun olan bu restoran, bizim Paris’te olmazsa olmazımız oluyor. Tatlılarıda kesinlikle denemeye değer. Ayrıca  çocuklarla birlikte doyarak ve eğlenerek hep birlikte yemek yiyebildiğimiz, fast food olmayan bir yer olması da bizim açımızdan burayı daha bir cazip kılıyor.

Son akşamında Paris’i kuşbakışı olarak ışıklı hali ile görmek için tekrar Eiffel’e çıkıyoruz. Gecenin 21.00 ‘inde bile yine kalabalık yine kalabalık, o kadar ki, sıra gelmediği için ancak son asansörle iniyoruz, neredeyse merdivenlere kalacağız .

Işıl ışıl Paris’e romantik bir veda yapmış oluyoruz…….

paris-1-gun-city-center-eiffel

paris-2-gun-notre-damesacre-coeur

paris-3-gun-eurodisney

 

paris-5-gun-maraisla-defense

 

louvre-muzesi-fransa-paris

 

IMG_3536

Paylaşın: