Çocukla Geziyorum

AMERİKA – 9.gün Kenndy Space Center, MİAMİ

kennedy space center

27 Haziran Perşembe

Kennedy Space Center, Miami Beach

orlando-arport-Downtown-Orlando-transportation1[1]Büyük açık büfeli kahvaltımıza ve çakma şato otelimize veda bile etmeden çok şükür kurtulduk diyerek kaçarcasına çıkıyoruz. Asıl yol programına başlamadan önce, buraya kadar gelmişken görmemek ayıp olmasın diye Orlanda şehir merkezine şöyle bir göz atmak istiyoruz.

1950’lere kadar hareketsiz bir kasaba iken, Caneveral Burnu ve tema parklarına yakın konumu ile durgunluğundan sıyrılmış olan Orlandao’nun şehir merkezi klasik bir Downtown yapılanması olarak cam cepheli yüksek binalar barındırıyor. Gündüz iş merkezi olan ana cadde asıl canlılığını akşam saatlerinde kazanıyormuş. Church Caddesi ve Orange caddesindeki bar ve restoranlar tema parklarından sıkılanlar için farklı bir seçenek olmalı.

Downtown-orlando-buildings-skyline3[1]Geldiğimiz gibi Orlando İnternational Airport yoluna saparak doğudaki okyanus kıyılarına doğru ilerliyoruz. Hedefimiz John F. Kennedy Space Center. Burası halen kullanılan gerçek bir uzay üssü ve bir kısmı ziyaretçilere açık.

Orlando’dan yaklaşık bir saatlik bir araba yolculuğu ile ulaşılan Kennedy Uzay Merkezi, uzay gemilerinin fırlatıldığı batı yarımküredeki tek yer.1969 da aya insan götüren Apollo 11 uzay aracı bu üsden fırlatılmış. Üs, aynı zamanda NASA’ya da ev sahipliği yapıyor.

Doğu kıyılarına yaklaştıkça coğrafya kendini okyanusun etkisine bırakıyor. Göllerle bölünmüş kara, okyanusun dalgaları ile oluşmuş lagünlerle korunuyor. Bu kıyılara Space Kıyıları adı verilmiş. Tropik iklimin etkisi birçok yaşam ortamını barındıran bir çeşitlilik sunuyor. Uzay kennedy space centerüssünün yer aldığı Merritt Adasına gelmeden Canaveral Milli Parkı’nı geçiyoruz. Bu parkta ilk gözünüze çarpan, tepenizde uçan sayısız kartal ve yanmış, kurumuş, ölmüş gibi duran su birikintileri içindeki mangrov ağaçları oluyor.

Bu bölge aslında kuş türleri ile ünlü. Kasım ve Mart aylarında 100.000 kadar göçmen kuşun akınına uğrayan bir doğal alan. Space kıyısı denilen bu sahiller, Florida’nın el değmemeiş en büyük mercan adası kumsalına sahip. Aynı bölge içinde, uzay üssünün fırlatma rampaları da bulunuyor.

Sulak bir doğa manzarasında, göz alabildiğine uzanan düz açıklıkta, çeşit çeşit kuşların ama özellikle kartalların tepemizde dolandığı bir kennedy space centeryolda ilerleyerek, İndian River’ı geçince Kennedy Space Center ziyaretçi merkezine gelmiş oluyoruz.

Astronotların ve ailelerinin uzay merkezi operasyonlarından haberdar olması için 1967’de yapılan ziyaretçi merkezi günümüzde 2 milyondan fazla ziyaretçi ağırlıyor. Kapıdan bilet alabildiğiniz gibi önceden internet üzerinden de bilet satın alabiliyorsunuz. ( www.kennedyspacecenter.com )

Sizi ilk karşılayan Rocket Garden’da daha önce kullanılmış füzeler sergileniyor. İmax Theatre’da uzay ve uzayda geçirilen günlerin astronotların gözünden anlatıldığı üç boyutlu filmler izlenebiliyor ancak saatini denk getirmelisiniz. Gezinti alanında Angry Birds gibi bazı interaktif oyunların oynanabildiği pavyonlar, IMG_2752sergiler, sunumlar, mağazalar ve bir kafeterya yer alıyor. Yeni tasarlanmış Atlantis bölümü ise henüz açılmamış olduğu için gezemiyoruz.

Üssün tamamı otobüslerle gezilebiliyor ve otobüs durağından kuyruğa girmeniz gerekiyor. Otobüslerin kalkış saatleri incelenerek bu doğrultuda dolaşma programı yapılabilir. Otobüs turunda üssün yayıldığı alanda bulunan üç yapıyı görme ve anlatılanlar ile bilgi edinme imkanı sunuluyor.

Nasa’nın bulunduğu ilk durakta uzaktan fırlatma rampaları görülebiliyor. Otobüsün durduğu Satürn 5 merkezi aslında büyük bir hangar. Girişte Amerikan uzay çalışmalarının tarihini anlatan biraz propagandaya yönelik çok da kısa sayılmayacak bir film izleniyor. Geçilen ateşleme kennedy space centersalonunda mavi-mor ışıkların altında uzaya mekik gönderme işinin arkasındaki sponsorları, görevli koltuklarının arkasındaki yazılardan okuyarak, bu işin maliyetinin ancak dünya devleri tarafından karşılanabileceğini anlıyorsunuz. Son olarak hangar bölümüne geçip, yapılan en büyük roket Satürn 5 in sergilendiği alanda, roketin ayrı ayrı asılmış her bir bölümünü ve aya gidiş ile ilgili araç, gereç ve bilgileri inceleyebiliyorsunuz.

Astronotların kullandığı uç kapsülün darlığı şaşırtıyor. İstenirse yerçekimsiz odada kendinizi deneyebiliyorsunuz. Tur programlarında yer alan, gerçek bir kennedy space centerastronot ile yemek yemek ise ayrı bir bilete tabi.

Kullanılan teknolojinin karmaşıklığı ve yapılan yatırımın boyutu, düşündüğünüz zaman iliklerinizi donduracak cinsten ancak, asıl merak konusu, bu kadar altyapıya trilyonlar harcandıktan sonra günümüzde ulaştığımız daha ileri teknoloji ile neden uzaya insan ve araç gönderme çalışmalarının devam etmiyor oluşu gibi geliyor bize.

Daha gidilecek dört saatlik yolumuz olduğu için fazla oyalanamıyoruz ve turu tadında bırakarak geri dönüyoruz. Ana yol üzerine çıktığımızda ilk işimiz yemek yemek üzere bir yer bakınmak oluyor. İlk rast geldiğimiz tabela grubundan birini seçerek denemeye karar veriyoruz. Yol üzerinde yemek yeme yerlerinin tabelaları bulunuyor ama girmek istediğiniz zaman sizi o anda bulunduğunuz şehirsel yerleşimin kısmen 400-500 mt. içine sokuyor. Böylece işletme hem yoldan geçenlere hem de şehirdekilere hizmet vermiş oluyor.

Orlando’da önünde çok araba olan yerel marka zincirlerinden birini I-Hope kafe-restoranı kennedy space centerseçiyoruz. Uluslararası bir mutfak oldukları iddiasındalar ve İspanyol omletler, Fransız krep ve tostları ile bunu doğruluyorlar. Menü çok seçenekli, özellikle içecekler renkleri ve görünüşleri ile göz alıcı. Bir Amerikan yol klasiği yaşamak hoşumuza gidiyor.

Yolumuz Miami’ye giderken Fort Lauderdale ve Palm Beach’ten geçiyor. Space kıyılarını geçince Gold ve Treasure kıyıları başlamış oluyor. Bu kıyılarda Miami’ye kadar cetvelle çizilmiş gibi incecik mercan adaları ve sayısız plajın etrafında toplanmış tatil köyleri IMG_2761sıralanıyor. Adını İspanyol gemi batıklarının kıyıya vuran hazinelerinden alan bu kıyılar Florida’nın en refah bölgesi.

Çok büyük bir liman olan ve şehir içinde sayısız kanalları ve marinaları ile hayli ilgimi çeken Fort Lauderdale’i çok istememe rağmen zaman kaybetmemek adına başka bir Amerika seyahatine bırakıyoruz. Amerikan zenginliğinin insanı cezbeden ihtişamını gözler önüne seren Palm Beach’de başka bir zamanda görülmek üzere sıraya giriyor.

Miami

Miami’ye yaklaştıkça yollar çoğalıyor ve karmaşıklaşıyor. North Miami ( kuzey ) sapağından şehre girerek otelimize daha kolay ulaşacakken, sapağı bir anlık gaflet ile geçince, normal Miami çıkışına Miami_from_above[1]girmek zorunda kalıyoruz. Kalacağımız otel Miami Beach bölgesinde ve çok kolay bir yerde iken, otoban üzerindeki şehir çıkışları karmaşası bizi kulağımızı tersten göstermek mecburiyetinde bırakıyor ama bu sayede gelir gelmez tüm Miami Beach bölgesinin boydan dolaşarak bir göz atma fırsatı yakalıyoruz.

Miami Downtown‘ dan, aslında geniş bir ada olan Miami Beach bölgesine doğru ilerlemeye başladığımız an, burada yaşamak istediğime karar veriyorum yada daha gerçekçi olmak gerekirse, tekrar gelip daha uzun kalmak. Okyanusun sonsuz maviliği ile sınırlanmış yüksek katlı bloklar, Miami’de insanı hiç rahatsız etmiyor aksine gerekli gibi geliyor çünkü mavilik o derece bir genişliğe sahip ki,  yükseklik onunda bir sınırı olduğunun insani boyutu. Yüksek katlı dev port-of-miami-party-bus-rentals[1]blokların ezici kütleleri, mavinin tartışmasız üstünlüğünde insanoğlunun varlığını bir nebze olsun hatırlatıyor. Bloklar ve okyanus, birbirine mecburi bir birliktelik içindeler.

Okyanus, göz alıcı malikanelerle dolu adacıkları çevreleyerek, koylar ve körfezler halinde her yere burnunun sokmuş. Yüksek katlı yapılar ile bahçeler içine yayılan villaların tezatlığına, sakinleştiren bir bilgelik katmış, şehrin hareketini adeta yatıştırmış.

Miami Beach’in girdiğimiz güney ucunda, ana trafik aksı olan ve Miami Beach’i boydan geçen Collins Avenue’yü takip ettiğimizde bizi otelimize çıkarıyor. Mağazalar, oteller ve otellerin altındaki havalı görünen kafeleri ile Collins Avenue, canlı ve kalabalık bir cadde. Ocean Drive bölgesine yakın olan kesim yani en güney tarafı daha 6a4ed565b0973fc36f7b245b0bbbb40c[1]popüler ve trend bir havaya sahip. Burada insanlar şık ve belli ki paralı.

Miami Beach içinde Kuzeye ilerledikçe, Lincoln Road civarı merkez kalabalığı sergiliyor ve mağazalarda daha turisttik bir genellemeye hitap etmeye başlıyor. Merkez bölgeyi geçince konutlar ve daralan kara yapısında kumsal boyunca sıralanmış oteller başlıyor. Kalacağımız Grand Beach Hotel’i bu sıra arasında buluyoruz. Çakma şato otelimizden sonra bize otelin geniş ve şık lobisi cennet mekanı gibi görünüyor. Odamızı gördüğümüz zaman ise, bu kadar köşe bucağı gezmeye, her anı her dakikayı değerlendirmeye takıntılı biri olarak ilk kez bir otel odasından dışarı çıkmak istemiyorum.

Miami-Beach-sand[1]Grand Beach Hotel, klasik bir beş yıldızlı otel olup öyle çok elit bir otel olmamasına rağmen, balkonunda seyrederek yıllar geçirebileceğiniz okyanus manzarası, 12.kattan aşağı baktığınızda çim örtüsü gibi görünen palmiyelerin coşkusu ve aslında tekerlekli sandalye kullananlar için normalden biraz daha geniş tasarlanmış odanın ferahlığı, dışarı çıkma isteğimizi örtüyor.

Hava iyice kararana kadar balkondaki masada oturup mini bardan bir Dean&Deluca çerezi açıp, okyanusu seyretmenin tadını çıkarıyoruz. Başka bir yere gitme ihtiyacı hissetmeden, otelin havuzun bulunduğu bahçesine inerek, palmiyeler arasında akşam yemeği yiyoruz. Menü seçenekli, yemekler lezzetli, sonuçta palmiyelerin arasında okyanusun kokusuyla ne yediğinizin de bir önemi kalmıyor.

Sevdik biz Miami’yi….

amerika-haziran-2013

 

amerika-10-gun-miami-everglades-ocean-drive

amerika-11-gun-miami-key-largo-coral-gables

 

IMG_2187

Paylaşın: