Çocukla Geziyorum

LONDRA – 7.gün GREENWİCH,BANKSİDE,Southbank

28 Ekim Pazar 2012

Greenwich, Winston Churchill’s Britain At War Experience, London Dungeon, Shakespear’s Globe Theatre

Güne, Çaka’nın 2.sınıf İngilizcesinin sonucu olan, bir hafta boyunca yaptığı şahsına münhasır esprileri, unutmamak için not etmekle başlıyorum. Son günün yorgunluğunu ve gelecek olan vedanın hüznünü azaltmaya yarıyor.

Tercüme 1 – metro ve otobüslerde yazan ‘’No Smoking ‘’ için – Smokin giyilmez

Tercüme 2 – otobüs duraklarında ve inme düğmelerinde yazan ‘’bus stop’’ için – Bas ve dur

Tercüme 3 – otobüs duraklarında asfalt yol üzerinde yazan ‘’Bus Line’’ için – Bas gaza lan…

greenwichİngilizceyi anlama mantığı karşısında şaşkına dönmüş olarak, bir yaz dil okulu zorunluluğu hissi ile daha dönemeden İngiltere’nin kırsallarını araştırmaya başlamışken, bugünün gezisini de Londra’nın kısmen dışı olan Greenwich olarak seçiyoruz.

Merkez yerleşimin doğusunda yer alan Greenwich’e tren ile ve DLR ( havai metro hattı ) ile gidilebiliyor. Biz, Thames Nehri üzerinde bir saatlik bir yolculuk ile götüren gezinti teknesini tercih ederek Thames kıyılarını görmeyi arzu ediyoruz.( city cruises )

Ana durakları parlamento binasının önündeki Westminister Pier ( rıhtım )olan bu tekneler Tower Pier ve London Seabourn Sojourn. London Arrival. At Canary WharfEye Pier’den de kalkıyor. Aynı gezinti tekneleri ile, Thames’ın başlangıcına, batıya doğru gidip, Tudor saraylarının en inceliklisi olan kardinal Wolsey’in 1516’da yaptırdığı Hampton Court Sarayına da bir gün ayırmak gerekli idi.

Yaklaşık bir saatlik bir yolculukla Thames Nehri üzerinde ağır ağır ilerleyen konforlu tekneler, Greenwich’e kadar olan bölgeyi görme ve anlatılanlar ile bilgi edinme imkanı veriyor. Kuşkusuz bu kesimdeki en ilgi çekici alan Canary Warf ( Kanarya Rıhtımı )adı verilen eski liman bölgesi ve The Dome ( kubbe ).

OLYMPUS DIGITAL CAMERABir zamanlar muz getirmek üzere Kanarya Adaları’na gidildiği için, bu liman da muz alınan yer anlamında Kanarya Rıhtımı olarak adlandırılmış. Yüksek tonajlı gemilerin limanı olan bölge artık iş merkezleri, sayısız pub, kafe ve restoranların toplandığı bir alan.

Greenwich’e geldiğimiz için önünden geçmediğimiz ama, üzerindeki sarı çelik direkleri ile bir kirpi görünümünde her yerden kendini belli eden The Dome yada günümüzde bilinen adı ile O2 ( www.theo2.co.uk ) milenyum kutlamaları için tasarlanmış, benzerleri arasında dünyanın en büyüğü olan bir etkinlik arenası.

Greenwich’de, Old Royal Naval College ( Eski Kraliyet Deniz Harp Okulu ), greenwich-park-greenwich-london[1]National Maritim Museum and Queen’s House ( Ulusal Denizcilik Müzesi ve Kraliçenin Evi ), Cutty Sark ve Royal Observatory and Planetarıum ( Kraliyet Rasathanesi ve Astronmi Merkezi ) bulunuyor. Bölge ve üzerindeki yapılar, bilim ve sanata olan katkıları ve dönem mimarileri nedeni ile Unesco Dünya Koruma Mirası Listesi’ne dahil edilmiş.

Rıhtım üzerinde, Thames’in karşı kıyısı ile bulunduğumuz tarafı birleştiren nehrin altından geçen yaya tünelinin kapısı bulunuyor. Önündeki boş bir kanal havuzuna, görkemli yelkenli Cutty Sark yerleştirilmiş.1869 da yapılmış Cutty Sark, dünyanın çay taşımak için kullanılmış son hızlı yelkenli gemisi.

Müze gibi gezilen geminin çay kutularını cutty sarknasıl taşıdığı, gemi hayatı ve asıl önemli olan gittiği rotalar hakkında bilgi  veriliyor. Bir dönem, Avustralya’dan sadece 70 günde Londra’ya yün taşıyan Cutty Sark’ın bu yolculuğunu interaktif olarak oynayabiliyorsunuz. Bilgisayar oyununda bile 70 günde yapamadığınız yolculuk ile size, deniz akıntılarını kullanmanın ve iyi bir kaptan, hızlı bir gemi olmanın ne demek olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Uçak denilen bir teknoloji ile büyümüş çocuklara 70 gün çok geliyor ve neden bu kadar uzun bir sürenin önemsendiğini anlıyamıyorlar.

King William Caddesi‘nden Greenwich parkı boyunca yukarı doğru yürümeye başlıyoruz, daha doğrusu IMG_2407yoğun bir müzik ve kalabalığın bulunduğu alana çekiliyoruz. Trafiğe kapatılmış yaklaşık 1 km.lik bir caddede, genci yaşlısı kadını erkeği bir çok insan, üzerlerine sarı bir tişört geçirmiş olarak, tırlarla getirilmiş hoparlörlerden yükselen müzik eşliğinde koşuyorlar. Önce yarış sanıyoruz ama dikkatli bakınca tişörtlerin üzerinde ‘’Meme kanserine erken teşhis’’ tarzında yazılanları fark ediyoruz.

Birini kolundan yakalayıp ‘’pazar günü hiç mi başka işiniz yok?’’ diye sorsam çok mu ayıp olur diye düşünmeden edemiyorum. Bu kadar insan böyle koşturacağına toplanıp daha faydalı bir şeyler yapamaz mı. Pek çok kişinin ‘’ne kadar medeni’’ diye ayılıp bayılacağı böyle bir olayı son derece aptalca bulduğumu söylemeliyim.

Parkın içinden geçerek tepeye, Kraliyet Rasathanesi ve Astronomi Merkezi’ne çıkıyoruz.( Royal Observatory ) 1675 te II.Charles tarafından, krallığın ilk astronomu olan John Flamsteed’in evi olarak yapılmış rasathanenin görevi, denizdeki  geminin greenwichboylamını bulmanın astronomik bir yöntemini keşfetmekmiş. Binanın kulesindeki kırmızı top, Greenwich saatine göre tam 13.00 de düşerek, gemilerin saatlerini ayarlamalarını sağlıyormuş.

Günümüzde Greenwich’in en önemli özelliği, Greenwich saatine ve başlangıç meridyenine ev sahipliği yapması. 1884’ten bu yana, Greenwich’in sıfır meridyeni üzerinde olduğu kabul edilmiş ve dünya saati buna göre ayarlanmış. Yani çalışmayı ilk yapan ve yayınlayan, ‘’0’’ meridyenini de, zamanın başlangıcını da kapmış bir bakıma. Aynı çalışmayı Osmanlı yapsaydı şimdi başlangıç noktası, İstanbul Kandilli Rasthanesi idi.

IMG_1710Elbette bizde, ‘’0’’ çizgisinin üzerinde durarak, zamanın ve dünyanın başlangıç noktasında bulunmuş oluyoruz mecazi anlamda. Gözlemevini ve küçük sergiye de gezmeyi ihmal etmiyoruz.

Tepeden tekrar aşağı rıhtıma doğru inerken, ana yol üzerindeki çarşının bulunduğu caddenin bir arka paralelinde, hafta sonları kurulan el sanatları pazarı gözümüze çarpıyor. Pek çok insan Greenwich’e bu pazar için geliyor. Bizim ilgimizi ise daha ziyade köşedeki fırın çekiyor.

İçerisinin kalabalık olmasından da belli olacağı üzere, Paul&Rhodes isimli bu fırının ürünleri oldukça güzel. ( www.paulrhodeslondon.co.uk )Öylesine gözüme çarparak güzel göründüğü için aldığımız bir adet granola paketini Türkiye’ye dönüp yediğimizde o kadar beğeniyoruz ki birkaç tane almadığımıza pişman oluyoruz. Yediğimiz en iyi harmanlanmış ve tat dengesi sağlanmış granola.

Teknenin dönüş saatlerine göre bize uygun olanına binerek aynı tur güzergahı IMG_1723ile geri dönüp bu sefer otelimizin bulunduğu Tower Hill rıhtımında iniyoruz. Tower Bridge üzerinden Thames Nehri’nin karşı kıyısına yürüyerek son günümüzün amacı olan Bankside kıyılarına göz atmak ve takıntılı olarak görmek istediğim Shakespeare Globe ( Şekspir Tiyatrosu ) tiyatrosuna gitmek üzere, Thames e paralel seyreden Tooley Street’den batıya doğru, geze geze ilerliyoruz.

London Bridge Tren Garı’nın bulunduğu  mevkii ve Tooley Caddesi adeta bir korku evleri mahallesi gibi. İlk karşımıza çıkan, Winston Churchill’s Britain At War Experience denilen küçük müze. ( Savaştaki İngiltere Deneyimi ) ( www.britainatwar.co.uk )

IMG_1727II.Dünya Savaşı’ndaki Blitz Bombardımanı sırasında Londra’daki yaşamı anlatan, insanı biraz irkilten, biraz hüzünlendiren bir müze. Çünkü savaş, geçmiş bile olsa hoşa gitmiyor. Savaş zamanından kalma yüzlerce obje sergilenmiş ( gaz maskeleri, kasklar v.s. ) ve mankenlerle o yıllarda gündelik hayatı anlatan mizansenler düzenlenmiş. Bombardıman sesleri arasında, dönemin radyo yayınlarını dinleyebiliyor, insanların, çocukların barındığı ortak yaşam alanlarını görebiliyor, savaşın hayatı sürüklediği ibret verici yoksunluğu izleyebiliyorsunuz. Özellikle son bölümde yeni bombalanmış bir sokağın yıkıntılarında, göz gözü görmeyen gaz dumanları arasında, karanlıkta öten siren sesleri  ile dolanıyorsunuz ki, savaşı interaktif oyunlarda eğlenceli bir şey sanıp pek bir özenen çocuklar için korkutucu olsa da gerçeği gösteren bir deneyim oluyor.

Savaşın cephe dışında da savaş olduğu gerçeğini ve hayatı korku ile yaşamanın ağırlığını hissederek çıkıyoruz, çocukluğumuzda sadece 1974 Kıbrıs çıkarmasında evlerde karatmaya tanık olmuş bizler daha huzursuz, çocuklar ise kafalarında tereddütlü sorularla dolu olarak.

london dungeonBirkaç metre sonrasında London Dungeon ( Londra Zindanı ), önündeki uzun kuyruk ile hemen dikkat çekiyor. ( www.thedungeons.com )Burası bir korku evi  ve anlaşılan o ki meraklısı da çok. Önce bir 18.yy mahkeme salonu, daha sonra meşhur Londralı seri katil ‘’Karındeşen Jack’’ deneyimi yaşanıyor, işkence gören, kanlı parçalara ayrılmış balmumu heykeller ile hazırlanmış dekorlar arasında.

Direkt olarak es geçsek de birkaç yüz metre sonrasında karşımıza bu seferde, The London Bridge Experience ( Londra Köprüsü Deneyimi ) çıkıyor. Biraz daha yumuşak bir korku öğesi IMG_1733içeriyor olmalı. Kapıdaki kuyruk uzun olmayan bu yerde, Londra Köprüsünün inşaatında ve Londra mezarlarında gotik bir korku hedeflenmiş.( www.thelondonbridgeexperience.com )

İnsanların, özellikle gençlerin içindeki bu vahşete çağrıyı anlamakta güçlük çekiyoruz. Bir insan neden durduğu yerde korkmak ister ki ? Korktuğum şeyden sağ çıkıyorum, yani bir çeşit ‘’survivor’’ psikolojisi midir ?

Girsemiydik diye dönüp dolaşıp bir türlü cesaret edemeyen büyük oğluma gerçek hayatın ve gerçek bir savaşın çok daha acımasız ve çok daha korkutucu olduğunu anlatmaya çalışıyorum IMG_1745ama bu yaşta felsefi konuşmalar çocuklara pek  bir şey ifade etmiyor.

Tam bitti derken birde üstüne The Clink Prison London Bridge geliyor.( www.clink.co.uk )Daha masum ve ufak görünen bu korku evinde ise, gerçek Clink hapishanesinin olduğu yerde, eski Bankside bölgesinin mahkumlarına yapılanlar gösteriliyor.

Bulunduğumuz bölge olan Bankside, Tudor Londra’sında kötü şöhreti ile ünlü eğlence bölgesi imiş ve yaşanan korku dolu, kanlı, cinayetli, seri katilli geceler öyle yoğun ve akıllarda kalıcı şekilde yaşanmış ki, 100 yıl sonra bile bu bölgenin kimliği olan korku, günümüz için eğlence kimliği ile örtülerek aynı bölgede yaşatılmaya çalışılmakta. Londra’da ayrıca özel Jack The Ripper ( Karındeşen Jack ) yürüyüş turları düzenleniyor. Nerde kimi öldürdüğünü görmek isteyen eminin çok kişi de vardır.

Bu kadar yeter diyerek korku caddesi Tooley Street’i bitirerek, Soutwark Cathedral’inin borough marketarkasından Pazar günü olduğu için kapalı olan Borought Market’e giriyoruz. Borought Market, orijinal Viktoryen bir çatının altında Londra’nın az  sayıdaki toptan meyve ve sebze hallerinden biri. Ancak artık gün içinde, Perşembe ve Cumartesi günleri kurulan gurme tezgahları ile daha popüler olmuş durumda. Geçtiğimiz anda açık olan bir deniz ürünleri restoranı özellikle ilgimi çekiyor ve Londra’ya tekrar gelirsem mutlaka uğramak üzere not alıyorum.

Londra’nın en eski Gotik yapılarından biri olan 13.yy.dan kalma Soutwark Katedrali’nin arkasından kıyı bandına çıkıyoruz. London Bridge ile Blackfriars Köprüsü arasındaki kıyı şeridi çok güzel düzenlenmiş. Restore edilmiş eski rıhtım boyunca ahşap gezinti alanları yaratılmış ve yine restore edilen yapılarda da pek çok pub, restoran ve kafe yerini almış. Keyifli bir hafta sonu rıhtımı haline gelmiş.

Francis Drake’in 1577 ile 1580 arasında dünyayı dolaştığı kalyonun birebir kopyası olan ‘’Golden Hinde’’ savaş gemisi kısa kapalı golden hindebir kanal içerisinde istenirse gezilebiliyor. Dışarıdan bakmakla yetinip , zamanla yarışarak asıl amacımıza doğru ilerliyoruz. Shakespear’s Globe Theatre, soğuk sert görünümlü iri kütlesi ile hemen göze çarpan Tate Modern müzesinin önünde yer alıyor.

Shakespear’s Globe Theatre, ünlü şairin son çalışmalarının bir çoğunun ilk kez sahnelendiği yuvarlağa yakın çokgen şeklindeki tiyatro binasının, aslına uygun olarak yeniden inşaa edilmiş hali. Rehberli tur ile gezebiliyorsunuz. Tur vakti gelene kadar, oyunlarda kullanılan kostümler, oyunlar ve tiyatro hakkında bilgi içeren müzesi gezilebiliyor.

Sıramız gelince tur rehberimiz hanım, bayağı detaylı ve uzun uzadıya hatta, sshakespeare theatreıkıcıya varacak uzunlukta bilgi veriyor. Orijinal tiyatronun, orijinal yerine yakın, aynı mimari teknikle yapılmış ve dönem ruhu yaşatılmak istenmiş.

Yapı yuvarlağa yakın üç katlı ahşap ve orta avlusunun üstü açık, oturma bölümlerinin çatısı ise saz ile kaplı. Bu nedenle burada ve geçmişte de aynı şekilde olduğu üzere, Shakespeare oyunları, sadece yaz aylarında sergileniyor. Uzun, upuzun anlatan rehber hanım, mevsimin kış olduğunu unutuyor olmalı ki bizimde üşümeye başladığımızı fark etmiyor.

Shakespeare oyunlarından sahneler anlatmaya başlayıp bizim de gözümüzde canlandırmamızı istemek konusunda ısrarcı olunca pes ederek, bizde Shakespeare oyunlarını aratmayacak bir shakespeare theatrekurgu ile kaçma mizanseni hazırlıyoruz. Nihayet sahne bölümüne indiğimizde fotoğraf çektirir gibi yapıp kaçmak üzereyken, despot rehber bizi fark ederek, öğretmenvari bir tarz ile hesap soruyor.

Son günümüzün son saatlerinde Shakespeare’nin hatırına kibarlığımızı bozmadan teşekkür edip çıkıyoruz. Tiyatronun önünde yere alan sadece yayaların geçişi için yapılmış Millenium Bridge’den Thames’in kuzey kıyısına geçerken, Thames Nehri’ne,  ilerleyen saatle parıldamaya başlayan London Eye’a ve Parlamento Binasına, karşımızda tüm heybeti ile en büyük benim özgüveni ile yükselen St.Paul Katedrali‘ne ve Londra’ya  veda edip, son kez çok beğendiğimiz bir Pizza Express turu daha yaparak gezimizi noktalıyoruz…..

banksideLondra‘yı sevdik, beğendik, eğlendik, kendimizi rahat hissettik. Aklımızdaki  yerlerin çoğunu gezdik, bir kısmını yeni liste için ayırdık. Tudor Londra’sını yansıtan Hampton Court Palace, bir başka sefer listesinde benim için ilk sırada yerini  korudu. Wembley ve Wimbledon Stadı ile bir kriket maçı veya at yarışı izlemek, listemizde kaldı. Büyük müzeler, bu seferde olduğu gibi çok daha sonrasına atıldı ama, Charles Dickens Müzesi ilave listede yer aldı.

Londra dışında Stonhenge, Bath, Cambridge ile kraliyet sayfiyesi Brighton’ı ve elbetteki Windsor’ daki Legoland’ ı da bir sonraki geziye bıraktık.

Tüm gezilerimizde sevdiğimiz ve tekrar gelmek istediğimiz şehirlere ’’görüşmek üzere’’ diyerek veda ederim. Bu sefer ilk fırsatta gelmek ve Büyük Britanya’yı tanımak için,

BEKLE BİZİ LONDRA ! diyorum….

 

maritime-greenwich-ingiltere-londra

 

londra-ekim-2012

londra

 

 

Paylaşın: