Çocukla Geziyorum

LONDRA – 1.gün LONDRA Genel

22 Ekim Pazartesi 2012

Piccadilly Circus, Ripley Beleive İt Or Not Museum

London_Big_Ben_Phone_box[1]THY’nin illaki rötarlı kalkan 7.55 uçağı ile Londra’nın üç havaalanından biri olan Gatwick Havaalanı’na uçuyoruz. İlk ve en büyük havaalanı Heathrow, uçuşları buraya yığmak istemedikleri için Heatrow‘a gelen uçuşlar daha pahalı, Stanstead ise, biraz şehir dışında kaldığı için daha ucuz. Stanstead’den de Gatwick’ten olduğu gibi şehir merkezine gelen özel havaalanı trenleri var.

Erken kalkmış olduğumuz için yaklaşık 3,5 saat süren yolculuğumuzu uyuyarak geçiriyoruz. Gezmek, artık büyüdükleri ve nispeten ( ! ) bilinçlendikleri için çocuklarda  bir alışkanlık, bir yaşam tarzı olmaya başladı. Çağan, kendi görmek istediklerini araştırabiliyorken, Çaka’da artık heyecanla gezeceklerimiz hakkında bilgi soruyor. Onu ilgilendireceğini düşündüğüm oyuncak mağazası Hamley’s ‘i ve İngiltere’ye özel Bentley marka arabaları anlatıyorum. Benim gönlümün kahramanı Peter Pan’ı ise maalesef  tanımıyor.

Büyük ve göze hoş görünen bir havaalanı izlenimi veren Gatwick Havaalanı’nın kuzey terminaline iniyoruz. Londra ile İstanbul arasında, iki saatlik bir zaman dilimi olduğu için saatlerimizi 2 saat geriye alarak ilk gün karı elde ediyoruz.

LondonCitySign[1]Şehir merkezine götüren hızlı express trenler ve otobüsler güney terminalinden kalkıyor. Kuzey terminali ile güney terminali arasına keyifli bir Shuttle metro hattı koymuşlar, 5 dakika sürmüyor geçmek.

İlk gördüğümüz bankodan, Gatwick Express treni için bilet alıyoruz ve çok da iyi yapıyoruz çünkü Gatwick Express tren istasyonunun bulunduğu garın bankolarında ciddi kuyruklar var. ( www.gatwickexpress.com )

Hazır boş bulmuşken aynı bankodan, Londra içi ulaşım kartı olan Oyster Card’larımızı alıyoruz. Aslında bizim gibi az kalacak yabancılar için daha cazip görünen Travel Card almak amacımız iken, adam başı 60 £ deyince bir anda çok pahalı geliyor ve elimiz titriyor. Travel Card, sadece 1.bölgede sınırsız olarak geçerli .( turistik bölge ) Oyster Card, Londra’nın tamamında, bindikçe ödediğin, bittikçe her yerden tekrar para yükleyebildiğin bir sistem.

london-from-high-agosto-2012_784x0[1]Bankodaki görevlinin hafif bir ısrarla Oyster Card’a yönlendirmesinden ziyade sanırım, Oyster Card’ların kullanım süresinin sonsuzluğu yani, her Londra’ya gelişinizde tekrar yükleyip kullanabilecek olmanın bizi sürüklediği sık gelme hayali daha cazip geliyor.

İlk alışta kart başı 25£ ödeniyor. Her binişte,  kullandığınız şehir bölgesine ve kullandığınız saatlere göre ( iş çıkışı yoğun saatler pahalı ) kartınızdan düşen bedel değişiyor. Tüm metro, otobüs, tramvay ve trenlerde ayrıca DLR ( havai metro hattı )de geçiyor. 11 yaşına kadar çocuklar,  Londra ulaşımında ücretsiz.( www.tfl.gov.uk/oyster )

Hemen hemen her 15 dakikada bir kalkan ( saatler günün zamanına göre değişebiliyor ) Gatwick Express trenlerinden ilk kalkacak olanına binerek, 20 dakikada Londra’nın Victoria outside-london-victoria-station[1]istasyonuna geliyoruz. Burası Londra’daki şehir dışından gelen trenler için yapılmış Merkez Tren İstasyonlarından biri.( Euston, St.Pancras, King Cross v.s. )

Victoria İstasyonu’ndan, metronun Circle hattına binerek, şehrin ters ucundaki otelimizin bulunduğu Tower Hill durağına gidiyoruz. Londra metrosu kapsamlı olmasına rağmen çok eski olduğu için, metro istasyonlarının çoğunda yürüyen merdiven veya asansör yok, bu nedenle bavullar biraz sorun oluyor.

Metro hatları genel olarak renklerle ayrılmış ve her hata ayrıca bir de isim verilmiş. Ama asıl dikkat edilmesi gereken husus, yönler. Londra genel anlamda yönlere göre tarifleniyor;  doğu, batı, kuzey, güney.( East, West, South, North ) Öncelikle şehrin gideceğiniz yönünü bilmeniz, sonra hattın son durağını o yöne göre bulmanız gerekiyor.

Tower_of_london[1]Otelimiz, Londra’daki pek çok Novotel’den biri, Novotel London Tower Bridge. 16 yaşına kadar iki çocuk aynı odada bedava konaklama imkanından faydalanabileceğimiz iki senemiz kaldığı için mümkün olduğu kadar Novotellerde kalmaya devam ediyoruz.

Akşam bizi ağırlayacak olan kuzenimiz ile irtibatlaşıp, kısa bir yerleşme faslından sonra kendimizi hemen Oyster Card’ larımızın özgürlüğüne bırakıyoruz. Metro ile şehir merkezine ulaşmak elbette çok kolay ama otelimizin bulunduğu yer, Tower of London’ın ( Londra Kulesi ) hemen arkası yani, bu noktadan merkeze ( Piccadilly Circus diyelim ) kadar olan turistik güzergahı turlamak için önerilen 15 numaralı çift katlı otobüs hattının son durağı. Bu fırsatı değerlendirmek ve etrafı seyrederek ulaşımı sağlamak daha cazip görünüyor.

Otobüs durağına doğru ilerlerken, metro istasyonunun önünde yer alan büyükçe IMG_2218ağaçtan bir sincap atlayarak, inceleyen bakışlarla Çaka’yı süzüyor ve ağacına geri dönüyor. Minicik zararsız bir hayvanın çocuklar üzerinde yaptığı etki görülmeye değer. Sadece hayvanat bahçesinde ve kitaplarda görmeye alıştıkları bu dünya tatlısı hayvanı şehrin göbeğinde üstelik metro istasyonu gibi yoğun kalabalığın olduğu bir alanda görmek, çocukları şaşkına çeviriyor ve ne yapacaklarını bilemeden öylece donakalarak, uzaydan gelmiş bir yaratıkmışçasına, onlardan çok daha doğal davranan sincabı seyrediyorlar. Sokak kedisi ve köpeği bulunmayan  8 milyon nüfüslu bir metropolün göbeğinde sincap görmeyi şaşırtıcı bulan sadece biz miyiz acaba diye etrafa bakınmadan edemiyoruz.

Şoku atlatınca durumun keyfini yaşayarak otobüs durağına geliyoruz. Ve bir müddet bekledikten sonra ilk gelen otobüs ile anlıyoruz ki ters yönde beklemişiz. Sadece İngiltere ve İngiltere sömürgesi bazı ülkelerde, ne akla hizmetse trafik, bizim kullandığımızın aksine sağ taraftan işliyor ve araç direksiyonları da sağ tarafta bulunuyor. Önemsiz görünen bu detayın, 1-london-bus-iStock_000003216942Small[1]aslında insanda ne kadar bilinçsiz bir alışkanlık yaratmış olduğunu ve silmenin zorluğunu, gezi boyunca bir iki kez ezilme tehlikesi yaşayınca anlamış oluyoruz.

Bizim gibi sağ taraftan seyreden trafik konusunda, pek çok yabancı sorun yaşıyor olmalı ki, caddelerden geçerken ( doğal olarak ) ters tarafa bakan yayalar için, yollara büyük ve renkli harflerle         ‘’ look right ‘’  v.s. yazılmış. Ne kadar yazılırsa yazılsın, boş bulunup akıl etmeyi unutabildiğiniz için, bu cadde geçme konusu, ilk günlerde stresimiz oluyor.Sonraki günlerde ise çözümü 360 derece her yöne bakmakta buluyoruz.

Doğru istikameti bulup, keyifli bir çift katlı otobüs sefasından sonra Londra’nın merkezi sayılabilecek Piccadilly Circus’da iniyoruz. ( Circus – kavşak noktası )Burası pek çok caddenin kesiştiği, her daim araç ve insan trafiğinin çok yoğun olduğu, geceleri devasa reklam Piccadilly-Circus[1]tabelalarının ışıl ışıl göz aldığı, tam meydanın ortasındaki Eros heykelinin bulunduğu çeşmenin önünde illaki fotoğraf çekildiği bir kavşak noktası.

Shaftesbury Avenue üzerinde gördüğümüz, ilk gün gezi klasiğimiz olan McDonalds a giriyoruz. Kalabalık kıyamet, oturmak mümkün değil. Elimizde paketle dışarıda idare ediyoruz. Londra’da fazlası ile bulunan Hint nüfusunun etkisi olduğunu varsaydığımız, acılı baharatlı tavuklu menüler bizim de damak tadımıza uygun geliyor.

Biz ne kadar açık havada sokaklarda dolaşarak Londra’yı koklamak istiyor olsak da,  çocuklar daha girişi ile ilgilerini çeken, bir zamanların eğlence merkezi London Trocadero binasının yanında yer alan ‘’Ripley’s Beleive İt Or Not’’ müzesine girmek konusunda ısrarcı hatta dayatmacı oluyorlar.( www.ripleyslondon.com )

DSCN0280Bu müze adı gibi ’’İster İnan İster İnanma ‘’ tarzında, değişik, inanması gerçekten zor gariplikleri ve ilginç objeleri sergiliyor. Daha ziyade hilkat garibesi denebilecek doldurulmuş hayvanlar, ilgi çekici bir kusuru olan insanların resimleri veya büstleri ( Fil adam en tanınmış örnek ), garip objeler, tuhaf şeyler yapmış insan hikayeleri yada tuhaf araç gereçler. Biraz irkiltici, çokça şaşırtıcı daha ziyade ‘’hadi canım yok artık ‘’ dedirten sayısız acayiplik. İlk gün gezmeyi planlamamış olsak da müze ilgi çekici ve oyalayıcı geldiği için, müzenin alt kattındaki Mirror Maze ( Ayna galerisi )ve Laser Race ( Lazer yarışı-lazerlerden kaçmaya çalışılıyor ) bölümlerine de iniyoruz.

Farklı görüntü veren aynalara girip güleceğimizi sanırken, ellerimize geçirdikleri şeffaf eldivenlerle başka bir şeye bulaştığımızı anlıyoruz. Gülmeyi beklerken adeta sinirlerin zorlandığı bir sınav çıkıyor karşımıza.

Tamamı aynalarla kaplı bir labirentte, girdiğiniz kapıdan başka bir yerde olan çıkışı bulmaya çalışıyorsunuz. Konu basit ama aynalar kaleidoskop etkisi yaptığı için, önünüz yol mu ayna mı anlamak mümkün olmuyor ve hangi yoldan kaç kere geçtiğiniz belli olmuyor. Ellere geçirilen eldivenlerde, çarpmamak için el yordamı ilerlediğiniz camlarda leke bırakmamak amacı ile.

DSCN0281Dönüp dolaşıp, üçüncü kez aynı giriş noktasına geldikten sonra, biz aptalız bulamıyoruz feryatlarımıza rağmen görevli bizi çıkartmayınca ( disiplinli insanlar bu Avrupalılar girdin mi çıkacaksın )olay gerginleşiyor. Çıkamayacağız ve burada öleceğiz paniğini bastırarak, üç kez tur atınca ezberlediğimiz yönlerin aksine, girdiğimiz koridorların denenmemişlerine sapmaya çalışarak, çıkışı gördüğümüz an, çölden kurtulmuş divaneler misali, kimse eğlenme kelimesini telaffuz bile etmeden, LaserRace’i es geçerek, merdivenleri birer ikişer hızla tırmanıp bir hışımla kendimizi sokağa atıyoruz.

Daha Londra’yı gezemeden ilk günden aynaların içinde sonsuza kadar dönüp durmak da vardı.

DSCN0283Akşam, kuzenimiz bizi şehrin kuzey bölgesinde bulunan Manor House durağından alarak, King Cross Tren ana garına yakın, Borough of İslington’ da kalabalık Upper Street ( Upper Caddesi ) üzerinde yer alan Antepliler Restoranı’na götürüyor. Yurtdışında bir Antep Restoranı bizim açımızdan incelenmesi gereken bir değişiklik.( www.anteplilerrestaurant.com )

Biraz Lübnan ve Hatay etkisinin de hissedildiği, bazıları özgün yorumlanmış mezeleri çok çok güzel, tavuk ve pirzolayı da mükemmel buluyoruz. Kebaplar konusu tartışmaya açık olsa da sanırım farklılık hayvanın cinsinden kaynaklanıyor olmalı. Restoranın sahibi olan Özer Bey, her zaman dolu olduklarından ve Antep yemeklerinin oldukça tercih edildiğinden bahsediyor.

Dönüşte kuzenim bizi otele bırakmadan önce, araba ile kısa bir şehir turu attırıyor ve Big Ben saat kulesi ile Parlamento Sarayının ve London Eye’ın gece ışıltılı görünüşlerinin göz alıcı güzelliği ile ilk gecemizi renklendirmiş oluyor.

IMG_2227Yol üzerinde bulunan, büyük ‘’C’’ işaretlerinin ne anlama geldiğini soruyoruz.‘’Look Right’’ları anlamış olduk nede olsa ama ”C’ yi çözememiş durumdayız.

Turistik bölge olarak kabul edilen şehrin merkezinin sınır çizilerek işaretlendiğini ve bu bölgeye otobüs ve taksiler haricinde özel araç ile girmenin ücrete tabi olduğunu anlatıyor. ‘’C’’ ücretli şehir merkezi ( center ) bölgesine girmiş olduğunuzu gösteren ikaz. Eskiden girdiğin zaman o gün içinde ödemek gerekirken şimdi kayıt oluyormuşsunuz ve fatura evinize yollanıyormuş. Ödemeyenlere de ciddi cezalar geliyormuş.

Merkezdeki taşıt yoğunluğunu azaltmak ve bu bölgeyi toplu taşım araçlarına ayırmak adına yapılmış güzel bir uygulama tabii Londra’daki kadar çok alternatifli toplu taşım imkanlarınız varsa. Böylece parasını veren özel araçlar – ki az – ile otobüsler ve yoğun olarak da taksiler, merkez bölgenin yollarını kullanıyor sadece. Bu nedenle, taşıtların haricinde, yoğun bir motosikletli ve daha da fazlası ile bisikletli sürücü var. Merkez bölgedeki işlerde london_large[1]çalışanlar arasında bisikleti tercih edenler çok. İş giriş ve çıkış saatlerinde muazzam bir bisikletli yoğunluğu yaşanıyor. Çoğu son sürat giden bu kullanıcılar iş kıyafetlerinin üstüne fosforlu bir kumaş giyiyorlar ve mutlaka kask takıyorlar. Bisikletin önüne, arkasına veya sırt çantalarına, stop lambası gibi bir far ya da flaşör takarak görünülürlüklerini sağlama alıyorlar.

Arabanın önünde, kuzenin yanında oturan Tekin’in ( sol taraf oluyor ) bir ara uyuklayıp ani fren ile uyanınca, kendini şoför sanıp, canhıraş bir panikle fren ve direksiyon araması sonucunda anlıyoruz ki, bu sağdan trafik konusuna hemen alışamayacağız ve yine anlıyoruz ki erken kalktığımız için çok yorulmuşuz.

Genel olarak havasını soluduğumuz, gecesinin ihtişamına tanık olduğumuz Londra’nın detaylarını ertesi güne bırakıyoruz. Gri kasvetli yüzlü ve sıkışıkça büyümüş bu şehri, nedense ilk görüşte sevdik….

peter-pan-ingiltere-londra

 

londra-2-gun-west-end-marylebone

londra-3-gun-soho-covent-garden

londra-4-gun-tower-hill-high-tea

londra-5-gun-whitehall-leicester-square

londra-6-gun-hyde-park-mayfair-st-james

londra-7-gun-greenwichbanksidesouthbank

 

London_Eye_at_night_2[1]

Paylaşın: