Çocukla Geziyorum

LONDRA – 3.gün SOHO, COVENT GARDEN

24 Ekim Çarşamba 2012

Harry Potter Studios, Covent Garden, London Transport Museum, China Town

harry potterSabahın 6.00 sında kalkıp, alelacele kahvaltı ederek, 7.15 de otelden çıkıyoruz ve nefes nefese, 10 dakika kala, metro ile ulaştığımız Victoria tren garının arka binasındaki tur şirketlerinin kalktığı merkezde, Harry Potter Studios Tours otobüsüne yetişiyoruz. Nefes nefeseyiz çünkü, otobüsler binanın içindeki görünmeyen bir iç caddeden kalktığı için, bayağı bir bakınıp, ancak sabahın köründe rastladığımız tek kişi olan çöpçüye sorarak öğrenmiş olmanın stresi ile doluyuz.

Kısaca, Harry Potter filmlerinin set gezisi olarak tarif edilebilecek Warner Bross Studio Tour London gezisine öyle elinizi kolunuzu sallayarak, gideyim oradan bilet alırım gelenekselliği ile gidemiyorsunuz. Sadece www.wbstudiotour.co.uk adresinden bilet IMG_1392satışı yapılıyor ve kapıda bilet gişesi yok. Biletiniz, seçeceğiniz güne ve yine seçeceğiniz saate randevulu oluyor,  başka bir gün ve saat için kullanamıyorsunuz. Bu saatler yaklaşık 2-2.5 saatlik stüdyo tur programlarına göre ayarlanmış.

Bizim gittiğimiz gibi bir tur şirketi ile gitmezseniz, bileti yine internetten alarak ( yada rezerve ederek ) kendi imkanlarınız ile de ulaşabiliyorsunuz. Özel araç sorun değil ama tren konusunda saati iyi ayarlamak lazım randevu saatinizden en az bir 15-20 dakika önce orada olabilmek için. Londra’nın kuzeyindeki Euston Tren garından, Watford trenine binip, yarım saatlik bir yolculuk sonrasında Watford Junction durağında inerek, buradan Stüdyolara taşıyan özel servis otobüsleri ile Stüdyolara ulaşmak mümkün (otobüs 15 harry potterdk.)

Bileti internetten alarak tren ile ulaşmak biraz saat konusunda stresli olsa da daha ekonomik olduğu için, Londra gezimize başlamadan çok önce, sıkı bir araştırma yaparak, tam bileti almak üzere geri döndüğümde, aynı gün içinde 1-2 saat önce baktığım gün ve saatlerin kapandığını hayretle gördüm.

Nasıl bu kadar hızlı ve yoğun bir talep olduğuna o zamanlar bir anlam verememişken, stüdyolara geldiğimiz bu günde talebin nedenini anlamış oluyoruz. İngiliz okullarının ara tatili olduğu için, Britanya genelinden her yaşta çocuk ve genç, Londra’daki tüm diğer müze ve eğlence yerlerine olduğu gibi buraya da akın etmiş durumda. Demek ki, Londra’ya gelmeden önce kesinlikle İngiliz okullarının tatil dönemlerini öğrenmek gerekiyor.

IMG_1405Yaşadığım şoktan sonra mecbur kalıp daha pahalı olmasına bakmadan bulabildiğim en uygun gün ve saat için www.visitlondon.com sitesinden bir tur aracılığı ile rezervasyon  yapmaya mecbur kaldım ki böylece sabahın 6.00’ında kalkıp, 8.00 de otobüs kalkış saatine nefes nefese koşturmuş olduk.

Üzeri tamamen Harry Potter resmi ile özel olarak kaplanmış bir otobüse biniyoruz. Rezervasyon kağıdını gösterdiğinizde isminize yazılmış bir zarfla biletlerinizi veriyorlar. Otobüs dışarıdan şamatalı görünüyor olsa da, içeriden cazip değil çünkü 1,5 saat süren bir yolculukta dışarıyı düzgün göremiyorsunuz.

II.Dünya Savaşında uçak fabrikası olarak kullanılan hangarlar, Harry Potter filmlerinin setine tahsis edilmiş ve artık filmler bitince, 2012 yılından itibaren, bu filmlerde kullanılan setler, araç gereçler v.s. bir tur çerçevesinde sergileniyor. İlk giriş bölümünde sizi, fonda filmin tema müziği eşliğinde karakterlerin büyük boy resimleri karşılıyor. Uçan arabada bu karakterlere dahil.

harry potterBir hediyelik eşya mağazası ve kafeterya bulunan giriş bölümünden sonra randevu saatiniz geldiğinde tura başlıyorsunuz. Meraklılar, çocuklardan ziyade 15-25 arası gençler. Bizim ailede de konu hakkındaki en ilgili, ısrarcı ve tüm filmleri seyretmiş tek kişi, benim.

Tüm dünyadaki film potansiyeli anlatıldıktan sonra, Hogwarts Yemek Salonu’nda genel bilgiler veriliyor. Filmlerde efekt ile olduğundan daha büyük gösterilen salonda, hikayeyi bilen, filmi seyreden birinin kendini gerçekten Hogwarts’da gibi hissetmemesi mümkün değil.

Salondan ana hangar bölümüne geçerek serbest olarak çeşitli setleri, özel dekorları inceleme imkanınız oluyor. Griffindor oturma harry pottersalonu, Harry Potter’ın yatak odası, Dumbledor’un odası, Büyü Bakanlığı, Hagrit’in evi v.s.

Hangar sonrası çıktığınız bahçede, Uçan Araba, Üç katlı mor otobüs ve Hogwarts’ın köprüsünde gezebiliyorsunuz. Büyü şehrinin sokaklarında mağazaların vitrinine bakmak ise ayrı bir keyif. Veda noktası Hogwarts’ın çekimlerde kullanılan etkileyici maketi ki maketten önce çizimlerle yaratım sürecini de görmek mümkün, neredeyse gerçekten inşaa edilebilir bir şato yaratmışlar.

Stüdyoyu gezmek, kahramanların yaşadığı mekanlara varmışçasına dokunabilmek, kendinizi hikayenin içinde hissetmek ve sevdiğiniz harry potterkarakterlerin varlığını teyit ederek ölmeyeceğine inanmak adeta bir dostunuzun sağlığından emin olmak ve onu kaybetmeyeceğinizi bilmek gibi bir rahatlama hissi yaratıyor. Evet burada, o var ve hep benimle olabilecek.

İşin duygusal yönü bir yana, filmlere özel yapılmış dizaynlar, üretilmiş tasarımlar, yaratılmış objeler, basılmış materyellar, imal edilmiş eşyalar, işin rakamsal boyutu, detaylardaki titizlik ve fazlalığı görünce, sıfırdan  bir dünya yaratılması için çok çok ciddi bir emek ve para harcandığını, bu süreçte de oyuncuların haricinde sayısız tasarımcı, imalatçı, ressam, müzisyen, v.s.ve adını bile bilemeyeceğimiz meslek grubundan insanların çalıştığını görüyorsunuz. Çocukların eğlenmenin ötesinde harcanan emeğin covent gardenboyutunu ve ne derece farklı işler yapan insanlar olduğunu bilmeleri açısından aynı zamanda bilgilendirici bir gezi oluyor.

Çıkışta Uçan araba ve Uçan Süpürge ile hatıra fotoğrafı çektirip, aynı otobüs ile aynı yoldan Londra’ya dönerek metro ile Soho mahallesine, Covent Garden’a gidiyoruz. Londra’nın en fazla sinema ve tiyatrosunu barındıran bölgesi Soho, cinsel tercihlerin çeşitliliği ve özgürlüğünün hüküm sürdüğü bir bölge olduğu için her zaman kalabalık. Soho‘nun Covent Garden tarafı, daha temiz, daha ticari ve daha turistik.

Metro durağının yanındaki trafiğe kapalı yayalaştırılmış cadde sizi doğruca Royal Opera House’un( Kraliyet Opera Binası ) covent gardenönündeki Covent Garden Market’e çıkarıyor. Sokak çalgıcılarının gösteri yaptıkları meydanları ve Viktoryen tarzı pazarı ile Covent Garden, Londra’nın mutlka bir göz atılası merkezlerinden.

Kapalı bir meyve sebze halini andıran Pazar, aslında şık dükkanlarda bilinen markaları barındırıyor. Pazarın orta avlusundaki yemek alanları ve meydanda gösteri yapanları seyretme imkanı veren teras pub’ları, hınca hınç dolu.

Meydanın doğu köşesindeki London Transport Museum’a ( Ulaşım Müzesi ) çocuklarla gezmekten keyif alacağımız bir müze olacağını düşünerek giriyoruz.( www.ltmuseum.com ) Londra ulaşım açısından dikkate değer bir altyapıya sahip. Müzede, Londra’nın 100 yıllık bir tarihsel süreçte, gelişen şehir ve çoğalan omnibusinsanlar ile birlikte ulaşım ağının nasıl yavaş yavaş örüldüğünü ve iki katlı otobüs fenomeninin nasıl doğduğunu görüyoruz.

Omnibüs adı verilen atların çektiği ahşap vagonlar, artan nüfus neticesinde yetmeyip iki katlı yapılmışlar. Sanayi devrimi sonrasında ise bu Omnibüs’ler iki katlı kırmızı otobüslere dönüşmüşler. Dünyanın ilk yeraltı metrosu da Londra’da yapılmış ve tam anlamı ile bir ağ gibi yeraltını kaplamış.

Her gün bindiğimiz çift katlı otobüslerin, eski ve yeni versiyonlarının şoför mahalline binip, rahatça inceleme imkanı bulan çocuklar, hem eğlenmiş hem de İstanbul’da görme şansları olmayan ve bir şehir için aslında en önemli konulardan biri olan ulaşım altyapısının gelişmiş modelinin nasıl olması gerektiği hakkında fikir edinmiş oluyorlar.

londra chitownMüzeden çıkınca kuzeye doğru yönlenip, Long Acre alışveriş caddesinin kesiştiği altı yollu kavşaktan, Chinatown adı verilen bölgeye dalıyoruz. Kapısı Çin Mahallesi olduğunu belirten bir tak ile süslenmiş yayalaştırılmış yola girmeden önce küçük bir dükkanın camekanında, ( Jen Cafe ) çin mantısı ( dim sum ) yapan hanımlar dikkatimizi çekiyor.

İçerideki insanlardan talebin de olduğunu anlayınca, bu tür el ve ev yapımı hanım işi mamüllerin daha leziz olduğunu bildiğimizden, bir tadına bakmak için bizde dalıyoruz. Burası, gerçek çiğ börek elle yenir misali, çatal kaşığın olmadığı, ne yiyecekseniz çubuk ile yemek zorunda olduğunuz geleneksele dönük bir yer. Resimlerden bakıp el yordamı ile tarif ettiğimiz kızarmış çin mantısı, kısa sürede servis ediliyor.

london chinatownİyi kullanan bir kıza bakıp taklit etmeye çalışsam da oldum olası kullanamadığım bu çubukları tutma işini yine beceremiyorum ve bizim mantılara göre oldukça büyükçe olan koca mantı tanesini sosun içine düşürüyorum. Her tarafa sos sıçrayınca, Çin geleneğine Türk usulünü harmanlayarak, elle alıp         ‘’ banmak’’ usulü ile mantının ne kadar lezzetli olduğunun tadına varıyorum. Bilmedikleri yemeklere her zaman önyargılı olan Çağan’ın ve Tekin’inde beğenerek mantılarımı bana fazla yeme imkanı bırakmadan halletmeleri neticesinde, hoşumuza giden bu lezzeti Londra’ya tekrar geldiğimizde mutlaka yine tatma kararı alıyoruz.

Çin Mahallesinin taklarla sınırlanmış yaya caddesi, yol boyu camekanlarına dizi dizi asılmış ördekleri ve süslü kırmızı çin lambaları ile çeşitli restoranların olduğu bir cadde. Dediğim gibi, alışmadığı yemeği yemeğe tepkili olan, hele ortalarda asılı olmalarına hiç dayanamayan Tekin sayesinde, bu bölgeyi hızlı terk etmek durumunda kalıyoruz.

IMG_1511Yakın bulunduğumuz bir üst paraleldeki Bewer Street’te günümüz Londralı yemek eleştirmenlerinin bir tavsiyesi olan Randall&Aubin adlı popüler bir restorana gidiyoruz. Oturma imkanı ağırlıklı olarak tüneme tarzında olan ufak restoranın özelliği daha ziyade deniz ürünleri. Çocuklu gruplarda var ve bizim yiyeceğimizde zaten belli, Fish&Chips.

Beyaz etli Morina balığının kılçıksız fileto olarak kızartılması ve yanında patates kızartması, en lüksünden de haşlanmış bezelye yada bezelye püresi ilavesinden ibaret olan bir yemeğin, Londra’daki ‘’en iyi’’ sini aramak ne kadar anlamlı olabilir. Tavada balık eti ne derece farklı ve lezzetli yapılabilirse yediğimiz versiyonu da bu doğrultuda yeterli ve doyurucu buluyoruz.

IMG_1513Bize servis yapan garson hanım, konuşmalarımızdan Türk olduğumuzu yakalıyor ve Fransız olduğunu ama en yakın arkadaşının bir Türk olduğunu, bu nedenle Türkiye’de Antalya’dan İstanbul’a pek çok şehri ( Kırşehir dahil-ben görmedim )görmüş olduğunu anlatıyor. Yakaladığı Türkçe kelimelerden bize kendi hikayesini anlatma isteği duymasını, Türkiye’yi sevmiş ve Türk insanlarını da kendine yakın hissetmiş olabileceğine bağlıyorum.

Öksüz doyuran cinsten olan Fish&Chips’lerimizi yedikten sonra, aynı cadde üzerinde rastladığımız bir dondurmacıda üstüne cila çekerek, gece ışıklarının göz alıcılığında 15 numaralı otobüs ile otelimize dönüyoruz. 12 saatten fazladır dışarıda olmanın sonucunda yorulmanın ötesinde bir boyuta ulaşmış durumdayız.

İlk üç gün Londra’nın dinamizminin verdiği  heyecanla yoğun bir tempo yaşamış olduğumuz için sonraki günler artık biraz daha sakinleşmeye karar veriyoruz ve yatmadan önce Cadbury çeşitlerinden bir seçki ile günü sonlandırıyoruz….

harry-potter-studio-tour-ingiltere-londra

londra-1-gun-londra-genel

londra-2-gun-west-end-marylebone

 

londra-4-gun-tower-hill-high-tea

londra-5-gun-whitehall-leicester-square

londra-6-gun-hyde-park-mayfair-st-james

londra-7-gun-greenwichbanksidesouthbank

Harry 10001

 

Paylaşın: