Çocukla Geziyorum

MÜNİH – 3.gün SALZBURG , RATHAUS

21 Mayıs Cuma 2010

Bir gün evvel Neuschwanstein Şatosu’na gitmek için Bavyera’nın kısmen güneyine inmişken, bugün doğuya giderek sınırı geçiyoruz  ve Avusturya ‘nın, Alman sınırı dibindeki Salzburg kentini ziyaret ediyoruz.

Tren ile iki saatten az süren bu yolculuk  Bavyera Bölgesi’nin en sevilen ve tercih edilen sayfiye bölgelerinden geçiyor. Chiemsee Gölü, Bavyera’nın en büyük gölü ve su sporları meraklıları için bir cennet. Sayısız küçük kasaba ve köy ile çevrili olan gölün bulunduğu Chiemgau Bölgesi, Alp manzaralarının en güzel olduğu yerlerden biri .

Trende, elinde yürüyüş batonları olan ileri yaştaki birkaç çiftin Rosenheim ( ana duraklardan biri )durağında, Alplere giden başka bir trene aktarma yapmak için indiklerini görüyoruz.

Trenin hemen yanından geçtiği gölün mü, yoksa çevresindeki kasabaların mı daha güzel olduğu konusunda karar verememiş olsak da özellikle Bad Endorf adlı küçük kasabaya karşı duygusal hisler geliştirdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim.

Salzach Nehri’ni, daha ziyade dere görünümündeki kolunu geçerek, Avusturya sınırına girmiş oluyoruz. Bırakın bir görevliyi tabela bile yok. Sadece, karşısındaki Avusturyalı dere kenarı evlere bakarak balık tutan bir Alman var.

130Salzburg ana garda inince, ilk işimiz hemen bir information ofisi bulmak oluyor ve görevli hanım kız, hangi güzergahtan yürüyeceğimizi, yürürken nerelere dikkat etmemiz gerektiğini ve gideceğimiz yerleri anlatıyor.

Salzburg, Avusturya’nın  dördüncü büyük şehri olmasına rağmen fazla büyük bir şehir değil. ( 150.000  nüfus ). Mozart’ın doğumyeri olduğu için Salzburg Festivali her yıl binlerce müzikseveri ağırlıyor. Sokak tünelleri ile tarihi şehir, 1996 da Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Salzburg Kalesi ( Hohensalzburg ) ve Mirabell Sarayı görülmesi gereken önemli yapılar arasında.( www.salzburg.info )

İnfo görevlisi hanımın tarif ettiği güzergahtan ilerleyerek, yolumuzun üzerindeki Mirabell Sarayı’nın bahçesini boydan boya geçiyoruz. Sarayın bitimi bizi Makertplatz’a çıkarıyor. Salzburg’un tam merkezi olduğu söylenebilir. Makart Köprüsü, Salzburg tarihi şehrinin ve tepede Salzburg kalesinin en güzel görülebileceği OLYMPUS DIGITAL CAMERAyerlerden. Salzach Nehri’de şehrin nehir kıyısı yerleşimi ile ilgili panoramik seyirlikler sunuyor.

Tarihi şehrin yerleştiği bölge, kalenin bulunduğu yarım ay formundaki tepe ile nehir arasına sıkışmış olan alan. Bu nedenle olmalı ki dar olan alanı elverdiğince kullanmak için paralel caddeler arasındaki enine kesen caddeleri, binaların altından tüneller yapmak sureti ile oluşturmuşlar. Bölgenin kayalık olması bu oluşuma hem mecburiyet katmış hem de imkan vermiş.

Karşımıza gelen ilk tünele dalarak bir üst yola, ana turistik cadde olan Getreidegasse’ye çıkıyoruz. Tüm yapılar, dönemlerindeki asıllarına uygun olarak korunmuş yada yenilenmişler. Sadece mağazalardaki markaların güncel olduğu bu hoş ve kalabalık caddenin bir ucu şehrin sırtını dayadığı tepe ile kesilirken, diğer ucu bizi tarihi şehrin müzelerinin, kilisesinin ve Fransisken Sarayı’nın bulunduğu Residenzplatz’a götürüyor.

Yol üzerindeki 9 numaralı dikkat çekici sarılıktaki bina, Mozart’ın doğduğu ev. Bugün Mozart Müzesi olarak kullanılıyor. Mozart, birçok bestesini Salzburg’da yazmış, ölümü ise Viyana’da olmuş.

Dom Kilisesi’nin arkasındaki Kapitelplatz’dan, Hohensalzburg Kalesi’ne bizi çıkarak olan füniküler kalkıyor.Yükseldikçe, Salzburg’un güzelliğini daha net görebiliyoruz.

Hohensalzburg Kalesi, 1077 yılında yapılmış ve Orta Avrupa’nın en büyük, günümüze kadar tam olarak muhafaza edilmiş kalesi. Füniküler, kalenin alt terasında bırakıyor ve  merdivenle biraz daha çıkmak gerekiyor.

İçerisinde müze ve çeşitli mağazaların bulunduğu kalenin iç avlusu gerçekten çok büyük. Kale hem şehre, hemde nehire, her açıdan son derece hakim bir konumda. Seçildiği nokta, şu an bize tüm şehri 360 derece ne güzel görüyoruz diye hoş seyirlikler sunuyor gibi görünse de aslında geçmiş yaşamlarda güzvenliğin ne kadar zor olduğunu ve insanların dört tarafını  kollaması gerektiğini anlatıyor.

Kalenin tamamını turlayıp, Salzach nehrinin kenarındaki yapıların güzelliğini kafamıza not edip, aşağı iniyoruz.

Hazır Avusturya’ya gelmişken Viyana’da yediğimiz tadı damağımızda kalan şnitzelin benzerini bulurmuyuz hevesi ile bir iki yere sorduğumuzda, Wiener Snitzel adı altında satılanların domuz şnitzeli olduğunu söylüyorlar. Mecburen fazla turistik noktalarda en güvenlisi olan bir İtalyan Restoranında yenen pizza ve sade makarna kurtarıcımız oluyor.

Avusturya için genellikle ‘’Almanların köylüsü ‘’ gibi bir yakıştırma yapılsa ve Avusturya, Almanya’nın göstermiş olduğu ekonomik ve teknolojik gelişmeyi gösterememiş olsa da,  Salzburg’u gezdiğimizde büyük bir imparatorluğun mirasının her taşa toprağa sindiğini hissediyoruz. Salzburg’daki asaletin ve vakurluğun, Münih’te olmadığını düşünüyorum. Elbette Bavyera Almanya’nın kırsalı ve elbette Münih ile Salzburg aynı kategorideki şehirler salzburgdeğiller ama, tarz ve duruş şehirler için de geçerli ise eğer, büyüklüklerine bakılmaksızın, Salzburg’un duruşunun daha asil göründüğünü ve daha ince bir zevki yansıttığını  hissetmemek mümkün değil.

Dönüş trenine yetişmek için az zamanımız olduğundan bu çok hoşumuza giden şehrin daha fazla tadını çıkaramıyoruz ve göz alabildiğine yeşil Bavyera kırsalının manzaraları eşliğinde Münih’e dönüyoruz.

Ana garda indiğimiz için bu seferde( Hauptbahnhof ) Münih’in tarihi mekezine Karlsplatz’daki Karlstor kapısından giriyoruz. Neuhaser Caddesi, bizi doğruca Marienplatz’a götürüyor. Bu cadde daha ziyade Münih’in gündelik alışveriş akslarından biri.

Marienplatz’daki, Neues Rathaus’un altındaki ( genelde bu tür binalarda oluyor ) Rastkeller ( www.rastkeller.de ) isminde yerel Bavyera mutfağının sunulduğu restoranda akşam yemeği yemeyi düşünüyoruz. Mekan oldukça büyük, kalabalık  kayboluyor. Ortam, otantik dekorasyonu ile ilgi çekici. Ancak, Alman mutfağının aynı cazibede olduğunu söylemek zor. Belli bir iddiası olmayan mutfakların, Türkler tarafından beğenilmesi zaten düşük ihtimalken, Almanların bu konuda hiç şansı olmadığını düşünüyorum.

Her yerde yoğunlukla satılan ve bir gece önce televizyonda  da en iyi kuşkonmaz soyma aletlerinin test edilerek seçildiği bir programa bile rastladığımdan, Bavyera’lılar için çok tercih edilir gibi görülen yöreye özgü kuşkonmaz yemeğini tatmak istiyorum. Bizdeki incelik ve narinlikteki kuşkonmazlarla  alakası olmayan Almanların kendileri dahil her şeyleri gibi Ratskeller-klein-2[1]devasa boyuttaki kuşkonmazlardan yapılan bu lezzet fukarası yemek, hiç olmazsa sebze yemiş olmanın dışında bir şey ifade etmiyor.

Genişliğinden dolayı çocukların hareketinin ve seslerinin fark edilmediği mekanın otantikliğinin ve nihayet tercih konusunda tutturduğumuz biranın tadını çıkarıyoruz…

munih-4-gun-legoland

munih-5-gun-olympiapark-english-garden

 

salzburg-kalesi-hohensalzburg-avusturya-salzburg

salzburg-festivali-avusturya-salzburg

 

Paylaşın: