Çocukla Geziyorum

NİCE – 4.gün ANTİBES, CANNES

1_Vieil-Antibes

25 Eylül Cuma 2015

St.Tropez, Cagnes sur Mère, St.Paul de Vence, Antibes, Juan –Les-Pince, Cannes, Grasse

Gezimizin son gününü Nice’in batı kıyılarını tanımaya ayırıyoruz. Biz nihai olarak Cannes’e uzanacağız ama bilindiği üzere St.Tropez’de güney Fransa kıyılarının önemli aktörlerinden biri. Ancak mesafe olarak zaman alacak bir uzaklıkta ve cotedazurdaha önceki ziyaretimden hatırladığım kadarıyla geniş kum plajları olan bu güzel balıkçı kasabası çocuklar için fazla bir şey vadetmiyor.

Bilindiği üzere aslında güney sahillerinde bir yarımadanın burnunda olduğu için genelde iklimi ve özellikle kışları sert olan bu belde önce Fransız ressamların akınına uğramış ama asıl patlamasını Roger Vadim’in Brigitte Bardot’yu oynattığı ‘’Ve Tanrı Kadını Yarattı’’ filmini St.Tropez’de çekmesiyle yapmış. Daha sonra aktristin yaşamak için St.Tropez’yi seçmesi de saint-tropez-01kasabanın ve genel olarak bütün Côte d’Azur’un dünya literatüründe parlamasına sebep olmuş.

Ziyaret ettiğim dönemlerde Fransız özgür yaşamı ve üstsüz plajlarının varlığıyla çekiciliğini perçinlemiş bu kasabayı başka gezilerin konusu olarak bir kenara bırakıp biz rotamızı sahilden biraz içerilere St.Paul de Vence’a kırıyoruz.

Nice Havaalanını Cannes yönünde batıya doğru geçince ilk önce Cagnes sur Mère st-tropez-1-15isimli yerleşim karşımıza çıkıyor. Havaalanı adeta bir sınır gibi, doğu tarafının sahilleri taşlık, batı tarafınınkiler kum. Havaalanının konumlandığı bölge Le Var nehrinin ağzı. Normal uçaklardan çok daha fazla sayıda ve daha geniş bir park alanını kapsayacak şekilde özel uçak olan bir havaalanı burası. Nehrin karşı kıyısına ise Cap 3000 adı verilen bir alışveriş merkezi yapmışlar. Daha doğrusu daha ben lise öğrencisi iken yani yaklaşık bir 30 yıl kadar önce bile bu AVM vardı. Bugün onun bulunduğu alanı, bir alışveriş bölgesi haline getirmişler.

cagnescollage

Cagnes sur Mer

Tüm Fransız Rivyerası sahilleri boyunca değişmeyen tek unsur olan marinalar ve açığına demirlemiş sayısız tekneler arasında ilerlerken fark ediyoruz ki sanki Cagnes-sur-MerNice, ağırbaşlı oturaklı bir iş merkezi, Cagnes sur Mer ise onun sayfiyesi. Sahil boyundaki görüntü bizim Çınarcık, Kumla gibi yazlık beldelerin daha hallicesi, gelişmiş ve moderni. Tahminimce konaklamanın Nice’ten daha ucuz olduğu bu bölge, kısa mesafeli ulaşımı ile yaz aylarındaki güney Fransa ziyaretleri için tercih edilebilecek bir seçenek gibi gözüküyor.

Photo-PCUPAC0060000004-4Sahildeki okların yönlendirdiği üzere 14.yy dan kalma bir kalesi bulunuyor. Bu kaleyi 17.yy da Grimaldi ailesi yenilemiş. Renoir hayatının son 12 yılını eklem ağrılarına iyi geldiği için Cagnes’te Maison Les Collettes’de geçirmiş. 10 resminin yer aldığı ev, 1919’daki ölümünün ardından bugün Renoir Müzesi olarak hizmet veriyor. http://maisondecolette.fr/

St.Paul de Vence

Cagnes’ten içeriye girerek St.Paul de Vence’a çıkıyoruz. Çıkıyoruz çünkü St.Paul stPaul2de Vence, palmiyeli yüzme havuzlu villaların yayıldığı Vence kasabasının geniş Vadisinin bir tepeliği üzerinde yer alan korunaklı tarihi bir ortaçağ köyü. Eskiden bir sınır kalesi olan köy, Nice’e gelip gezilecek en ünlü ve turistik yerlerden biri.

Daha önce gezmiş olduğumuz Éze kasabasının daha büyüğü olarak kabul edilebilecek köy, ciddi bir restorasyon görmüşse de sokakları ve yapıları özenle korunmuş. Ünlü sanatçılar içinde ünlü olmak isteyen sanatçılar içinde, DSC_1507sanat severler içinde bir çekim noktası. Sokaklarında dolaşırken hediyelik eşya dükkanlarından ziyade sanatçıların atölye ve sergileriyle karşılaşıyorsunuz. Chagall’de bir dönem burada yaşamış.

Köyü çevreleyen surlar etrafında bir yürüyüş yolu bulunuyor ama sokak araları da özellikle dar ve grafiksel taş görüntüler sunuyor. Rue Grande ana cadde. Bu cadde üzerindeki sanatçıların atölyeleri en az yapılar kadar seyretmeye değer, son derece özgün sanat eserlerini sergiliyolar. Onlara bakarken 16.ve 17.yy yapılarının kapılarında yer alan çeşitli armaları da kaçırmamak gerek.

Hemen hemen orta noktada bir büyük çeşme yer alıyor. Hemen arkasındaki Rue IMG_6756de la Cassette üzerinde yer alan kule ise 19.yy’ a kadar hapishane olarak kullanılmış. Kilise ve diğer resmi yapılar etrafında sıralanıyor.

Surların dışında hemen hemen bütün tur otobüslerinin mola ve buluşma yeri olarak kullandığı geniş kafenin önündeki sert toprak alan Fransızların ‘’ boules ‘’ oyunu oynadıkları açıklık. İki veya daha çok kişinin metal topları küçük tahta bir topun ( cochenette)en yakınına atmaları şeklinde oynanıyor ve hemen hemen her Fransız yerleşiminde mutlaka bir Boules oynama yeri bulunuyor.

Tuvaleti paralı olduğu için ödeme yapmazsanız sahibinin çok fazla sinirlendiği ve benim gibi yüksek sesle Fransızca olarak kavga etmek zorunda kalmamanız için St.PAUL DE VENCEönceden uyarmak istediğim tuvaleti paralı olan kafenin yanında Foundation Maeght var ki Avrupa’nın en iyi modern sanat müzelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Daha aşağıda Route de Vence yolu üzerinde ise Colombe d’Or ( Altın Kaz ) hanı yer alıyor. 1920’lerde bölgeye akın eden ressam ve yazarların gözdesi bir işletme. Oda ve yemek ücretinin karşılığında verdikleri resimlerden oluşan bir koleksiyonları var ve st.paul de vanceziyaret edebiliyorsunuz. Picasso, Modigliani, Matisse, Coctaeu, Signac bazıları. Yves Montand ve Simone Signoret hanın terasında evlenmiş. Scott Fitzgerald’ın sevgilisi yüzünden yaşadığı münakaşa ise hala unutulmamış.

Antibes

Aynı yoldan sahil yoluna geri dönerek, tren yolunun neredeyse kumsala sıfır devam ettiği hattın yanından güzelim kum plajları, koyu mavi Akdeniz’i devam edip, Antibes’e geliyoruz. Bir zamanlar mega yatların bağlanabildiği tek marina iken artık muadillerinin çokça açılmasıyla aynı liman özelliğini korumuyor olsa da yat limanının bir tarafında Le Fort Carré denilen 14.yy. kalesi, bir tarafta arkadlı bir duvar arkasında saklanmış eski kasabasıyla Antibes yine de gönülleri fazlasıyla okşuyor.

1_Vieil-AntibesSıkışık tepişik evler ve sokaklar yumağı kasabanın denize dönük cephesinde yer alan Musée Picasso’nun bulunduğu 12.yy yapısı, Monaco Kraliyet ailesinin eski ikametgahı. 1946’da şatonun bir kısmını stüdyo olarak kullanan ressam karşılığında aralarında ‘’Keçi’’ adlı eserinin de bulunduğu 150 adet çalışmasını bağışlamış. http://www.antibes-juanlespins.com/culture/musee-picasso Müzeyi gezmeden önce veya sonra binanın bulunduğu konumda durup denize dönerek Akdeniz’i şöyle bir koklamanızı da öneririm. Sanatçının neden burayı seçtiğini anlamanıza Juan-les-Pins-newyardım edecektir.

Juan-Les-Pince

Eski şehri güzel bir kum plaj izliyor ve bu plajın bulunduğu yarımada Cap d’Antibes olarak adlandırılıyor. 1920’lerde Scott Fitzgerald’ın gelmesiyle ve sanayi devi F.J.Gould’un yatırım yapmasıyla Cap d’Antibes Juan-Les- Pince tatil beldesi lüks yaşamın merkezi olmuş. Bugün bu yaşam tarzı Cannes film festivaline gelen yıldızların kaldığı yarımadanın ucundaki Hotel du Cap Eden Roc ile devam ediyor. http://www.hotel-du-cap-eden-Hotel_du_Cap_Eden_Rocroc.com/fr/accueil/

Restoran fiyatlarını görünce ancak belki girip barında bir dondurma yiyebiliriz hayalleriyle gittiğimiz otelin kapısında 10 a yakın siyah kıyafetli koruma görünce duraklamadan bile es geçerek sadece dışarıdan böyle bir yerin varlığını teyit etmiş oluyoruz. Büyük olasılıkla bizi değil, Cannes’a gelecek olan Dior’un yüzü Keira Knightly’yi bekliyor olabilirler.

Cannes

carlton_cannes_2__140506185325Juan-Les-Pince’ten Cannes’e kadar geniş bir sahil uzanıyor ama iki marina dışında plaj barındırmıyor. Ve gezimizin son durağı olarak Cannes’e geliyoruz. Her iki ucunda yat limanları olan Cannes sahili aslında kısa ve dar. İsmiyle bizim çocuklarda dahi merak ve ilgi uyandırıyor olsa da Cannes benim, tüm bu kıyılar boyunca yer alan koylar arasında bir cazibe bulamadığım, hatta aleni olarak itici bularak kendimi nedense içinde olduğum zaman sinirli hissettiğim bir yer.

IMG_6801Belki bu hissi Fransızlarda yaşamış olmalı ki bu aslında pek de bir şeye benzemeyen kasabaya, ‘Palais des Festival’’ adı altında bir Kongre Sarayı yapıp, Cannes Film Festivali, MIPIM gibi uluslararası organizasyonlar düzenleyerek cazip hale getirmeye çalışmışlar. Hele birde Cannes’e sahil yolundan değil de otobandan gelerek şehri boyluca geçip sahile inmeyi deneyin ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız. Adına çok şey yüklenmiş ama kasaba bunu kaldıramayıp kendi IMG_6807içine sıkışmış da ne yapacağını bilemez gibi bir havası var bu sevmediğim nadir yerlerden biri olan kasabanın.

Benim açımdan tek ilgimi çeken nokta, açıklarda yer alan İle St.Marguerite adası. Burası XIV.Louis’nin gayri meşru kardeşi olan gizemli Demir Maskeli Adam’ın 17.yy.da hapsedildiği yer. Yat limanının ucundan adayı ziyaret edebileceğiniz üzere feribot seferleri bulunuyor.

IMG_6815Sahil yolu Boulevard üzerinde oteller ve önünde ünlü olmaya çalışanların illa plajında mayolu resim çektirdiği plajlar bulunuyor. Bir arka sırada yine sayısız otel ve Rue Felix Faure ile Rue D’Antibes üzerinde haraketli bir alışveriş aksı yer alıyor. Festival Sarayının batı tarafında sahil ve liman boyunca özellikle deniz ürünleri ağırlıklı olmak üzere pek çok restoran sıralanıyor.

Limanın üstü olan tepelik alan eski şehir, hafif bir rampa veya liman tarafından IMG_6810merdivenlerle çıkarak dolaşabiliyorsunuz. Eski şehir tepeliğinin arkasında da Cannes havaalanına kadar geniş bir kum plaj uzanıyor.

Şehrin üzerimde yarattığı dağınıktan kaynaklanan sinirlilik halini bastırabilmek için limanın ucuna kadar yürüyoruz. Buradaki kalabalık dikkatimizi çekiyor. Çadırlar, küçük pavilyonlar kurulmuş ve televizyon ekipleri gelmiş çekim yapılıyor.

IMG_6819İlerleyince anlıyoruz ki çok önemli bir geleneksel yat yarışları trofe’sinin bir ayağı Cannes’da yapılıyor ve birbirinden narin geleneksel yatlar sırayla yavaş yavaş gelip limandaki yerlerine bağlanıyorlar. Her birinin pantonunda kimliği, seceresi yazıyor. Yatların yaşları 80 ve 110 arasındaki skalada. Bu yatların özelliği gezinti tekneleri olmayışı, sadece yarış amaçlı kullanılmaları. Yani teknede yelken için gerekli ekipmandan başka hiçbir şey yok, IMG_6834tuvalet ve tekne yanı korkulukları dahil. Hız için yelken yüzeyinin geniş olması ve teknede ağırlık olmaması gerekiyor. Bu arada yarış grupları en az 10-15 kişi çünkü tüm işlerin geleneksel manuel yollarla halledilmesi gerek.

Panerai’ın düzenlediği bir yarış etkinliği bu ve bu çok özel, narin, 100 yaşında olsa da pırıl pırıl tekneleri görmek hepimizin hoşuna gidiyor. Birinci olan tekne yaptığı şamatayla limanda bekleyen IMG_6832herkesi eğlendiriyor. Açık yelken direğinde kocaman bir 8 yarış numarası dalgalanan 1914 yapımı Moonbeam adlı İskoç tekne, içinde yer alan bir gaydacının daimi olarak çaldığı İskoç müzikleri eşliğinde alkışlarla limana giriyor.

İki gün önce Monaco’da zenginliğin sınırsız boyutlarının sergilendiği bir yat şovundan bugün Cannes’de zarafetin doruk noktalarındaki 100 yıllık yatlara geçmiş oluyoruz. Güney Fransa sahillerinde bulunduğumuz 3-4 günden beri gördüğümüz marina sayısını ise bilmiyorum bile, açıklardaki balık sürüsü misali teknelerde cabası.

destination_281_333Yatların güzelliğinin, denize olan tutkunun, denizi her daim ve ne şekilde olursa olsun hayatlarında var etmelerinin penceresinden bakınca Cannes bile gözüme daha sevimli gözüküyor. ( Yine de ilk geleceğim yer burası olmaz )

Grasse

Cannes’den dümdüz yukarıya tepelere doğru çıktığınız zaman başka bir görülmesi gereken yere Grasse’a geliyorsunuz. Cannes’ın kuzeybatısında, Nice’in batısında ve güneybatısında yer alıyor. Ön Alpler’deki doğal bir amfitiyatro eğimi üzerinde img_2775ve 330–380 m yükseklikte kurulu Grasse. Burası Fransız parfüm sanayisinin merkezi. Ama sanmayın ki Chanel kokuları fabrika fiyatına alacağım. Burada üretilen kokular daha ziyade parfüm sanayinde kullanılan baz kokular yani ham çiçek özleri.

Lavanta, mimoza, gül, yasemin gibi çiçekler ve portakal çiçekleri yetiştiriliyor. 16.yy.da Catherine de Medici’nin kokulu deri eldiven modasını yaymasından bu yana parfüm ısrarla aranır bir ürün olmuş. Grasse parfümlerinin çoğu artık ithal çiçekler ve kimyasallarla parfumerie-fragonardyapılıyormuş ama 18.yy-19.yy parfüm evleri hala işletiliyor. Fragonard ve Molinard en önemlileri ve kendi müzeleri var. Adını, burada doğan 18. yüzyıl Fransız saray ressamı Jean-Honoré Fragonard’dan alan Fragonard Müzesi’nde, ustanın üç yağlıboya resmi ve çeşitli çizimleri var. http://www.museesdegrasse.com/en/musees/jean-honore-fragonard-villa-museum

Britanya kraliçesi Victoria’nın birçok kışı geçirdiği, bir çeşit yayla sayfiyesi olan çiçek kokulu bu yerde ayrıca Uluslarası Parfüm Müzesi ( Musée İnternational de chateauneuf-de-grassela Parfumerie )ve Yerel kostüm ve takı müzesi ( Musée Provençal du Costume et du Bijoux ) gibi eğlenceli müzeleri de gezebiliyorsunuz. http://www.museesdegrasse.com/

Biz güney Fransa gezimizi Cannes ile noktalıyoruz, deniz ve güneşin pahalı ve lüks yüzünü parlatsa da bu sahiller Akdeniz’in güzelliği herkese yeter diye düşünüyorum. Hayat hep aynı ritüeli izliyor. Parası olan ve parası olduğu için çalışmayarak gezen aristokrat kesim en güzeli arayıp buluyor. Onları artistler ve sanatçılar izliyor ve sonuç olarak halk ta onların peşine düşüyor.

Bize düşen kısmıyla da Côte d’Azur ömre ömür katacak bir yer ve imkanımız olduğu zamanlarda tekrar tekrar uğramayı isteriz…

HOŞÇA KAL Nice…Yeniden görüşmek umuduyla….!

nice-cote-dazur-eylul-2015

nice-1-gun-nice

nice-2-gun-eze-villefranche-beaulieu-sur-mere

nice-3-gun-monaco-montecarlo

 

 

Paylaşın: