Çocukla Geziyorum

PARİS – 2.gün NOTRE DAME,SACRE COEUR

21 Eylül Pazartesi 2009

drmkrwaw[1]Otelin kahvaltısı, sırf kahvaltılarının güzelliği için Novotel grubunu seçmemize rağmen ( çünkü Fransa pahalı ve kahvaltıda doymalıyız )vasattı. Fransa gibi dünyaca ünlü peynirleri olan bir ülkede doğru dürüst peynir yoktu, tüm şarküteri ürünleri de misafirler çoğunluk Türk ve diğer Müslüman ülkelerden olduğu halde domuz eti idi. Oldukça ucuza kaçılmış yani. Bu da Paris’te hayatın ne derece pahalı olduğunun bir başka kanıtı.

Bugünkü şehir turumuza hemen otelin yakınındaki Notre Dame Katedrali ( Cathedrale  Notre Dame de Paris ) ile başlamak istiyoruz.

Önce, Les Halles metro istasyonundan 3 West Frontgünlük bilet alıyoruz. Paris’te ulaşım sistemi için şehri bölgelere ayırmışlar. Paris merkez çemberin içi 6 bölgeye ayrılmış. Havaalanı, Eurodisney, Parc Asterix ve Versailles Sarayı bu çemberin dışında, bölgelere göre bilet alsanız da buralara gitmek için yine ayrı bilet almak zorundasınız. Merkez içinde ise turistlerin en fazla rağbet ettiği, 1. ve 2.inci bölgeler. Üçlü bölge grupları olarak satılan biletlerden, içinde 1. ve 2.inci bölgenin olduğu bileti almak  rahatlık sağlayabiliyor.

Otelden kısa bir yürüme mesafesi ile Seine Nehri üzerindeki iki adadan biri olan, ( Ile St.Louis ve Ile de la Cite ) İle de la Cite üzerindeki, Notre Dame Katedrali’ne ulaşıyoruz. Bu  ada parisneredeyse Paris’in fiziksel olarak merkezi ve ortaçağda, Paris ilk yerleşmesinin başladığı alan. Ada üzerinde bugün, Notre Dame Katedrali haricinde, St.Chapell Kilisesi, bir zamanlar hapishane olarak kullanılan Conciergerie ve Polis Merkezi gibi yapılar yer alıyor.

Notre Dame Katedrali, Fransız gotik mimarisinin en güzel örneği olarak biliniyor, ayrıca ilk gotik katedrallerden biri. Gotik dönem boyunca inşası sürmüş.

19. yy başlarında, Paris şehir planlamacıları, katedralin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişler. Ünlü Fransız yazar Victor Hugo da, halkın ilgisini çekmek için Notre Dame’ın Kamburu adlı romanını yazmış. Roman, katedralin kurtarılması için kampanya 3506594535_7558059c3b_z[1]başlatılmasını sağlayarak katedralin yenilenmesinde büyük rol oynamış. Ayrıca müzikalinin şarkıları ve sinema filmi de, katedralin ve kahramanı Quasimodo’nun tüm dünyada tanınmasını sağlamış.

Hikayenin üzerinizde yarattığı etki, katedrali görünce daha da perçinleniyor ve böyle ürpertici görünen bir katedrale ancak Hugo’nun hikayesi ve Quasimodo’su gibi bir karakter yakışır diye düşünmeden edemiyorsunuz. Mekan ve hikaye birbirlerini için yaratılmış gibiler.

St.Chapelle kilisesinin önündeki muazzam kuyruğu görünce girmekten vazgeçerek, muhteşem vitraylarını görmeyi bir gece konsere paris conciergeriegiderek görmek üzere erteliyoruz. Otellerden bilgi ve bilet alınabileceği üzere akşamları St.Chapell kilisesinde uygun saatte klasik müzik konserleri oluyor.

Conciergerie ‘nin önünden yürüyerek, döneminde yapıldığında en yenisi olduğu için bu adı alan Paris köprülerinin en ünlüsü sayılabilecek, Pont Neuf ( Yeni Köprü ) üzerinden geçip en yakın metro istasyonuna ulaşıyoruz. Avenue George IV ‘e en yakın durak, Place de Alma ‘da iniyoruz.

Burası, Seine Nehri üzerinde, Beauteau Mouche adı verilen gezinti teknelerinden, Batorama ( firma ismi ) ların, merkez durağının olduğu yer. Bu teknelerin çeşitli şirketleri ve kalktıkları çeşitli noktalar var. Seçenek keyfe kalmış.

paris Ayrıca, Seine Nehri seçeneği haricinde, şehri gezmek için Kırmızı Otobüsler de mevcut. 25 Euro veriyorsunuz ve kendi güzergahında dönüp duran otobüse, istediğiniz duraktan binip istediğiniz durakta inebiliyorsunuz sonra tekrar binebiliyorsunuz,24 saatlik ve 48 saatlik sürelerde biletler var.

Havanın ılık ve güneşli olması, nehir gezintisinin keyfini arttırıyor. Seine Nehri üzerinde önce yine Notre Dame tarafına geri dönerek, sağda Musee D’orsay  ( eski gar binasının müze olması ) ve İnstıtut de France ( Fransız Enstitüsü )gibi yapıları geçip, İle de la Cite’nin ve İle St.Louis ‘in etrafında U dönüşü yaparak, tekrar başladığımız noktaya doğru yol alıyoruz. Bu sefer Hotel de Ville, Palais du Louvre, Musee du Louvre, Tuilleries Bahçeleri, parisConcorde Meydanı, Petit Palais, Grand Palais ve bindiğimiz Alma Köprüsü’nü geçerek, Palais du Chaillot önünden, üstünden tren yolu geçen Pont Bir Hakeem köprüsünden dönerek, Eiffel Kulesini birde nehirden ve her açıdan tüm vakurluğu ve görkemi ile görmüş oluyoruz.

Paris’in kalbinin, dün yürüyerek bugünde nehirden nasıl çarptığını görmüş oluyoruz böylece. Etkilenmemek mümkün değil. Yapıların mimari görselliğinden ziyade, bugüne kadar özenle korunmuş olmaları ,daha da önemlisi şehrin, yapıları korumak ve ön plana çıkarmak amacı ile düzenlenmiş olması, asıl etkileyici olan.

Place de Alma ‘ya açılan, 6 yoldan en büyüğü olan Avenue George V, hem Paris’in en lüks KONICA MINOLTA DIGITAL CAMERAmağazalarının olduğu bölge hem de pahalı otel ve lokantaların olduğu en prestijli cadde ki artık burada Paris’liler mevcut. Aynı zamanda direkt olarak Avenue Champs Elysees’ye ( Şanzelize Caddesi )çıkıyor.

Champs Elysees’e ( Şanzelize )gelince, ilk bulduğumuz Quick dükkanına dalıyoruz. Quick, Fransa’nın popüler bir fast food zinciri, Fransızların yoğun bir milliyetçilik duygusu ile her alanda olduğu gibi fast-food alanında da Mc Donalds’ın rakibi. Menülerin yarısı domuzlu tercihlerden olsa da diğer yarısı özellikle ikiz hamburgerli olanı oldukça hoşumuza gidiyor. Çağan ise ilk kez sade hamburger yemekten Quick sayesinde vazgeçiyor ki bu da bizim için önemli bir milat. Bayıldık sade ekmekle kuru köfteye dünya kadar Euro ödemekten.

Champs Elysees (2)[1]Alışveriş bizi fazla ilgilendirmediği için ,Champs Elysees de biraz gezinip, bu genişlikteki ve uzunluktaki cadde bizde olsa ne kadar canlı hareketli olurdu burası niye bu kadar ruhsuz diye düşünerek; etrafından ışınsal olarak gelen 13 caddenin kesişme noktasında yerleşmiş Etoile Meydanı’ındaki Arc de Triomphe ( zafer takı )un üstüne de çıkmaya cesaret edemeden sadece fotoğrafını çekmek ile yetiniyoruz.

Napolyon Bonapart, Austerlitz savaşında galip gelen fransız askerlerine, evinize zafer taklarının altından geçerek döneceksiniz dediği için 1806 da yapımına başlanan Etoile ya da Charles de Gaulle Meydanındaki bu anıt da, Fransa’nın simge yapılarından biri.

paris sacre coeurFazla geç olmadan tekrar metro ile Pigalle’den bir durak sonraki Anvers durağında iniyoruz. İndiğimiz yer Boulevard de Clichy üzerinde yer alıyor ve semt entellektüellerle sanatçıların merkezi olan Monmartre Bölgesi. Paris’in çember kenarına epey yaklaşmış ve düz bir ovada yer alan Paris’in tek tepelik bölgesine gelmiş oluyoruz.

Turistlere gelin diye neredeyse bağırarak ucuz hediyelik eşyalar satan dükkanların bulunduğu bir ara sokaktan, Sacre Coeur Bazilikası ‘ nın önündeki parka ulaşıyoruz. Yorgunluğun üstüne o kadar merdiveni nasıl çıkarız diye korkuya kapılmak üzere iken hemen sol tarafta bulunan ve metro biletlerininde geçerli olduğu funiculair gözümüze çarpıyor.Bütün Paris tekrar ayaklarımızın altında, bu sefer başka bir açıdan ama.

Eiffel uzaklarda belli belirsiz. Şehirde aykırılığa yer vermeyen düzlük, sıkıcı bir düzen yaratmış aslında. Şehir bu kadar büyük olunca, göz biraz hareket, biraz yükselti arıyor ister istemez. Y a Sacre-coeur-paris[1]da bize İstanbul’un yedi tepesinden sonra, indim düz ovaya etkisi yapıyor.

Sacré-Cœur Bazilikası (Türkçe: Kutsal Kalp Bazilikası,Fransızca: Basilique du Sacré-Cœur), Paris’in Montmartre mahallesinde bulunan önemli bir Hıristiyan yerleşimi. 2006 yılında on milyon ziyaretçi ile Notre Dame Katedrali’ nden sonra Fransa’da en çok ziyaret edilen anıt. 1874 tarihinde, Fransa-Prusya Savaşı sırasında hayatlarını kaybeden Fransızlar anısına, Fransız Ulusal Meclisinin sunduğu bir kânun ile inşaatına karar verilmiş.

Bazilikanın hemen arkasında yer alan Place du Tertre ise sokak ressamlarının topluca bulunduğu, Paris’in bohem hayatını kısmen de olsa koklayabileceğiniz sevimli küçük bir meydan. Meydanın köşesinden kalkan bir gezi trenine binerek hem biraz dinlenmiş oluyoruz hemde çocukların gönlünü ediyoruz. Tren, bölgede ara sokakları dolaşarak M onmartre’ da yaşamış sanatçıların kaldıkları paris place de tertreyerleri, bölgenin ruhunu ve hatta Paris içinde son kalmış küçük üzüm bağını görme imkanı sunuyor. Bohem bir rüyadan çabuk uyanarak artık akşam olmaya başladığı için otelimize dönüyoruz.

Akşam için tekrar Champs Elysees ( Şanzelize )deyiz. Cadde üzerindeki Pizza Pino oldukça turistik bir yemek yeme yeri ve bir o kadar da çocuklara hitap ediyor. Her gelen turistin mutlaka uğradığı yerlerden biri olduğu için artık sevimliliği ve iyi hizmeti bir kenara bırakmış olan Pizza Pino’da, ancak yer bulup oturarak, kendi damak tadımıza uydurabileceğimiz, lezzetsiz sadece karın doyurmak için yenecek paris pigallepizzaları yiyoruz. Üstüne biraz yürüyüş yapıp, en ön sıra biz geçerken boşaldığı için oturduğumuz yol üstünde bir cafede birer kahve içiyoruz, Türkiye’de bayram tatili olduğu için arkamızda, sağımızda ve solumuzda yer alan Türk ailelerle birlikte.

Hatta, solumuzdaki Nevşehirli aile ile kahvenin fiyatına söylenip, yemeklerin hem pahalı hem lezzetsiz olduğundan dert yanarak, memleketimizin bolluğuna ve bereketine şükrediyoruz.

Türk rehberleri gelince Nevşehir’li aile kalkıyor ve iki dakika sonra yerine Bursa’lı genç bir çift yerleşiyor. İyi ki Paris’e gelmişiz de memleketimizin mutena illerinden farklı insanlarla tanışma fırsatı bulmuşuz diye düşünüyoruz.

Türkler, zenciler ve George V dekiler haricinde nerede bu Paris’liler ?…

paris-3-gun-eurodisney

paris-4-gun-opera-garnierlouvre

paris-5-gun-maraisla-defense

 

quasimodo-fransa-paris

 

champs-elysees-noel[1]

 

 

Paylaşın: