Çocukla Geziyorum

TRABZON – 2. Gün UZUNGÖL

18 Mayıs Pazar 2014

Çay, Uzungöl, Karadeniz florası, Çardak Pide, Ayasofya Müzesi, Atatürk Köşkü, Boztepe, Nihat Köfte

Otelin kahvaltısı çok çeşitli, yöresel özellikteki yiyecekler pek çok peynir ile birlikte yer alıyor, tereyağ, bal, kaygana, meyva bol, tatlılarda sunulmuş. Trabzon genelinde de bir kahvaltı merakı dikkat çekiyor zaten. Özellikle gençler neredeyse öğleden sonrası saatlerine kadar kahvaltı veren mekanları dolduruyorlar. Hemen hemen her restoranda köfte-balık-tavuk üçlemesi olduğu gibi mutlaka kahvaltı da veriliyor. Gördüğümüz kadarı ile kahvaltı konusunda en popüler olanlar ise çarşı içindeki pastaneler, Palet, Tufan v.s.

novotel-trabzon-trabzon_030320091932057909[1]Otelde ciddi bir Arap müşteri profili var üstelik gözlerine kadar kara çarşaflı olanlardan. Yürürken hafifçe aralanan eteklerinden içlerindeki rengarenk pantolonlar görülüyor bazen. Ağızlarını kapatan siyah peçe ile nasıl yemek yediklerini göremiyorum bir türlü. Ne zor hayat !

Yola çıkmadan önce sahile inip Yomra’nın plajına şöyle bir göz atıyoruz. Kum ince, sahil şeridi geniş. Ahşap piknik grupları yapılmış gölgeye, aralıklı olarak iki adet cankurtaran kuleleri yerleştirilmiş çünkü Karadeniz’e güven olmaz derler. Nihayet yağmur bulutları geldiği ve deniz hafiften kıpırdanmaya başladığı için Karadeniz’in bu hırçın yüzünü görebilme umudum artıyor.

Bugünkü programda Uzungöl’e çıkacağız. Rize tarafına doğru ilerliyoruz. Sürmene ilçesinin girişinde ‘’Bıçak ve pidenin gerçek diyarı ‘’ yazıyor. Yörenin sert buğdayından yapılan memis-aga-konagi-surmene-resim1hamur işlerini kesebilmek için bıçak üretiminde uzmanlaşmış olmalılar.

Sürmene’yi geçince yol üstünde ahşap karolajlı cephesi ve süslemeli çatı saçakları ile Memişağa Konağı hemen kendini belli ediyor. Yükseltilmiş zemini ile daha ziyade bir kaleyi andıran konağın yapımının 1800’lü yıllara dayandığı ve Memiş Ağa ‘nın, Osmanlı’da Trabzon valisi tarafından Sürmene ve çevresinin idari görevine ‘’ ağa’’ olarak tayin edildiği anlatılıyor. Restore edilmiş olan konak bugün boş.

Çay

Of ilçesine gelmeye yakın çay başlıyor. Kısa, güdük, sık ve arsız yapısı ile diğer bitkiler karmaşası arasında kendini hemen belli ediyor. Adeta bir yer örtücü gibi aralık rize çaybırakmamacasına her yeri kaplıyor ancak yer örtücüler gibi zeminde değil, yüksekliği olduğu için daha ziyade pamuklu puf puf bir yorgan gibi demek daha doğru.

Tepelerin özellikle yamaçları, rüzgarı ve yağmuru yalayan yüzler, burada nasıl topluyorlar dediğiniz her diklik çay. Fındık ağaçları daha aşağılarda.

Anavatanı Birmanya olan çay bitkisinin bugün 1500 çeşidi var. İklim ve deniz seviyesinden uzaklık kalitesini belirleyen en önemli özellik. Ne kadar yüksekte ise aroması o kadar iyi oluyor. 5000 yıllık bu bitki önce Çin’de keşfedilerek dünyaya yayılmış. Türkiye’de önce Bursa’da ekimi denense de başarılı olmamış. Daha sonra 1917 yılında botanikçi Ali Rıza Erten Bey, Rize’de incelemeler yaparak Meclis onayı ile 1924’ten itibaren Türkiye’de çaycılığın çaytemellerini atmış.

Çayla 24 saat yaşayan Karadeniz halkı demli içmeye alışık ve eğer siz değilseniz açık demeniz gerekiyor yoksa neredeyse sadece dem koyuyorlar. Çaykur’un da özellikle misafirler için çay toplaması yapabilecekleri bir misafir çay tarlası var. Çok sık olan bu bitkinin üstte filizlenen taze yaprakları toplanıyor. Öyle bir alet geliştirilmiş ki uzun bir makas ile kesince filizler alta bağlı torbaya düşüyor.

Uzungöl

Of’a kadar bir 40 km. gelip, Of’tan Uzungöl tabelasına saparak yine bir dere yolunu Uzungöl_lake_and_town[1]takip ediyoruz. Bu geniş ve debisi yüksek bir dere, bu nedenle yol boyu dere kenarına enerji elde etmek için yapılan HES çalışmalarını görüyoruz. Bir başka dikkat çekici unsur ise okuldan çok Kur’an kursu oluşu.

Yukarıya çıkmaya başladıkça yavaş yavaş sis basıyor ve yağmur başlıyor. Ancak yol rahat. Uzungöl ’e   geldiğimizde bakir bir yayla bulmayı beklerken, ummadığımız bir kalabalık ve kargaşa ile karşılaşıyoruz. Genç kalabalığı, kadın grupları kalabalığı, otobüs kalabalığı, minibüs kalabalığı yetmemiş gibi birde bisiklet kalabalığı. Yaylada göl etrafını bisikletle dolaşılması için bir sürü bisiklet uzungöltedarik eden mağaza var, çok güzel bir düşünce ve gençlerde pek bir rağbet ediyor ama Türk işi sadece ben yaptım oldu kısmı ile hareket edince tam bir kaos ortaya çıkmış. Araba yolu ile bisiklet yolu ayrılmamış, bizim insanımızda zaten yaya yolu ile araç yolunu asla ayırmadığı için ortaya hem araçlar hem yayalar hem de bisikletliler için tam bir karmaşa çıkmış. Araba, insan, bisiklet, otobüs, nereye dikkat edeceğinizi şaşırıyor, etrafı çam ağaçları ve her renkten yeşil ile çevrili sakin gölün romantizmini yaşayamıyorsunuz.

Neyseki, hızla arttığı yapılan mevcut inşaat çalışmalarından da hemen anlaşılacağı üzere uzungölçoğalan otel ve pansiyon yapılaşmasında beton kullandırmamışlar ve ahşap cephe özelliğini korumuşlar. Bu nedenle bakir bulacağımızı sandığımız bu güzelim yayla için hızla betonlaşıyor demek yerine ancak hızla odunlaşıyor diyebiliyoruz. Genellikle hafta sonları bir-iki gece için tercih edilen Uzungöl’de konaklama fikri bize de cazip görünüyor.

Gölün bir tarafı otellere, bir tarafı kafe ve restoranlara ayrılmış ama ortalık bir düzenden ziyade başı ucu kaçmış bir kaosu sergiliyor. Hafta sonu olmasının etkisi de var tabii.

Karadeniz florası

uzungölGölün etrafını dönelim diyoruz. Tepeler dik dik gölü çevreliyor ve yamaçlardaki ağaçların yeşili gölün sularına yansıyor. Öyle tek tip bir yeşil değil bu, her tondan her çeşitten bitki var ve karışık doku Karadeniz dağlarının özelliğini oluşturuyor. Çamların koyu yeşili, kestanenin çayır yeşili, ladinin mavimsi yeşili, huş ağacının sık yapraklı yeşili, akçaağacın sarıya dönük kızaran yeşili, göknarın iğne yapraklı yeşili, meşenin görkemli kütlesel yeşili… Karadeniz florasını kaplayan bu gür bitki örtüsüne  ‘’ kolşik flora ‘’ adı veriliyor.

Hava sıcaklığı 9 derece, üstümüze polarları giyiyoruz ama şemsiye bir tane alıyoruz ve uzungölher zaman olduğu gibi daima şemsiye taşıyıp ancak yağmur yağdığı zaman yanımızda olmadığı için ıslanıyoruz. Böylece geldiğimizden beri Karadeniz’in yağmuru diye tutturmanın sonucunda bir Laz fıkrasının naifliğinde yağmurla tanışmış oluyoruz. Bavulda şemsiyem varken neden hala ıslanıyorum saflığı….

Doğal sit alanı ve Tabiat Parkı statüsünde bulunan Uzungöl’den, aynı yol ile geri Trabzon’a dönüyoruz. Bulunduğumuz konumun oksijeni çok fazla geliyor olmalı ki dönüş yolunda Tekin hariç ( şoför ) hepimiz uyuya kalıyoruz.

çardak pideÇardak Pide

Trabzon’da çarşı içinde Çardak pide, genellikle bütün turistik metinlerde ve portallarda adına sıkça rastlanan bir yer. Oldum olası bu tür site ve yazılara rağbet etmeyi sevmememe rağmen bu sefer ayaklarımız bizi oraya götürüyor, Mimar Sinan Caddesinin sonundaki Çardak Pide’ye.( www.cardakpide.com )

karadeniz pidesiKlasik bir yuvarlak, kalın kenarlı, peynirli pideden istiyoruz. Çağan kendi bildiğinden şaşmayarak kavurmalı söylüyor. Zaten sert buğday kullanılan, simitleri bile sert olan Trabzon’da Çardak pidenin pidesini bırakın bıçakla kesebilmeyi elle bile zor koparıyoruz. Sert buğdayı incecik pişirmeleri gerekirken kalın yapınca kesmek mümkün olmuyor. Herkes gibi elle koparıp yiyelim desek de boğazımızdan zor geçirdiğimiz pide taş gibi midemize oturuyor.

Çardak pide büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Bu kadar ün salmış Karadeniz pidesi bu olamaz, insanlar bunu nasıl yiyorlar anlayamıyoruz bir türlü. Bir yanlışlık olmalı diye düşünüyoruz.

Ayasofya Müzesi

Trabzon’da gidilecek belli başlı turistik yerler kahverengi oklar ile çok güzel yönlendirilmiş. ayasofya müzesiTakip ederek bir zamanlar deniz kenarı olan ama şimdi Karadeniz otoyolunun arkasında kalan Ayasofya Müzesi’ne gidiyoruz.

İstanbul’un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon’da 1024 yılında Trabzon İmparatorluğu’nu kuran Komnenos ailesinden Kral I.Manuel tarafından, 1250-1260 yılları arasında yaptırılan bu manastır kilise, Fatih’in Trabzon’u işgalinden sonra uzun yıllar cami olarak kullanılmış. Freskleri Edinburg Üniversitesi tarafından temizlenmiş ve 1964’ten beri de müze haline getirilmiş.

ayasofya müzesi2013 yılında ısrarla yeniden camiye çevrilerek ibadete açılmış. Orta alan bir platform ile alttan ve üstten kapatılarak cami görünümü verilmiş ve fresklerin görülmesi gizlenmiş. Yandan dar bir yoldan fresklerin yer aldığı yan kubbeye geçilerek, yüksek kasnaklı ana kubbenin tavan freskleri cami için konulan ucube platformun arasından görülebiliyor.

Küçük ama  Bizans kiliselerinin en güzel örneklerinden biri olan bir yapı bu. Haç planlı mimarisinde Hıristiyan sanatının yanı sıra Selçuklu dönemi İslam sanatının da etkileri açıkça görülebiliyor. Ve hangi kurum sorumlu ise, gelen pek çok yabancı ziyaretçiye aldırmadan, Trabzon’da tarihi eserlerin ayasofya müzesihepsi çok iyi korunmuş burası fazla gelmiş gibi, hiç namaz kılacak camimiz yoktu dercesine yapının bütünlüğü bozularak bir hilkat garibesi yaratılmış. Cami deseniz cami değil, kilise deseniz hiç değil.

Camilere karşı değilim hatta çok severim ve huzur bulurum fırsat oldukça da ziyaret ederim ama biz camisi olmayan bir millet miyiz, cami yapmaktan aciz miyiz, ibadet edecek başka hiç mi yer kalmadı, bu neyin dayatmasıdır anlamakta zorlanıyorum.

Atatürk Köşkü

Güzelim yapının düştüğü hale sinirlenmiş olarak atatürk köşkübahçesinden biraz Karadeniz manzarası seyredip, yine okları takip ederek Atatürk Köşkü’ne çıkıyoruz. Bir çam koruluğu içinde Soğuksu Mevkiinde olan köşk, 1890 yılında Trabzonlu banker Kostantin Kabayanidis tarafından yazlık olarak yaptırılmış çok güzel bir yapı. Atatürk’te geldiğinde binayı çok beğendiği için iki sefer burada kalmış. 1930 yılında kamulaştırılan yapı, bugün Atatürk’ün kullandığı eşyalar ile birlikte müze olarak ziyaret açık.

Bulunduğumuz aşamada içeride restorasyon çalışmaları yapılıyor olduğu için içini gezemiyoruz ama havuzlu geniş bahçesinin içinde Trabzon manzarasına hakim olarak bembeyaz narin bir periyi andıran siluete sahip yapının dış görünüşünü bile çok beğeniyoruz. İki katlı binanın ortasında bir kule yükseliyor ve ön cephesinde manzaraya bakan bir limonluk bulunuyor.

Boztepe

boztepeAtatürk Köşkü’nün yer aldığı tepeden inip, bu seferde Trabzonluların pek bir sevdikleri Boztepe’ye çıkıyoruz. 360 derecelik mükemmel bir Trabzon şehir ve liman manzarası sunuyor. ( antik Mintrion tepesi ) Yamaca paralel çay bahçeleri sıralanıyor. Herkes bir semaver almış masalarında çay demliyor. Önlerinde en az bir kilo çekirdek, oturmuş çekirdek çitliyip, çay içerek mis gibi tepe havasında Trabzon’u seyrediyorlar. Halkın severek tercih ettiği ve gerçekten de sevilecek bir yer.

Otelde biraz dinlendikten sonra yine akşam yemeği için Akçaabat tarafına gidiyoruz. Akçaabat’a kadar olan denizin doldurulduğu boztepebölge büyük spor komplekslerine ayrılmış. Yeni bir futbol sahası ile birlikte çok kapsamlı bir tesis yapılıyor. Oldukça büyük bir tenis kompleksi bitirilmiş ki böyle bir kapasite İstanbul’da yok. Akçaabat’a doğru ise, gece bile içinde çalışanları gördüğümüz son derece modern ve donanımlı bir atletizm sahası bulunuyor. Rize istikametinde de başka spor dallarına yönelik tesisler var. Genç Karadenizlilere spor açısından büyük yatırım yapılmış olduğunu görüyoruz.

Nihat Köfte

Bu sefer Nihat Köfte’yi tercih ediyoruz. ( www.nihatusta.com )Trabzon içinde Forum AVM’nin önünde ve İstanbul Acıbadem’de bir şubesi bulunuyor. Kaliteli bir mekan, malzemeler kaliteli, sebzeli köfteler yumuşacık, lezzetli, pirzolalar yaylalarda taze otlarla beslenen hayvanların körpeliğini yansıtıyor, iri fasulyeler ile yapılmış piyaz-salata karışımı da orijinal ama o kadar. Trabzonluların yemek yemeyi bildiklerini sanmıyorum. Her yerde akçaabat köfteaynı kombinasyon olacağına sende iki meze yap bir börek ekle bir farklılık yarat mantığı söz konusu değil. Bu durumda insanlar fast food gibi sadece köfte piyaz yemeye dışarı çıkmıyorlar tabii.

Hamsi mevsimi geçmiş olduğu için önemli geçim kaynağı balıkçılık olan bir coğrafyada çiftlik balığı levrekten başka balık bulamıyoruz. Trabzon İl Kültür Müdürlüğü’nün doğu Karadeniz’in tanıtımı için balığı daha ön plana çıkarmasında fayda var diye düşünüyorum. Yoksa bu balığın mezesi köfte, köftenin mezesi balık olan laz mantığı ile yol almak zor olabilir.

Nihayet öğlen başlayan yağmur şiddetini artırıyor….

trabzon-3-gun-ayder

trabzon-4-gun-karpi-pide

 

sumela-manastiri

trabzon-gezilecek-yerler

uzungöl

Paylaşın: