24 Haziran Pazartesi 2013
Animal Kingdom, Typhoon Lagoon, Kissimmee
www.disneyworld.com sitesinden parklarla ilgili yaptığım araştırmaya göre bugün yani pazartesi en erken açılan park, sabah 8.00 olarak Animal Kingdom. Ama tam 8.00 de kapıda olmak mümkün olamıyor tabii. Kahvaltının vasatlığına rağmen, kalk, giyin, çık, ulaş v.s. bir zaman alıyor ve kendimize göre erken geldiğimizi sanırken bu seferde C grubu otoparka kalıyoruz. Çünkü Disney parkları içerisinde her yaş grubuna hitap etmesi ve ailelerin ağırlıklı olarak seçmesi nedeni ile en çok tercih edilen park, Animal Kingdom.
Burası eğlence ve hayvan sevgisini, eğitici bilgi ile çok dengeli bir şekilde harmanlamış, Magic Kingdom’ın büyülü sanal dünyasından daha gerçek bir park. Disney’in temalı parklarının en büyüğü ve Magic Kingdom’ın beş katı büyüklüğünde. Bu alan göz korkutmasın çünkü geniş bölgelerde hayvanlar doğal ortamlarında yaşıyorlar ve siz onları tren yada kamyon safari ile izleyebiliyorsunuz.
Park, yine giriş ve ana cadde olarak Oasis adı altında bir grup hayvanın gruplar halinde sergilendiği merkezi bir noktadan yayılıyor. Bu parkın merkez noktasına yerleştirilen simgesi, dev bir yapay ağaç, Tree of Life. ( 14 katlı bir yapı )
Park, Oasis, Discovery River ( Keşif Nehri ) adlı bir göletin çevrelediği alanda Discovery İsland, Asia, Africa, Rafiki’s Planet Watch ve Dinoland U.S.A. bölümlerine ayrılmış. Oyunlar her grupta bölge özelliklerine göre detaylandırılmış ve ilgili bölgelerde yaşayan hayvanlar doğal ortamlarında gibi sergilenmişler. Yani Asia ( Asya )
bölümünde Asya’da yaşayan hayvanlar, Afrika bölümünde Afrika da bulunabilen hayvanlar yer alıyor ve böylece çocuklara bilinçaltından bilgi de verilmiş oluyor.
Village of Harambe’den girilen Afrika bölgesi parkın en geniş alanı. Klimanjaro Safari adı verilen safaride kamyonlara binerek Doğu Afrika topraklarında yaşayan hayvanları doğal ortamlarında tel çitsiz alanlarda 20 dakika süren bir yolculukta izleme imkanı bulabiliyorsunuz. Pangani Forest Exploration Trail’de ise, gorilleri yakından görme imkanı var.
Asia bölümünde, sömürge dönemi sonrası Kızılderili kalıntılarıyla bezenmiş. Kali River Rapid’s bayağı iyi ıslatan bir nehir yolculuğu. Maharaja Jungle Trek’de en etkileyici nokta kuşkusuz Bengal kaplanları.
Bu grupların haricinde küçük bir Camp Mickey-Minnie bulunuyor. Bu bölge küçük yaş grubuna ve Disney karakterlerine meraklı olan ziyaretçilere hitap eden gösteri ağırlıklı bir bölüm.
Gelenlerin çoğu kahvaltılarını yaparken ve önemli bir grupta parkın favori oyununa saldırmışken, biz binebildiğimiz kadar oyuna kuyruksuz binmeye çalışıyoruz. İkinci üçüncü turlarda kuyruk başlar başlamaz bu seferde artık öğrendiğimiz üzere fast-pass ( hızlı geçiş ) biletimizi alıyoruz ve mecburen verilen randevu saatine uymak üzere dolaşma planımızı yapıyoruz.
Ancak her köşe başında bir şekilde farklı bir hayvanı izlemek mümkün olduğu için oyalanmak, özellikle hayvan dostu Çaka için bir sorun olmuyor aksine, bu parkta olduğu için kendini çok mutlu hissediyor.
Parkın favorisi ve en çok kuyruk ile top oyunu olduğunu belli eden Asia bölgesinin sonundaki Legend of The Forbidden Mountain. Uzaktan tepesi karlarla kaplı büyük bir dağ görüntüsü veren, birkaç kez takla atan hızlı tren oyunu bu. Taklalı trenlere hiçbir zaman rağbet etmediğimiz için sonsuz görünen kuyruk konusu bize zarar vermiyor ama Kak River Rapid ‘de birkaç kez binmek istediğimiz için iyi bir vakit harcıyoruz. Kak River Rapid, hareketli bir nehirde yuvarlak botların iç
çeperine oturularak döne döne nehirde dolaştırırken, ummadığınız kaynak ve dalgalardan ıslanarak sırılsıklam inmeyi gerektiren bir oyun.
Afrika bölgesinde, Klimanjaro Safari adlı otobüslere binerek yapılan mini safaride gerçekten oldukça ilgi çekiyor ve 45 dakika kadar bir bekleme süresi gerektiriyor. Otobüslere bindiğiniz zaman ise doğal ortamlarında çit, tel gibi engelleyiciler bulunmadan serbest dolaşan hayvanları izleme imkanı bulabiliyorsunuz. Aslanın yanında ceylanların olmasının nedeni ise onlara ayrılan bölgelerin sonunda görünmeyen elektrikli teller bulunması. Hamle yapan hayvan biraz eziyet görmüş oluyor ama bir şekilde öğrendiğinde ise rahatça kendi ortamında
yaşayabiliyor. Özellikle suyun dibinde birbirlerine sokularak uyuyan bebek hipopotamlar görülmeye değer.
Discovery İsland, sadece sal ile gitmenin bir esprisi olduğu, daha ziyade dolanmak üzere yapılmış fazla atraksiyonu olmayan bir ada. Dinoland ise küçük yaş grubuna hitap eden lunaparkvari bir yapıya sahip.
Modern bir hayvanat bahçesi olarak düşünülebilecek olan park, gerçek dünyadaki yaşamı, hayvanları, bölgesel özellikler ve kıtalara özgü ince detaylar ve desteklediği görsel şovlar ile eğitici ve öğretici bir yapıya sahip.
Animal Kingdom’a, maalesef bir hata yaparak önceden tüm parklara toplu bilet almış olduğumuz için daha fazla zaman ayıramıyoruz oysa yavaş yavaş hayvanları izlemek, oyunların kuyrukta bekleseniz bile daha çok tadına varmak, kıtasal özelliklerin dokusunda burada yemek yemek ve öğrenmeye daha çok zaman ayırmak gerekirdi. Yapılacak en doğru hareket gelip kapıdan bilet alıp, beğendinse kalmak beğenmedinse başka parka gitmek olmalı.
Öğlen yemeği için, otele gelip giderken fark ettiğimiz, otelin tam altındaki Cafe Tu Tu Tango isimli restoranı denemek istiyoruz. İsmi iyi bir intibaa bırakmıyor, kapıdan gördüğünüzde basit bir etki yaratıyor ama Foursquare’de çok methedildiğini ve kapısında daima arabaların dolu olduğunu gördüğümüzden merak etmiş durumdayız.
Cafe Tu Tu Tango, sanatçıların bizzat gelerek canlı çalışma yaptıkları bir mekan. Dekorasyonu da yine sanatçılar tarafından oluşturulmuş Retro-vintage karışımı, orijinal ve şık bir görünüme sahip. ( www.cafetututango.com )
İngilizce olmayan bir dilde konuştuğumuz için sevimli garson kız bizi İspanyol sanıp İspanyolca konuşmaya başlıyor ben onunla İngilizce konuşuyor olduğum halde. Florida bölgesinde çalışan, yaşayan yada turist olarak gelen ciddi bir Latin nüfusu var. Bu nedenle resmi olmasa da İspanyolca neredeyse ikinci dil gibi ve Amerikalılarda İngilizceden başka bir dil öğrenmiş oldukları için pek bir gururlanıyor gibiler ama sorun şu ki İspanyolca bildikleri halde bizim İspanyolca konuşmadığımızı anlamıyorlar. ( ! ) Başka bir ülkeden ( kıtadan ) olma
ihtimalimiz ve İspanyolca dışında bir dil konuşuyor olma ihtimalimiz onlar için idrak edilmesi çok zor bir durum. Çünkü yaşadıkları coğrafyada Güney Amerika kıtasının tamamına yakını ve Karayipler İspanyolca konuşuyor.
Yani Amerika’nın güneyine gelecekseniz İspanyolca derdinizi anlatmayı öğrenin yada en azından ‘’İspanyolca bilmiyorum ‘’ cümlesini İspanyolca söylemeyi öğrenin çünkü bu cümleyi İngilizce söylediğinizde pek bir şaşırıyorlar. (no sé español )
Cafe Tu Tu Tango’nun deneysel lezzetler içeren yemekleri gerçekten çok
iyi, önünde sıralanan arabaları açıklıyor ve Amerika gezimiz boyunca yediğimiz en lezzetli yemek oluyor. Garsonun önerisi ile en çok beğenilenlerden meze tarzı bir seçki istiyoruz. Porsiyonlar burada normal boyutta olduğu için fazla çeşit deneyebiliyorsunuz. Gerçi garson kızın söylediği gibi onlara göre küçük olan meze porsiyonları, bizim meze boyutumuzda değil normal yemek ölçüsünde ama sonuçta kabul edilebilir bir boyut. Armutlu mezeye ve Aiole soslu dev karideslere bayılıyorum. Cajun soslu dürüm tavuk ve bizim puf böreğinin acılı sucuklusu gibi olan ‘’enchenadas ‘’ larıda lezzet dengesi olarak başarılı buluyoruz.
İçecekleri ise bardağa buz ile doldurmadan, sadece bir-iki küp buz atarak istiyoruz. Amerilkalıların buzu sevdiğini söyleyerek tamam haklısınız diyor ama ancak bardağın yarısına kadar boşaltmış olarak getiriyor ki buna da şükrediyoruz.
Restoranı ve yediklerimizi çok beğenmişken tek hayal kırıklığına uğradığımız Çağan’ın büyük bir hevesle istediği çikolatalı tatlının üstüne sıcak tuzlu fıstık sosu ( peanuts )dökmüş olmaları oluyor. Amerikanın sevilen ve tercih edilen bir sosu olan bu soğuk tatlı üzerine dökülen sıcak tuzlu sos mantığını bizim damak tadımızın anlaması mümkün değil.
Yemek sonunda illaki bahşişi hatırlatıyorlar ve %10-18 gibi bir aralıkta kalmasını tavsiye diyorlar. Bu rakamın kesinlikle bir soygun olduğunu düşünsek de, garson kız sevimli ve çok yardımcı olduğu için %10 bahşişe kıyabiliyoruz. Avrupa’da daimi olarak sizi tersleyen garsonlara hesapla mecburi olarak bahşiş bırakmaktansa, burada en azında güler yüzle sizi teşvik edilerek bırakma mecburiyeti yaşıyoruz.
Otele çıkıp üst baş değiştirerek mayolarımızı alıyoruz. Öğleden sonra, dört büyük tema parkına bilet alınca bedava hak verilen su parklarından birine gitmek amacımız çünkü hava çok sıcak, güneş çok kızgın, tişörtlerle amele usulü haşlanmış durumdayız ve su parklarında bir nebze serinlemeyi umuyoruz.
Yine Disney World’ün içinde levhalara göre yönlenerek Typhoon Lagoon isimli su parkına ( water park ) giriyoruz. Su parkları akşam 18.00 e kadar açıklar. Bu su parkını gördükten sonra diğer parklara bilet alarak boşuna harcadığımız zamana yanıp, sadece bu su parkları için tekrar Orlando’ya gelinebileceğine karar veriyoruz.
Typhoon Lagoon bir deniz kıyısı konsepti ile yapılmış, bu konsepte uygun çeşitli su oyunları ve kaydırakların ( water coaster)bulunduğu ferah ve kaydıraklara binmeseniz bile deniz kıyısındaymış gibi keyifli zaman geçirebileceğiniz, özenli düşünülmüş bir park. Park, fırtına atlatmış tropikal bir beldede yemyeşil bahçeler, mağaralar içinden çepeçevre akan bir nehir, sahte bir yağmur ormanı ve büyük bir dalgalı lagünden oluşuyor.
Tam ortada oldukça büyük deniz etkisi veren dalga havuzu yapılmış. Etrafında sunni kumla geniş bir kumsal oluşturulmuş. Kumsaldaki şezlonglardan istediğinize oturabiliyorsunuz. Zemini hafif pürüzlü betondan olan havuz genelde küçük küçük dalgalar ile oynaşıyor ama asıl vurucu dalga, top atılmış gibi bir ‘’güm’’ sesinin ardından geliyor. Tek bir 3-4- mt.lik dalganın nasıl bir e
tkisi olduğunu anlayamadığımız ve kıyı ile dalga çizgisi arasında sığ sayılabilecek bir yerde yakalandığımız için, dev dalga bize çarparak hepimizi çil yavrusu gibi dağıtıyor.
Sonra insanlara bakarak anlıyoruz ki uyarı sesinden sonra zemine kırmızı olarak çizilmiş dalga çizgisinin derinliğine ve civarına gelmek gerekiyor. 3-4 mt.lik dalga üzerinize gelirken tepesinde yüzen insanlar ve aşağıda kendinizi görünce panikliyorsunuz ama hiçbir şey olmadan dalga geçip gidince işin eğlencesinin bu dalganın zirvesinde olmak veya içinden geçmek olduğunu anlayıp bu seferde bırakamıyorsunuz. Dev dalga havuzu Orlando gezimizin favori listesinde bir numaraya çıkıyor.
Sunni olarak yaratılmış tropik bir deniz kıyısı haricinde çok sayıda su kaydırağı da ( water coaster ) bulunuyor. Parkın çevresinde ise hafif akıntılı bir nehir geçiyor ve siz üzerine oturduğunuz şambrel boyutundaki büyük simitlerle bu nehri park etrafında istediğiniz noktaya ulaştıran bir ulaşım aracı gibi kullanabiliyorsunuz yada sadece kendinizi akıntıya bırakarak eğlencenin keyfini sürebiliyorsunuz.( Castaway Creek ) Ancak su kaydıraklarının hepsinin küçük yaş grubuna uygun olduğunu söylemek zor, bu park biraz daha 10 yaş ve üstüne hitap ediyor gibi.
Nerdeyse zorla çıkma noktasına kadar akşam 18.00 de kapanana kadar kalıyoruz. Öğlen çok yemiş olduğumuzdan ve su parkında yorulmuş olduğumuzdan akşamı marketten alınan ıvır zıvır ile – ki tatilin çocukların en sevdiği bölümüdür – geçiştiriyoruz.
Gece çocukları odada interaktif bir dinlenme ortamında bırakarak biz evvelki gün denk geldiğimiz Premium Outlet’e gitmek istiyoruz. Bir saat boyunca dolaşıp bulamayınca GPS i almadığımıza pişman olarak ve telefonu neden açıp bakmadığımızı hiç anlamayarak kös kös otele dönüyoruz.
Amerika’da yollar tahmin edildiği gibi çıkmıyor. Kavşaklarda, Avrupa ve Türkiye de alışık olduğumuz yonca sistemi yok. Mesafeler çok uzun olduğu için de tabelama sistemi bir yere kadar yeterli oluyor. Bu yol çıkar diye umduğunuz yol sizi bambaşka bir yerlere götürebiliyor. Yani umduğunuz yol ummadığınız bir yere, ummadığınız yolda yine ummadığınız bir yere ulaşıyor. Bu durumda daha önce uyarıldığımız gibi bir GPS/telefon Gps’i mutlaka bulundurmanız farz oluyor.
Sonuç olarak Outlet’i araken gelmiş olduğumuz Kissimmee bölgesine bir göz atmış oluyoruz. Bu bölge merkez eğlence alanına daha uzak olduğu için daha ucuz konaklama, daha fast-food’a yönelik yeme-içme alternatifleri sunuyor. Buradaki golf otelleri, Lake Buena Vista bölgesindekilerden biraz daha hesaplı konaklama imkanı veriyor.
‘’Calusa’’ dilinde cennet anlamına gelen Kissimmee’deki tek eğlence akşam yemeklerinde yapılan gösteriler. Kissimmee bölgesinde US 192 yolu üzerinde sıklıkla reklam panolarına rastlanabilecek bu akşam yemeği şovları arasında, Al Capone Dinner Show, Pirates Dinner Show, King Hnery Feast, Mediaval Times yada Wild Bill’s Wild West Dinner Show gibi gösteriler yer alıyor. Orlando Tourist İnformation Merkezinden bu gösteriler hakkında bilgi ve indirim kuponları alınabiliyor.Silver Spurs Arena’da da yılda iki kez ve Kissimmee Arena’da her Cuma akşamı rodeo gösterileri yapılıyor.
İllaki alışveriş yapalım diye çıkmışken, I-Drive üzerinde gördüğümüz Point adlı AVM ‘yi şöyle bir dolaşıyoruz ama zayıf mağazalar ve bir-iki restorandan başka bir şeyle karşılaşmıyoruz. Otele dönerek yarın için güç toplamak daha elzem görünüyor….
orlando-disney-eglence-parklari-icin-genel-tavsiyeler
amerika-5-gun-orlando-disney-magic-kingdom
amerika-7-gun-orlando-hollywood-studios-epcot-blizzard-beach
amerika-8-gun-orlando-universal-studios
amerika-9-gun-kenndy-space-center-miami
amerika-10-gun-miami-everglades-ocean-drive
amerika-11-gun-miami-key-largo-coral-gables