Çocukla Geziyorum

STRASBOURG – 2.gün NOEL’İN BAŞKENTİ

01 Ocak Perşembe 2009

Erken kalkılıp, iki ülke katedilip, geç yatılan bir günün ertesinde, tabiki güne erken başlayamıyoruz.

Kuzey ülkelerinde, hava sabahları geç aydınlandığı, dükkanlar çoğunlukla 10.00 dan önce açılmadığı ve sokaklarda da in cin top oynadığı için, öyle fazla erken kalkmanında bir anlamı yok. Kahvaltıyı kaçırmamak yeterli.

Biz 7 kişilik, ( 4 yetişkin 3 çocuk )Avrupa standartlarına göre kalabalık bir grup olduğumuz için, bize kahvaltı salonunun yanında, ayrı bir odacığı hazırlıyorlar.Yekpare camdan, Place St.Pierre Le Jeune‘ü yani, St.Pierre Kilisesi Meydanını ve gece atıştırmış olan, bu yılın ilk kar birikintilerini seyrederek başlıyoruz kahvaltımıza. Mekan oldukça keyif verecek düzeyde, özellikle yapma narlarla süsledikleri masalar göz alıcı. Narlara bayılıyoruz hatta ileri gidip, göz koyuyoruz.

Peynirler, pahalı Fransız peynirleri, Rocfort , Brie. Yumurtalarımızı nasıl istediğimizi soruyorlar, saydıkları alternatiflerden birini rastgele seçiyoruz, tam olarak doğru kelimeyi yakalayamadan. Sütte çırpılmış yumurta zarafetle servis ediliyor. Şimdiye kadar yediklerimizin en lezzetlisi.

Yeni yılımızın ilk sabahı güzel başlıyor ama dışarı adım atar atmaz, gerçek yüzümüzde şaklıyor. Bu nasıl bir soğuk !

Strasbourg gezimize, Place Kleber’den başlıyoruz. Strasbourg fazla büyük bir şehir değil. L’İll nehrinin çevrelediği ada, Strasbourg‘un tarihi şehir merkezi, modern şehir, nehrin diğer yakasında dağılarak gelişmiş.

Şehir, Fransa’nın Alsace Bölgesi’nde ve Bas-Rhin departmanının başkenti. Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosunu barındırdığı için, ”Avrupanın Başkenti ” olarak da anılıyor. İşiniz düşerse, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘de burada.

Strasbourg, 1988’de UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girmiş. Üniversiteleri uluslarası platformlarda tanındığı için, aynı zamanda bir öğrenci şehri. Ünlü Alman Goethe bile burada öğrencilik yapmış.

Bir sınır kenti de olduğu için, tipik bir Fransız kenti olarak görmek mümkün değil, Alman etkisi çok fazla. Bu karışım, Alsace bölgesinin özelliğini yaratıyor. Prag gibi, kasvetin ve kapalı havanın yakıştığı şehirlerden. Tüm Alsace bölgesinin şarap bağları değerli olduğu için, Strasbourg‘un da şarapları  ünlü.

Gutenberg, matbaayı burada icat etmiş. Hiç şaşırtıcı bir bilgi değil çünkü, meşhur Kara Ormanlar şehrin hemen yanı.Yani ağacın ve odunun en bol miktarda bulunduğu bir coğrafya. Bölgenin mimarisi de tamamen bu ağaç işçiliği ve kullanımı ile şekillenmiş. Eski binaların cepheleri, ahşap taşıyıcılar ve kalaslarla desteklenmiş, ağaç söveler ve süsleme elemanları yoğunlukla kullanılmış. Görsel olarak her yerde rastlayamayacağınız bir karakteristik arz ediyor.

Kleber Meydanından, Rue des Grandes Arcades Caddesini takip ederek, Place Gutenberg‘e gelip, oradan sola dönünce de, Place de la Cathedrale ‘e çıkıyoruz. Kısa mesafelerde, iç içe sayılabilecek meydanlar. Noel Pazarı, sabah olduğu için acele etmeden yavaş yavaş açılıyor.

Rue du Maroquın’den, Place du Marche au Cochon Lait Meydanı’na ve yanındaki Place du Marche aux Poissons‘a ulaşıyoruz. Palais Rohan’ın ( Rohan Sarayı ) arkasında, nehir tarafında olan bu meydanlardan, nehir gezinti tekneleri kalkıyor. ( Batorama ) Bir saat kadar süren gezi programı ile tarihi şehrin etrafında tur atılıyor, özellikle Barrage Vauban’ın da olduğu Petit France tarafı Strasbourg‘un en can alıcı noktası.

Ahşabın hakimiyetindeki yapılarda, başka bir özellik daha göze batıyor. Çatılarında, bizim mimari tiplerimize göre oldukça aykırı olarak, 2 hatta 3 çatı katı bulunuyor. Dik çatı eğimi, kış aylarının çok sert geçtiği kuzey ülkelerinde, kar birikmesini önlemeye yönelik kullanılan bir yapılanma şekli. Strasbourg daki özellik ise, çatı pencerelerinin yanında ayrıca kuş yuvalarınında özellikle inşaa ediliyor oluşu. Göçmen kuşların göç yolu üzerinde bulunan ve konaklama noktalarından biri olan Strasbourg, göçmen kuşlardan leyleği, bir çeşit simge gibi turistik amaçlı kullanıyor.

Palais Rohan’ı gezmeyi, daha üşüdüğümüz bir zamana bırakarak, çocukların daha çok ilgisini çeken, sarayın hemen önündeki Place du Chateau meydanına kurulan buz pateni pisti ile oyalanıyoruz.

Yemek için Katedral meydanındaki Maison de Kammerzell, dış görünüşünün etkileyiciliğinden dolayı çok cazip görünüyor olsa da, çok talep gören bir yer olduğu için, rezervasyonsuz 7 kişilik yer bulmak mümkün değil. Fazla vakit kaybetmemek adına gözümüze çarpan ilk kafede ayak üstü geçiştiriyoruz.

Strasbourg, içinde yer aldığı Alsace bölgesi mutfağına sahip ve bu bölgenin, Fransız mutfağında da özel bir yeri var. Ama gel gör ki, sadece çocuklara değil, bizim kebap kültürüne düşkün beylere de, yağlı kaz ciğeri veya Choucroute adı verilen lahana yemeğini yedirmek münkün değil. Gastronomi keşiflerini, bu konuda iddialı olanlara bırakıp, biz Strasbourg‘u kültürel açıdan tanımaya devam ediyoruz.

Place du Chateau’da aynı zamanda Musee du Louvre de Notre Dame olmasına rağmen, kısıtlı vaktimizi Musee Alsacien ‘i gezmek için kullanmayı tercih ediyoruz.

Rue de la Division Leclerc‘den nehrin karşısına geçince, Quai St.Nicolas’da bulunan müze, tipik bir Alsace evinde, tarihsel süreçte, Alsace Bölgesi’nin gündelik yaşamına ait bilgiler veriyor. Bu tür müzeler her zaman çocukların da daha fazla ilgisini çekiyor.Kullanılan eşyalar, odalar, mutfak v.b…

Strasbourg‘da ayrıca, Musee D’Art Modern et Contemporain ( Modern Sanatlar Müzesi ), Musee Zoologique ( zooloji Müzesi ), Musee Historique de la Ville Strasbourg (Strasbourg Şehri Tarih Müzesi ) ve Musee Tomi Ungerer Centre İnternational de L’İllustration ( Toni Ungerer Müzesi – heykeltraş ) var.

Çocukların ilgisini çekecek olanlar, Musee ”Les Secrets du Chocolat”   Çikolatanın Gizemleri Müzesi ) ve Jardin Botanique ( Botanik Bahçesi ) içinde yer alan Planetarıum de Strasbourg ( planetaryum )olabilir. Ancak hava öylesine soğuk ki, dışarıda daha fazla dolaşmak mümkün değil. Erkenden kararmış olması da soğuğu iyice arttırıyor.

Otele dönüp biraz ısındıktan sonra, gözümüze kestirdiğimiz bir restorana, otelden rezervasyon yaptırıyoruz, çünkü kapıda 7 kişi, 3’ü çocuk olarak gördüklerinde yer olmadığını söyleyerek almak istemiyorlar. Ama belli otellerin müşterilerini çevirmeleri mümkün değil.

Rue du Vieux Marche aux Vins üzerinde şık bir İtalyan Restaurant’ı olan Bistro Romain‘e (www.bistroromain.fr) gidiyoruz ve bir kez daha ispatlanıyor ki, İtalyan yemekleri her zaman kurtarıcıdır ve İtalyan Mutfağı, Türk damak tadına en yakın mutfaklardan biridir, Alsace gibi bir gastronomi bölgesinde olsakda…

strasbourg-3-gun-colmar

strasbourg-4-gun-europapark

strasbourg-5-gun-petite-france-donus

strasbourg-fransa

 

Paylaşın: